SAF IŞIKLAR

isiklarBenisa Erdem/Uzun bir aradan sonra ilk kez eline bir kitap alıyordu .Bu onun geçmişiyle de bir hesaplaşması olabilirdi . O farklı koşullarda hep aynı insandı. Hayatı boyunca aynı insanlarla tekrar tekrar karşılaşmış, her birinin yaşantısını kendisiyle birleştirip sonunda birbirine karıştırmıştı.

Geçmişinin bir kesitinde başarmak üzereydi. Çok okumak ve çok bilmek istediği bir dönemdi.Dış görünüşü ile umulmayacak bir biçimde dengeli herkese akıl veren öne çıkmaktan haz duyan biri olsa da, aslında çabuk kırılan, ne istediğini de tam olarak bilemeyenlerdendi, varlığının farkında olmanın, gücünü yaşarken, karşısına çıkan,

Oldukça yakışıklı, onu doğup büyüdüğü memleketine evlenerek götürme isteğine cevabı şöyle olmuştu:

'Ben hayatı seven biriyim, işte bana yeni heyecan veren bir fırsat, nasıl mutsuz olabilirim ki, bana vız gelir her şey' dedikten sonra, sözlerindeki inançsızlığa rağmen, karşısındaki erkeği kurtarıcı gibi görüp, biraz da değişmek için verdiği mücadeleden ve aldığı sorumluluktan kendini kurtarabileceğini sandı.

Dalgın dalgın elindeki kitabı sehpaya bırakarak, düşünmeye başladı. Evliliğimde yaşadığım hiçlik ve kaybettiğim zamanı nasıl telafi edeceğim. Yaşamı yeterince daha tadamadığını, ağır aksak bu günlere geldiğini herkes deli gibi koştururken nasıl sıfırdan başlamak zorunda kalabileceğini düşündü, derin bir iç çektikten sonra, zamanları nasıl lehime çeviririm diye de fikirler üretmeye başladı.Yaşamın ağırlığını kavrayıp, boşa sallanan düşüncelerini bir köşeye atarken çoğu kez olduğu gibi kendini kendi kendine saldırırken buldu. 'Hiç bir şey kalmamış geçmişten ,geleceğin de ucu bucağı görünmüyor, binlerce kitap mı okumam gerekecek, oysa elime aldığım bu kitaptan bile sıkılıyorum'

Tekrar kitabı eline alıp okumaya çalıştı, kitaptan bazı satırları belleğine yerleştirdi " Zaman, bir eser üzerinde uzun müddet çalışan ve her yıl bir şeyler ekleyerek tamamlayan ressamlar gibi " tam olarak kitaptaki konuyla bağlantısını anlamasa da bu cümleler onu heyecanlandırmıştı; kendince de yorum katarak, aslında geçmiş; kayıp değil, iyisiyle kötüsüyle tamamlanıp var olmaktı diye düşündü. 'Artık kendimi var olmuş saymalıyım, iyi hoşta peki ben ne sunacağım insanlığa' diye düşünürken fikirleri üst üste yığılmış,içinden çıkılmaz bir hal almıştı. Tekrar kitabı elinden bırakarak bıkkınlık ve sıkıntıyla pencereden gök yüzüne baktı. Ay ışığında saf ışıklar olarak bildiği yıldızların bu kadar kalabalık oluşunu ilk defa görüyordu. Kırılıp her tarafa saçılmış kristal parçaları gibiydiler. Şaşkınlıkla bakarken bir grup parlak yıldızın el ele tutuşmuş, neşeyle kimseyi umursamadan iş başı yapmaya gider gibiydiler. Uzakta cansız olana ilişti gözü. Acıyarak bir süre baktı. Sonra kendine mırıldanarak konuşmaya başladı. 'Mağrur ve diğerlerine mesafeli duran bu yıldız neden hüzünlü duruyor?

Karşı tarafta heyecanla bekleyen sevgilisi olmalı, seviyorsa son vermeli gurura. Oda aşkı yitirmek üzere çok garip bunalan öfkeli olanlar bile var. Büyük bir dikkatle dinlenen, çevresi sarılan bu kişi saygıdeğer biri olmalı, Kazanmayı bilenlerden. Bunlarda çocukları önde koşturan bir aile. Bu yaşlılar grubuna ne demeli.Gelecekten umutlarını kesmiş bir arada geçmişin anılarıyla zaman geçiriyor gibiler, tıpkı yeryüzünde olduğu gibi.Birbirlerine yakın ama uzak. Gülmeyen ve sıkıntılı olan bu yıldız neyin nesidir acaba? O da ışıldamak için çaba harcamıştır, ama bilmesi gerekir yaşamaya mecbur olduğunu. Ne yazık! Oysa aralarında en soylusu en onurlusu gibi duruyor ama çok altlarda kalmış kimse onu umursamıyor, yaşam sevinci kalmamış gibi keşke sürükleyebilseydim onu yaşamın içerisine, küçük kara bir bulutun üzerine geldiğinin bile farkında değil. Neden hiçbir tepki göstermiyor!. Eyvah! Gözden kaybolacak görünmeyecek yok olacak sadece kıpırdanıp, çevresine baksa kurtaracak kendisini, duyacak sevinç çığlıklarını, dans edenleri, doruklara çıkanları, yaşama doğru kanat açıp uçanları, çok geç artık onun için, bulut yavaş yavaş çöküyor üzerine. boğulup gitti işte. Bir süre sonra hüzünlenerek gökyüzündeki kasvetli kalabalığın onu yorduğunu düşündü. Göz kapaklarının ağırlaştığını hissetti. Uyumaya gitmeden son bir kez daha kaybolan yıldıza dönüp baktığında: 'İyi ki ben o yıldızın yerinde değilim, yazık oldu!' dedi.

Yorum ekle