FIRTINA SONRASI TABLO

siyaA. Kerim Saruxan / Şunu açıkça ifade etmeliyim ki, geçmişte izlediğimiz film kendisini yineliyor. O zamanın sisteminde var olan çark, kendisine has şekliyle dönüyor. Her şey birileri tarafından planlanmış ve gösterime sokuluyor. Malazgirtte Alpaslanla başlatılıp Kemalistler tarafından üzerine beton dökülen senaryo her kuşak tarafından bir öncekinin komedisi gibi trajik bir biçimde oynanmaya devam ediliyor.

Altı biraz eşildiğinde zorbalık,inkar, imha ve ihanet sırıtan bu oyunun oyuncuları olarak bugünkü kuşakların da dünkülerden pek bir farkı yok. Her taraflarından amatörlük fışkırıyor.Yine hayatın bir cilvesi ki,bizden öncekiler gibi bizler de kendimize ait olmayan bir oyunun oyuncuları olarak ortaya çıkıyoruz.

Oyunu kazanmak için de tüm gücümüzü tüm enerjimizi harcıyoruz. Ne yazık ki,yönlendirmelerden kurtulamıyoruz.

Düşmanlarımız Kılıçdaroğlu, Ağar ve daha nicelerinin elleriyle kendi konseptlerini uygulamaya koyuyor. Bizi parça parça dağıtıp yok etmeye çalışıyorlar.

2008 yılının sonlarından itibaren başlayan 29 mart yerel seçim propagandaları 2009 yılında partlerin biribirlerine karşı estirdiği bir fırtınaya dönüşmüştü. Bir yandan ergenekon infazları,bir yandan yolsuzluk dosyaları dilden dile dolaşıyor,zıt görüşlü görünen parti yetkilileri biribirlerine kişiliklerini dahi rencide edici sataşmalarda bulunuyordu.Bu fırtına 29 mart 2009 yerel seçimleri arifesine kadar sürdü.2010  12 eylül referandumu ile hızının zirvesine ulaşmıştı.Toplumsal dalgalanmalar yaşanıyordu.Her parti daha fazla mevziyi ele geçirmek ve hakimiyetini güçlendirmek için yarışıyordu.Adeta insanlar bire bir markaja alınır gibi hummalı faaliyetler yürütülüyor,teşkilatlanmaya çalışılıyordu.

İşte o fırtınanın rüzgarlarına kendilerini kaptıran biz Kürtler de,yaptığımız çalışmalarla bir yerlere ulaşmaya hak arama savaşımızın meyvelerini toplamaya çalışıyorduk.Ancak,gerek içimizdeki gerekse dışımızdaki etkenlerden kaynaklanan anti demokratik davranış ve uygulamalardan dolayı başarılarımız gölgeleniyordu.Yine aynı talihsizlik kaybeden yine biz oluyorduk.Tehlikeyi gören,bilen ya da hisseden büyük sorumluluk sahipleri kişi ve partilerin  sağlıklı ve doğru bir çözüme varmak için harekete geçirilmesi gereken mekanizmalar üzerinde halen de ciddi bir etkileri yok.

Hepsi de çok değerli,çok bedel ödeyen insanlar fakat çözümleyici olma konusunda oldukça zayıf bir performans sahibi.Halkımızın ulusal ve toplumsal sorunları tüm çıplaklığıyla ortada olmasına rağmen çıtayı bir türlü düzeltemiyorlar.Halkını ve ülkesini seven insanlara düşen görev sapla samanın birbirine karıştırıldığı bir ortamda ülkemizi içinde bulunduğumuz bataklığa sürükleyenlerin hepsine karşı mücadele etmek olmalı.Halklarımızın özlemi olan fakat bir türlü gerçekleşmeyen bağımsızlık ve özgürlüğü yakalamaya çalışmalı.Toplumlarımızın iç dinamiklerini tahrip edenler ise gaflet uykusundan hala uyanmamışlar.Belki de çok kısa bir zaman daha yaşamak istiyor,rahat ölmek için döşeklerini hazırlıyorlar.Çünkü onlar devrimin en yakıcı etkilerinin hangileri olduğunu bilince çıkarmıyorlar ya da akıllarına getirmek istemiyorlar.İşte önümüzde duran tablo.

Sonuç olarak denilebilir ki,bu güçlerin önünde iki yol var.Ya çözüm,ya da aldırışsızlık.Ya derebeyleri hukukuna devam ve savaş,ya da eşitlik,özgürlük ve barış.Ya demokrasi ya da diktatörlük.Unutulmamalı ki,temeli talana,adaletsizliğe ve zorbalığa dayanan bir ülkenin geleceği hiçbir zaman güven altında olamaz.

 A.Kerim Saruxan                                                                             

Yorum ekle