Beni terk etmeyen kabuslarım
Aysel Çürükkaya / Bir hafta önce CHP Milletvekili ve Avukat Hüseyin Aygün’ün Dersim katliamı ile ilgili yaptığı açıklamalarla Türkiye’ nin gündemi birden Dersim e odaklandı. Türkiye cumhuriyetinin Başbakanı 70 yıl sonra televizyonlarda 1938 Dersim katliamının nasıl yapıldığını, şimdiye kadar anlatılan yazılan, kulaktan kulağa dolaşan fısıltıları o kürsüden açıklamasını ve özür dilemesini önemli görüyorum.
Cumhuriyet kurulduğundan bu güne kadar ilk olarak bir başbakan Dersim katliamını resmen kabul ediyor ve özür diliyor. Ben çalıştığım için söz konusu açıklamayı izlemedim. Kız kardeşim telefonla beni arıyarak, heyecanla ve ağlayarak, titrek sesiyle başbakanın açıklamalarını bana aktardı. Ardından: “Abla şu anda tüylerim diken diken, atalarımızın ve bizim yaşadığımız acılar korkunç, şimdi bir film şeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden o acılar. Yaşadığımız acıların filmleri neden yapılmıyor? Yapılsınki gelecek nesiller gerçeği bilsin ve bu acılar bir daha yaşanmasın” dedi. Bende ağlama güzel bacım belki bundan sonra olur, diyerek telefonu kapattım.
Biraz düşündüm gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Düşlerim beni çocukluğuma götürdü. Ninemin, yengem Elif’in söyledikleri yankılandı kulaklarımda. Henüz on yaşlarındaydım. Cerxekli yengem Elif ile tarlaya giderdim. Yan yana yaya yürürken o, güzel ve hüzünlü sesiyle 1938 yılında Dersim de yapılanları şöyle anlatırdı: ”Askerler çevre köyleri ateşe vermişti. Damlar yanıyordu, kadınlar ve çocuklar askerlerin önünde elleri başlarının üzerinde bağlı götürülüyorlardı. Babam, askerler köyümüze ulaşmadan beni ve yirmi kadar çocuğu uzaklaştırarak dağın yamacında bir çukurda sakladı. Üzerimizi çalı çırpı ile örttü, sakın ben gelmeden buradan çıkmayın diyerek ayrıldı. Biz çocuklar birbirimize sarılıp korkudan titriyorduk. Askerler ayrılıp gidene kadar biz çıkmadık oradan.”
Nenemden de çok öykü dinledim: Munzur nehrinin kan aktığını anlatırdı. Askerlerin eline geçmemek için kızların gelinlerin kendilerini uçurumlardan attıklarına tanık olduğunu anlatıyordu. Ve küçücük kızların zorla alınıp götürüldüklerini de söylerdi.
Ben dağ mahallesinde daha küçük bir çocukken, katliam mağduru Ema lengeyi kendi gözlerimle gördüm. Anneme Eme’ nin bir elinin ve bir ayağının neden kırık olduğunu sorduğumda, bana hazin hikâyesini anlatmıştı. 1938 de Galbusan köyünde otururdu. Askerler köyünü basmaya geldiklerinde kadınlar, erkekler, çocuklar canlarını kurtarmak için Zargovit ormanlarına kaçmışlardı. Kadınlar ormanın girişinde saklanmış, erkekler uzaklaşmışlardı. Köyün evleri ateşe verilince kadınlar ve çocukların yanında bekleyen Ema lenge nin köpeği “sıço” havlamıştı. Kadın ve çocukların yerini öğrenen ekserler “sıço” ya silah sıkarak öldürmüş, kadınlar ve çocukları toplayarak bir dereye götürmüş, orada topluca kurşun yağmuruna tabi tutmuştu. Ema lengenin anası kendisini kızına siper yapmış, annesinin altında kalan Eme kolundan ve bacağından aldığı iki kurşunla ölümden kurtulmuş, gece dereye gelen erkeklerin yardımıyla ölü annesinin altından alınıp götürülmüştü. Ema, bizim dilimizde emine, Lenge ise topal demekti.
Bacımın telefonu bu anıları hafızamda canlandırdı. Başbakan Recep Tayıp Erdoğan’ ın “Dersimde katilam olmuştur ve ben devlet adına özür diliyorum” demesi, resmi tarihin bütün yalanlarını orta yere dökmüştür.
Küçükken sopalarla beni döverek Türkçe öğrettiler, kafamı değnekle kırarak, çubuk yarıklarının kafamda bıraktığı izlerle Türk olduğumu bana söylettiler. Kürt olduğum halde, soyadımı “öztürk” yaptılar. Oturduğum mahallenin adı, atalarımın katili olan Abdullah “Alpdoğan” adını almıştı.. Okuduğum okulun adı, Dersim katliamının emrini veren Mustafa Kemal’ in soyadını taşıyan, “Atatürk ilk okuluydu.” Evimiz “savaş sokak”taydı ve apartmanımızın adı “cumhuriyet apartmanı”ydı.
Ema lenge, Sıço, Alpdoğan, Atatürk ilk okulu, savaş sokak, cumhuriyet apartmanı hayatım boyunca beni terk etmeyen kabuslarım oldu.



Yorumlar
Yılardan sonra Kürdistanın,Kar deleni,Şilanı Aysel heval yazabildi.Direnişiyle yaşam tarzı ile,Leyle ve Mecnun aşkı ve evliligi misali biçimi ile dilere destan Aysel heval nihayet ölü toprağını üzerinde atabildi.Erkek oğlu erkekler bile senin direnişin karşısında ,erkekliklerind e utandılar.işkencecilerin kralı dahi senin direnişine hayret eti.oysa yaşam ve mücadelenin zor gidişatı seni bir süre ayrı düşürdü.Kürdistan devrim takipçileri bu sürede devrimcilik de bir modaimiş,bir süre sonra bırakılır fikrine kapıldı.Tecrübene ve müthiş direniş ruhunla kitleleri aydınlatma fırsatını kaçırmıyacağını umuyorum.Hem Dersimli ve katliamda geçmiş bir aileden gelmeniz hemde Kürdistan ulusal kurtuluş savaşından beri yer almanız çok önemlidir.işte bu birikimi kitlelere ulaştırmanız sizin tarihi görevinizdir.Unutmamanız gereken internet her yerde herkese ulaşabiliyor.
Size duduğum saygı bir başka, bunu hep söylemişim ve söylerim. Ema Lenge'nin yaşadıklarının bir başka halini yaşadınız. Ama şunuda bir türlü kabullenemiyoru m. Hala kendinize Kürt diyorsunuz ya, el insaf diyorum.
Diyorunuz ki "Kürt olduğum halde, soyadımı “öztürk” yaptılar. Kafama vura vura Türkçe öğrettiler".
Türkler soy adınızı Türk yapmışlar ama Kürtler kimliğinizi, kişiliğinizi değiştirmişler. artık onlar nasıl bunu başarmışlar onuda en iyisi siz bilirsiniz, nasl sizi Kürtleştirdiler bilmiyorum ki? Anneniz Babanız yaşıyor sanırım hala, hiç sordunuz mu annenize, ana biz kimiz diye. Sormadıysanız bir sorun, ama onun anladigi dilde sorun.
saygılar dilerim
Altın sarısı, yeşil gözlü, kahve rengli evlatlarımızı anlatın, anlatında, varıyla yokuyla bu çiyanlar kusmuklarda boğulsunlar....
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için