ŞEMS-İ TEBRİZİ ANLAMAK…( BABI-I AŞK )

 

 

semsi tebriziBenisa Erdem /Şems-i Tebriz î, genel olarak, entellektüel ve akademik Mevlânâ’yı  bir şaire dönüştüren eğitimsiz gezgin bir derviş olarak düşünülür…Dr. Semih Ceyhan onu şöyle tarif ediyor: “Sipehsâlâr’a göre Şems, kerametlere meyli olmayan, kara keçe giyip kendini halktan gizleyen, daima mücahede halinde bulunan, tâcir kıyafetiyle devamlı seyahat eden, medrese ve tekkelerden ziyade kervansaraylarda konaklayan, içinde bir şey olmadığı hâlde kaldığı hücrenin kapısını sağlam bir kilitle kilitleyen, sırlarla dolu, şalvar uçkuru örerek geçimini sağlayan bir derviştir…


Ben de kısaca kendisini tanıtarak anlamaya çalıştım fakat Tebrizi nin topluma yol göstermek için yorucu bir gayretin içinde olmasına rağmen yaşadığı topluma değil de, sonraki asırlarda ancak  anlamaya çalışılmış.

‘Ben, Ali oğlu Muhammed. Tarihin andığı üzere: Tebrizli Şems . Dedem Azeri Türk’üdür.Babam Melik dadoğlu Ali…

Dedem Horasanlıdır.  Alamut’ta yetişip büyümüş,Hasan Sabbahın talebelerindendir. 

Horasan da ticari bir husumet nedeniyle ailem Tebriz’e göç ederek oraya yerleşmiş.Ben burada 1183 yılında dünyaya gelmişim.Bana Muhammed  ismini verirler.

Çocukluk çağlarımda bana garip bir hal gelmişti. Gece hiç uyumuyor sabahtan akşama kadar ağzıma bir lokma koymuyordum.Üstelik ne uykusuzluk çekiyordum ne de açlık.

Sanki gizli bir el beni güçlü bir halde ayakta tutuyordu.

Bir sabah uyanarak aileme dedim ki..

- Bugünden sonra bana Şems diye seslenin. Kuran’daki Şems süresine aşık oldu evladınız. O günden sonra ismim Şems olarak anıldı… 


Mevlana ile benim kişilik özeliklerimiz bambaşka dır. Ben sivri dilli sert mizaçlı sinirlendiğim zaman müstehcen sözler bile sarf edebilen, insanları kırmaktan çekinmeyen,  öğrencilerine karşı darbeci olabilen yapıma karşılık ;Mevlana ‘nın son derece nazik sözleri ve tenkitlerini,insanları kırmayacak şekilde kibarca olan bir kişilikte görürsünüz.Mevlananın yüzü güzeldir.Benim hem güzel hem de çirkin tarafım vardır.Mevlana benim güzel tarafımı görmüş çirkin tarafımı görmemiştir ….

Ben ki, kuralları yıkmaya gelmiş Şems, ben ki dünya nimetlerini elimin tersiyle itmiş Şems, nasıl olurda beni yanlış anlatılar. Neden kendi entirikalarının ortasına yerleştirirler beni? Ancak hem kendi hem de sonrasındaki dönemlerin insanlarına anlaşılmaz ve aykırı gelen tüm söz ve tavırlarına rağmen…


- Bu ne haldır?

 Mevlana’yı bütün eski dostlarından ,yüce durağından çekip alan,kendisi ile meşkul eden bu adam kimdir? Nereden geldi ne yapmak istiyor ?Diyor, hatta çok ileri giderek bana laf atmaya, sataşmaya kadar götürüyorlardı… Korkuları ile yüzleşmekten ürken toplumların en kolay becerdikleri husus Aşkı lanetlemek değilmidir. Hakiki sufi öyle biridir ki başkaları tarfından kınansa, ayıplansa ,dedikodusu yapılsa hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp kimse hakkında kötü laf etmez…





 Mevlânâ’nın mertebesini hakkıyla bilenler Şems-i Tebrizî’yi es geçemeyeceklerini, onsuz bir Mevlânâ nın, hayal bile edilemeyeceğini, birini anarken diğerinin görmezden gelinemeyeceğini gayet iyi bilirler. Şems’in tüm insanlığa ilahi aşk ve sırları anlama yolunda bir yol haritası sunan ilişkisi hakkında çok az şey biliyoruz… Bu haritayı bilmemiz gerekiyor ve bunun yolu da her yönüyle sıra dışı bir Allah dostu olan Şems’e odaklanmaktan ve imkansız olsa da anlamaktan geçiyor…1247 yılında Mevlânâ ile olan sırlı dostluğunun anlaşılmaması ve dedikodu kazanının kaynamaya başlaması üzerine ondan ayrılarak uzaklara gitse de ya da iddia edildiği gibi öldürülse de Mevlânâ’nın eserleri vasıtasıyla şöyle bir mesaj bırakır: "Beden itibarıyla ondan ayrıyım ama, ikimiz de bir nuruz. Ey Talip! İster onu gör, ister beni. Ben O’yum O da ben." Mevlânâ ile Şems ilişkisi bir başka açıdan da Musa  ile Hızır  ilişkisine benzetilir. Adeta bu ilişkinin detaylım açıklaması, genişletilmiş yorumu gibidir. 

Mevlana  şems'in ölümünden sonra onu her yerde  görmeye çalışmış ve onunla ilgili beyitler söyleyip durmuştur.

"sürekli şemseddin, şemseddin diye,

şarkılar söyleyen ben değilim,

hayır, bahçede bülbül ve dağda keklik,

aydınlık gün pırıl pırıl, şemseddin der,

ve gökler döner şemseddin diye,

cevherlerle dolu dağ, şemseddin der,

gece ve gündüz: şemseddin..."



Gerçekten de öyle olmuştu. Sonsuza götüren bir denizin kıyısına varmıştım.

O zaman anladım ki, susmak bir cüsse işi. Derin denizlerin işi.

Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor.

Derin denizleri ise ancak derin sevdalar..

Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor.

Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.


Bana göre aralarındaki şeyi anlayabilmek bakımından, Mevlana'nın şems'in onu terk edip gidişlerinden birinde yazdığı dizeleri okumak belki bir  başlangıç olabilir:


Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.

başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.


sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?

hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.


çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru

çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.


ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için

bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.


ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi

sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.


sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan

ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.


bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan

gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.


aşıklarla basa çıkacak gücün yoksa eğer

aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.


ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi

bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.


şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize

o zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.


bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle

huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.


harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı

ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.


isyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil

aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme. 


Ben, Şems Tebbriz i beni bu güne kadar doğru yazmayan kalemlere sesleniyorum !Bugünün kalemleri ,sözü kendilerinden önce yaşamış hakiki kalemlerden ödünç almadan yazamıyorlar.Ancak o zaman okunabilir sanıyorlar yazdıklarını. Ay gibi onlar. Kendi ışıkları yok …Güneşleri (Şems leri)!


Benisa Erdem

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


Yorum ekle