AŞK

eros1Beni Saadet Erdem-Eros, annesi Aphrodite gibi dünyaya güzellik ve neşe getirir. İnsanların gönüllerini aşk ateşi  ile yakar, insanların mutluluklarını yada sonlarını hazırlar. Sırtında bir çift kanadı vardır. Bu kanatlarla dünyayı dolaşır geçtiği yerlere çiçek kokuları saçar. Eros'un elinde her zaman okları olur. Bu oklarla insanları kalplerinden vurur onları birbirlerine aşık eder...

Tarihsel ve güncel anlamda, aşkın yüzlerce, binlerce tanımı yapılmıştır.
Yüzyıllar boyunca, romanlarda, şiirlerde, öykülerde anlatıla anlatıla bitirilemeyen aşk uğruna canlar, ülkeler feda edildi. İnsanoğlunun hayatını baştan sona değiştirebilen güçlü duyguya sadece ‘aşk’ denildi..

.

Aragon hiç bir aşkın mutluluk getirmediğini, getirmeyeceğini ifade etse de, aşk hakında, günlük hayattan en yüce duyguların işlendiği sanata kadar, her alanda yine de söylenecek söz vardır.

Aşk romanı ile satış rekorları kıran Elif Şafak...

 Mevlana dönemindeki ilahi ve dünyevi aşkı konu ettiği , Mevlana ve Şems- i Tbrizi aşkı....
Mevlana:" Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akillilik vardır.
Aşk hikayesi, kimsenin hatta yazarı Erich Segal 'in bile anlayamadığı şekilde ortalığı allak bullak etmişti..
Aşk, sevinç, hayatın tadını çıkarma, Hayyam'a göre vazgeçilmez insan duygularıdır.
Milena ve Kafka aşkı.... yaşanan ender aşklardandı...
"Aşk bütünüyle kişinin kendini tamamlayabilme umuduna dayanır" Oysa" kendimden başka hiç bir umudum yok" demişti Kafka ..,

Dante: Geniş varlık denizinin her yanında geniş bir aşk akışı vardır. Fiziksel devinim, bitkisel yaşam, zihinsel yaşam...hep evrensel aşkın derece derece yükselen aşamalarını oluşturur. Aşağı derecelerinde yanılmayan aşk, akılla aydınlandığı zaman iyilik ve kötülüğe eğilim kazanır. Aşk kusursuz olmayan iyiliklerin üzerinde de vardır. Hatta irade, hile ve şiddet kullanmak yoluyla bir başkasının kötülüğüne çalışmış olsa bile aşka uyar...

İşin aslına bakarsanız, aşk konusunu felsefenin sınırları içine çeken ilk filozof Arthur Schopenhauer dir. Daha sonraları da, Sonsuz bir giz içinde  insanların beynini kurcalayan soru  ve cevabı kimse tarafından kesin, net olarak bulunmamıştır ...


Son yıllarda, aşk doğaüstü bir duygu olmaktan çıkmış ve bilimin ilgisini çekmeyi başarmıştır. Yüzyıllardır bilim ve aşk birbirlerinden uzak gibi durmalarına rağmen, bilim aşk'ı filozof ve şairlerin omuzlarından alıp, gizemli bir sır gibi duran aşkın sırrını çözmeye karar vermiş.
Bilim aşkı bir solukta hiçe çevirse de, bilim ve aşkın yan yana anılması itici görünse de,
"Bern Üniversitesinden Claus Wedekindin araştırmasının sonuçlarına göre kadın ya da erkek olsun karşı cinsin DNAsının kokusundan etkilendiğinde bir çekim hissediyor.

Wedekind araştırması sırasında, altı kişiden, her tür kokudan olabildiğince arınmış bir ortamda, üst üste iki gün aynı tişörtü giymelerini istedi. Daha sonra erkek ve kadınlardan oluşan 100 denek bu tişörtleri koklayarak tercihlerine göre sıraladı.

Deneme sonunda, giysiyi taşıyanların bağışıklık sisteminden sorumlu bir grup geni (CMH) koklayanlarınkinden ne kadar farklı olursa, kokunun da o derece hoş bir etki yarattığı belirleniyor. Kısacası, DNA kokusu, aşkı oluşturuyor.

Duyguların kimya fizik formülleriyle açıklanmasına elbette gönlümüz razı olmaz. Bilim adamlarına göre, aşk, insan vücudunda oluşan kimyasal etkileşimlerin sonucu ortaya çıkıyor. Onlar, size bu açıklamayı bir formül ile de özetleyebilirler. Fakat, duyguları formüllerle sınırlı tutmayalım. Verilen bilgiye göre, her şey bir hormonun marifeti. "
Yapılan araştırmalarda, tutkulu aşk ile ilgili bir başka gerçeği daha gözler önüne sürülüyor. İnsanlar genellikle sürdürdükleri hayatı çok mutsuz hissettikleri zaman, tutkulu aşka kendilerini kaptırıyorlarmış..

Kısacası en gözde duygu olan aşkın beyindeki merkezi gösterilmeye çalışılmıştır. Ne var ki bulunan bazı verilerin olmasına karşılık, hala tam olarak bir fikir bütünlüğüne varılamamıştır...

Aşk ile ilgili her türlü çaba ne yazık ki,  artık yanı başımızda değil. Sevgi ve nefretin karıştığı çok tuhaf günlerden geçiyoruz. O yüzden de, şaşkınlığımız algılama güçlüğümüzü besliyor ve her şey gibi aşk ta erezyona maruz kalıyor...

Aslında Aşk ta kadını, erkeği de anlamaya çalışmanın bir faydası yok. Kadın da, erkekte nasıl sevmek isterse bırakın öyle sevsin. Bir erkeğin hayata bakış açısı, mizah yeteneği, hırsı, düşünceleri, arzuları bir şekilde çekebilir kadını. Ama en önemlisi, onun ne istediğini değil, onun neler beklediği önemlidir. Kadın, bir erkeğin kendisi için en iyisi olduğunu bilmek ister. Her istediğinin yapılması veya ona verilmesi değil, genel olarak düşüncelerinin kendisiyle aynı oranda karşısındakinden saygı görmesi önemlidir.

Kadını anlamak şeklinde, ayrı bir kategori oluşturmaya gerek yok diye düşünüyorum. Zaten anlamak karşısındakine, sürekli misyon yükleyen bir şeydir. Misyon yüklemeyin, anlamayın, rahat bırakın yeter...

İnsanların birbirlerini anlamakta zorlandığına inandığım bu gün, Kadının da, Erkeğin de ne istediği anlaşılmıyor.
Ayrıca, birbirlerini anlaması da gerekmiyor. Nasıl mutlu olunuyorsa öyle yaşansın veya Platon un felsefesi olan platonik aşk uygulansın. Uzaktan sevmek... Hem acımazsınız hem de, anlamak gibi bir derdiniz olmaz ...
benisaadet Erdem
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yorum ekle