Bir Kadın bir portre (Aysel Çürükkaya)

 

aybeniMezopotamya kadını üzerine yapılan araştırmalarda , bundan 4000 yıl önce kadının statüsünün bir çok açıdan bu günkünden daha ileri düzeyde olduğunu gösteriyor. Araştırmacılara göre kadınlar, yüzlerini kapamazlar, erkeklerle birlikte toplumda yer alır ve kendi toplum hayatlarına erkeklerle eşit olarak katılırlar…
Ayrıca ben Kürt kadınını öleceği zaman bir tür ateş olup kendini yakan ve kendisinden yeniden doğan Anka kuşu gibi görürüm.
Bu nedenle “Bir kadın bir portre” adlı  çalışmamın  ikinci bölümünde, güçlü iradesi ile öne çıkan  ve 30 yılı aşkın süre içerisinde, verdiği politik mücadele nedeniyle, ailesinden  bir çok  kayıplar vermiş, acılar çekmiş  önemli  bir figür olan Aysel Çürükkaya ile sürdürmek istedim.
   Kendisi ile yaptığım   samimi ve  sıcak sohbet içerisinde,  
Zaman zaman  gözyaşlarımıza  hakim olamadık , Zaman zaman da  gülümsedik. Bu gün Aysel Çürükkaya’yı , mutlu  ve gülümser görmek beni de umutlandırıp,  sevindirmiştir. Öncelikle,  bana ayırdığı zaman ve içtenliği  için,  kendisine çok teşekkür ediyorum. Ayrıca , beni kırmayıp eşi hakkındaki düşüncelerini , duygularını paylaşan  Selim Çürükkaya ya da, teşekkürlerimi  sunuyorum. 
-Aysel Çürükkaya kimdir?
 
- Tekrar gündeme gelen, dedemlerin katledildiği , kemiklerinin mağaralarda farelere  yem edildiği,  o yörenin,  Dersim’ in Taptik köyünde  dünyaya geldim, zulme ve hayasızlığa  karşı koyan   Kadınların , kızların nasıl teslim alınamadığını nenemden dinleyerek büyüdüm.
Dersim de orta öğrenimimi tamamladıktan sonra Öğretmen okuluna gittim .
Orada ilk defa devrim ve sosyalizm  kavramları ile karşılaştım.
Daha sonra Deniz’leri, İbrahim Kaypakayaları öğrendim.
Deniz Gezmiş asıldığında babamın gözyaşlarına anlam veremeyecek yaşlardaydım.
Çatışmalara anlam veremiyordum.
İnsanların tutuklanıp arabalara bağlandıkları ve  ölene kadar sürüklendiklerini de anlamıyordum.
Kısacası bu zulmü anlamıyordum. On altı yaşıma geldiğimde ilk siyasi kitapları  okumaya başlamıştım .
Her şeyi bilmek istediğim bir döneme girmiştim.
Daha sonra kimlik arayışım başladı, kendime sorular sormayı ve cevap bulmayı  öğrendim.
O  dönemde sınıf arkadaşım olan Selim Çürükkaya ile tanıştım.
Okul bitmeden  onunla aşkı tanıdım. Bana devamlı okumam için kitaplar tavsiye ediyor ve temin ediyordu.
Benim Kürt olduğumu ülkemin Kürdistan  olduğunu   ilk ondan öğreniyordum. Ve  Ulusal bilinç ediniyordum. 
O zamanlar kendilerine, Kürdistan devrimcileri denen küçük bir gurupları vardı ve sık sık  taşlı sopalı kavgaları olurdu… 
Bende, bu guruba sempati duymaya başlamıştım.
Sınıf arkadaşım Selim  Çürükkaya ile daha sonraları,  tartışa tartışa  ulusal bilince daha çok  vardım.
Daha çok aydınlandım, anladım artık  kürdün kimliğinin olmadığını veya daha önceki sorularımın cevaplarını bulmuştum .
78 dönemleriydi okulu bitirmiştik. Sınıf arkadaşım , dava arkadaşım olan Selim Çürükkaya ile evlenmeye karar verdik.
Dolayısıyla  o sünni, ben aleviydim bu seferde ,ailelerimizle olan  çelişkileri aşmaya çalıştık.
Ayrıca örgüt engeli de çıkmıştı ama, aşık olmuştuk. Her şeye karşı geliyorduk …Sonuçta evlendik.
Evlendikten sonra siyasette daha aktif rol almıştım.
Seyit Rıza nın dediği gibi, torunlarımız hesabımızı soracak mantığı ile hareket ediyordum .
 
---  Siyasette kadın olmak zordur. En fazla neler zorladı? 
 
--- O dönemde devrimcilik yapmak bir kadın için zordu  gerçekten, kötü gözle bakıyorlardı bize.
Ailemle, çevremle çatışma halindeydim. Üzerimde    baskıları vardı, bu şartlarda  mücadelemi sürdürdüm.
Daha sonra ,  evliliğim özgürlüğüm oldu. Siyasette daha örgütlü daha profesyonel hayatım başlamıştı.
Evliliğim henüz bir yılını doldurmamıştı.
Mazlum Doğan Yıldırım Merkit ve bir Urfalı bir arkadaşla birlikte Mardin yol ayırımı üzerinde sahte kimliklerle yakalandık.
Urfa cezaevinden sonra, Diyarbakır cezaevine götürüldük.
Bir hafta sonra da bir gece yarısı beni aldılar  Deve geçidi denilen işkence merkezine götürmek istediler.
O gece devlet güçlerine karşı gelmiştim. Kadın başıma beni nereye götürüyorsunuz diye dirensem de sürüklemeye çalıştılar.
Ben  “kahrolsun Sömürgecilik” diye bağırmaya başladım. Herkesi uyandırmayı başarmıştım. Benimle birlikte bir çok kişi de, haykırmıştı…
On gün kadar bir süre,  bir kadının görebileceği   en ağır işkencelere maruz kaldım . Bu arada hamileydim. Bebeğimi  kaybettim ve bir daha çocuğum olmayacaktı. Gördüğüm işkence sonucunda ben artık kendimi tanımıyordum.  Kimliğimi de unutmuştum. Kendime geldiğimde onlara sık sık söylediğim  bir söz vardı zihnimde. “Vücudum elinizde ama ruhumu asla teslim  alamazsınız “ fazladan  bir tek söz bile söylememiştim.
Bir süre, 1 nolu cezaevinde kaldım. Daha sonra 5 nolu cezaevine alındım. Burada gördüğüm işkenceler tamamen dengemi bozmuştu
6 ay yatalak yaşadım. Bu arada PKK ya sempati duyan kadınlar tutuklanıp getirilmeye başlanmıştı.
Hakkari’ li bir bayan vardı. Ana oğul beraber tutuklanmıştı . O kadın bana çok  iyi baktı.
Hakkını asla unutamam,  psikolojim bozulmuştu, doktora götürülmüyordum. Hakkarili bayan, beni kendi eliyle beslerdi . Bana her konuda güç verdi . Kısacası  diğer arkadaşların yardımı ile  tekrar ayaktaydım…
12 Eylül  gelmişti. Cezaevleri dolup taşıyordu. Biz kadınlarda çoğalmıştık .
Sayımız yüzü geçiyordu. 5 yıl boyunca bu cezaevinde  kaldım.
Her türlü insanlık dışı işkenceyi gördüm.
Bize uyku yoktu, amaç bizi teslim almaktı .
Onlar baskı uyguladıkça biz karşı geldik. Zorlandık ama direndik. Kimliğim açığa çıkmıştı zaten.
 Bu defada Selim Çürükkaya yüzünden işkence gördüm. Bitmek, tükenmek bilmiyordu protestolarımız.
 Sayısını bilmediğim kadar açlık grevleri ve Ölüm orucuna yattık. 1ncisi 30 gün sürdü 2ncisi  49 gün sürmüştü.
Son ölüm orucunda doktor damarlarımdan  kan  çekemiyordu, afallamıştı.
 Benim hayatta olmam şaşırtmıştı onu , önlüğünü fırlatıp atmıştı .Bu nasıl bir inançtır ,nasıl olurda hayattasın demişti.
Zaman zordu, belki kazandık, belki  kaybettik, bazen de teslim  alındık  ama, irademizi elimizden alamadıklarını söyleyebilirim.
 

IMG 0102- Ne zaman tahliye oldunuz? Sonra neler yaşadınız?
5.5 yıl içerde kaldım 19 şubat 1986 tarihinde de şartlı
 tahliye oldum.
Eşimin ailesinin yanına gittim. Henüz iyileşmemiştim .
O ara verem hastalığına yakalandım.
Beni  hasta yatağımdan  alıp tekrar tutukladılar.
Benim götürülüş halimi gören köylüler,
ayaklandı  köyde okulun önünde arbede yaşanmıştı .
Ben o gün yemin etmiştim .
Sizin için  sağ kalacağım , ölmeyeceğim diye.
Bu defa , tüm iddiaları red ettim, susmayı tercih ettim.
15 gün hücrede kaldım.
Sanırım  beni ya öldüreceklerini, yada öleceğimi düşünerek beni tutmadılar.
Kısa sürede bıraktılar.
Benim için köyde veya şehirde  yaşam hakkı kalmamıştı,
artık karar vermiştim. Dağa çıkacaktım.
- Dağda kadın olmak nasıldı veya PKK da kadın olmak? 
--Dağlarda yaklaşık 6 yıl kaldım.
Dağa ilk çıktığımda yaygın bir savaş yoktu, sadece keşif gurupları vardı.
Kendi kuralları olan kürdi  bir PKK vardı .
Süreç içerisinde, Şamdan talimatlar geldi ve ters gidişler başladı.
Ben ise, anti demokratik uygulamalara dayanamıyordum, kaldıramıyordum, kendimi hep ikna ettim.
Kabullenmeye çalışmıştım.  Elbette ki, disiplin olmalıydı karşı değildim ama, süreç sanki özgürlüğümü  benden alıyordu .
Orada tek tip Kürt yaratılıyordu.  
Her şeye rağmen  sesiz kalmak zorundaydık .
PKK da  Kadın olamıyorsun, kadın gibi gülmek, kadın gibi yürümek yasaktı.
Süreç içerisinde köleleştiğimin farkına varmıştım.
 Oysaki ben ulusumun özgürlüğü ve kadının kaderini değiştirmek için dağa çıkmıştım.
Kadınların kaderini değiştirmek için taşları kendime yastık toprağı kendime döşek yapmıştım.
 Ama yaşadığım her şey bana korkunç bir oyun gibi geliyordu ve  ölümle dans ediyorduk.
 
¬--Evliliğinizin onbirinci yılından sonra , Selim Çürükkaya ile nasıl karşılaştınız?
-Selim ile 11 yıl sonra karşılaştım .  Ben bir askerdim, kendime ait hiçbir şeyim yoktu. 
İlk  defa Bekka da, akademide karşılaştık . Ne elini sıkabildim , nede sarıldım .
Duygularım sanki kaybolmuştu, robot gibi kalmıştım karşısında.
 Selim beni o halde görünce çok tepki gösterdi “Ne biçim bir kültürle yönetiliyorsunuz ,
size bunu yaptıran bana yaptıramaz, sizi köle haline getirmişler ”
diye isyan ediyordu.
Ben çok ürkmüştüm , onu sakinleştirmeye , ikna etmeye çalışıyordum.
O hala  tanıdığım Aysel bu değil diye büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak, tepki gösteriyordu.
Ben ne yapacağımı  nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum.
Ona başımıza gelenleri dağlardaki tutuklanmaları, zalimliği, örgüt içindeki komploları anlatamıyordum.
Bunları söyleseydim Selim’in hemen açıkça karşı koyacağını biliyordum.  
İhanetle suçlanıp arkadaşlarımın başına gelen akibete  uğramaması için çabalıyordum.
-Apo nun ayetleri  kitabında , senden şöyle  söz etmişti:
 “ben hastaydım, yerde kıvranırken Aysel beni yalancılıkla suçlamıştı:
“ benim öğrenmek istediğim o anki ruh halin  nasıldı, neden öyle davranmıştın?
Öyle davranmak zorundaydım. Çünkü ortam onu gerektiriyordu.
Ben zaten yaşayabilmek için çoktan ortama uymuştum.
Artık eski Aysel yoktu, değişmiştim  ,iradem teslim alınmıştı .
Ben o zaman farklı bir cümle kullanamazdım, ikimizinde başına çok şey gelirdi..
Çok ürkmüştüm ihanetle suçlanmayı  göze alamıyordum .
Sonuçta  bir ideoloji militanıydım.
Aslında, o ruh hali iki cümle ile anlatılacak bir şey değil,  belki ilerde anılarımı yazdığımda detaylı anlatırım.
 
 
-  Bu gün  kendinizle nasıl hesaplaşıyorsunuz?  Geçmişle ilgili neler  düşünüyorsun?
 
 
-Ben şimdi  şöyle düşünüyorum, Kültürel bilinçleri eksik insasanlar malzeme olarak kullanılarak,
başlarına bir despot geçirilerek oluşturulan   bir örgüt yaratıldı ve başımıza bela oldu.
Artık daha sağlıklı düşünebiliyorum , yanlışlarımı görebiliyorum,
değerlendirmeler yapıyorum ve kadınlığımı tekrar kazanmaya çalışıyorum. Yeniden kadın olmak istiyorum.
- Avrupa süreci nasıl gelişti ?
- Hastalığım tekrar nüks edince, beni Bekaadan Avrupa ya tedavi için gönderdiler.
 Bu fırsatı değerlendirmek istemedim ve tedavi sürecini red ettim .
Tekrar dağlara dönmek istiyordum.
 Selim in Bekaa da tutulduğu hapishaneden  kaçtığını duyduğumda ise, bu seferde Selimin kaçışı beni çok kaygılandırmıştı.
 Biliyordum ki,  bu iş beni de kapsayacaktı..
Selimin bir gün beni arayacağını düşünerek beklemeye başladım.
 Bu durumun iç yüzünü öğrenmek istiyordum. Bu arada şunu belirteyim,
Bekka da, kendisine takındığım  tavrımdan dolayı beni bağışlamadı,  benden nefret ediyordu. Bekaa da bana şöyle demişti:
 “Bir zamanlar, Dersim de bir ağacın altında başlayan aşkımızı,
Bekaa da ,bu taşların arasında ve bu ağacın altında bitiriyorum”  
ve parmağındaki yüzüğü çıkarıp fırlatmıştı.
 
-Avrupa da,  Selim Çürükkaya ile ilk görüşmenizde neler yaşandı?
 
-Selim in kardeşleri beni suçluyorlardı , bana  tepki gösteriyorlardı .
Bu durumu düzeltmek için bir gün kardeşinin yanına ziyarete gittim.
Durumu anlatıp anlamak için, tesadüf bu ya Selim’den  kardeşine tel geldi .  
Ben aldım telefonu, hapisten kaçtım dedi, bende iyi halt ettin dedim.
Şimdi ne olacak diye kaygılarımı söyledim. 
Benden istediği sadece onu dinlememdi, bende kendisini dinledim.
Şimdiye kadar kimselere anlatamadıklarını  yazdığı  kitapta her şeyi anlattığını  söyledi,
sonuçta haklılığına  beni ikna etmişti .
Kısa bir süre sonra, örgütü arayıp ilişkimi bitirdiğimi bildirdim. .
 Bu arada , kendisine  maddi manevi destek olmaya çalıştım .
6 ay sonra tekrar  bir aradaydık. ilk gün  konuşalım dediğimde,
hayır ben bu kitabı (Apo’nun ayetleri) okuyacağım ve  sen dinleyeceksin demişti . 
Kitabı bitirdikten sonra bana dediki:
“ben bu kitabı yayınlayacağım, halkımız ancak on yıl sonra bu anlattıklarımı anlar,
eğer bu Avrupa da on yıl hapis hayatı yaşamayı göze alıyorsan benimle birlikte kalabilirsin,
yok diyorsan özgürsün”
Avrupa da 10 yıl  hapis hayatı yaşadık.  
Hiç kadın arkadaşım olmadı, hep irademe yüklendim.
İçimde kopan fırtınaları hep kendim dindirdim.  Hep geçmişimle hesaplaştım. Yanlışlarıma kızdım .
Bu gün geriye dönüp baktığımda ise, tarih haklı çıkarmış Selim’ i ….
- Daha önce söz etmiştin, uğradığın işkence sonucunda bir daha anne olamaycaktın,
şimdi çok güzel bir kızınız var. Kızınızdan   Kısaca söz edebilirmisin?
- Bana dağların hediyesi olan kızım  Soma Madiya  (Soma soranicede göz nuru,
Madiya zazacada biz bulduk )sayesinde anne oldum .
Bu arada, şunu da öğrendim. Sadece doğum yaparak anne olunmuyormuş.
Bu hediye sayesinde anneliğin nasıl bir duygu olduğunu  anladım.
Özelikle, senin aracınla annemden af dilemek istiyorum .
Ülkemi kurtarmak amacıyla anneme çok acılar çektirdim.
Yeni vefat eden kayınvalidem den de, af dilemek istiyorum .
O da bu uğurda , çocuklarını yitiren bir anne, yanlarında olamadığım için  beni bağışlasınlar istiyorum.
- Bu günkü Türkiye ye, dönmek istermisin  veya  ne durumda dönmek istersin?
- Aslında bu süreçte dönmek istemiyorum.
 Döndüğümde başım dik olmalı. Kürt halkının haklarının alınmış, özgür bir ülkeye dönmek isterim.
Şayet dönebilirsem, saçlarım ağarmış, elimde baston  Dersim de olmak isterim.
En  büyük arzum ise, Kürdistanın her parçasındaki renk renk çiçeklerle Jitem’in  kaçırdığı,
gözlerini oyup kulaklarını kestiği, kafa derisini  yüzdükleri  kız kardeşim   Ayten imin,
Selim in kardeşi Hasan ın, Ömer inde mezarlarını ziyaret etmek istiyorum,
 rahat uyuyun demek ve bakın zülüm bitti demek isterdim…

- Türkiye sürecinden söz etmen gerekirse, neler söylemek istersin?

-Açıkçası çalıştığım için gündemi fazla takip edemiyorum.
Fakat Ergenekon da ki gelişmeleri takip ediyorum. ilk zamanlar  gelişmelerden çok umutlanmıştım.
Bir şeylerin değişeceğine inanmıştım ama, bu gün o umudumu yitirdim.
Devletin Kürt sorununu  çözmek istediğine inanmıyorum. Yani 70 yıldır aynı,  değişen bir şey yokmuş…
- Politik çalışmalarınız  var mı ?
- Hayır politik olarak aktif değilim. Özel bir hastahanede çalışıyorum .
Evin geçimi, çocuğumuzun bakımı benim üzerimde.
-  Neler yapıyorsun , yaşamın  nasıl geçiyor?
- Ben kendim için hiçbir şey yapmamıştım.
İlk defa kaybettiklerimi kendi kızımda yeniden yaratmak istiyorum.
Onun daha sağlıklı yaşaması için çalışıyorum . insanlara yardım ediyorum.
Kendim için bir şeyler yaşadığımı düşünüyorum.
İnsanileştim, yeniden kişiliğimi bulma çabasındayım.
Gülmeyi bilmiyordum, yeniden gülmeyi öğrendim.
Kaşlarımı çatarak ta bakmıyorum artık,  şarkı dinleyebiliyorum.
Artık  renkleri de seviyorum …. 
-Kürt kadını nasıl olmalıdır. İdolün var mı?
-Kürt kadını, geçmiş tarihinden beri kendi kimliği ile vardır.
Sahip çıkan, düşünce üreten, onurlu bir şekilde  erkeğin gözlerine gözünü diken kadın  olmasını istiyorum .
Kürt kadını eser yaratmalı , kadın ilkeli olmalı, aşka , sevgiye inanmalı.
Bana göre, sevginin olmadığı yerde kötülük vardır.  
İdolüm ü   soruyorsan, politik olarak yok.
Ama Nenemi söyleyebilirim.
İdol olarak kişiliği olan kadındı , söz sahibiydi, sözünü dinletirdi, hatipçe söylemleri vardı. 
-Aşka inanıyor musun?
-Aşklara  inanıyorum.
Onsuz hayat güzel değildir, sevgisiz bir dünya, sevgisiz bir insanı düşünmek bile istemiyorum.
Bütün kötülüklerin kaynağı sevgisizlik ve aşksızlıktandır.
-  Siz  Selim Çürükkaya ile  bir aradasınız   ve birbirinize  desteksiniz ,
  Bu konuda bir şeyler söylemek istermisin?
-Selim sınıf arkadaşım, dava arkadaşım, hapis arkadaşımdır birlikte yaşıyoruz,  duruşuna da saygı duyuyorum. 
- Gündemleşen Dersim katliamına ilşkin ne düşünüyorsunuz?
 
- Dersim katliamıyla ilgili yaptığı açıklamalardan dolayı CHP Hüseyin Aygün e tavır aldı.
Hüseyin,  öldürülen kız kardeşim Ayten in Avukatıydı  ve benim için önemli biridir.
En azından gündem Yaratığı için, kendisine teşekkür ediyorum.
-  Aysel Çürükkaya sizin zihninizde  nasıl biridir?

-Selim Çürükkaya: Alevi ,sünni çelişkisinin  olduğu bir dönemde, Aysel i sevdim, aşık oldum, evlendim .
Bu evlilik  Sünni  Alevi çelişkilerini ortadan kaldırmak için önemliydi benim için.
O dönem çok az bayan  siyasette aktifti .
Aysel  mücadele uğruna,  çevrenin bakışlarına,  tüm engellere karşı gelerek, savaş  veriyordu.
Bu durum , az sayıda kadına nasip oluyordu.
 Bende ona destektim. Aysel in, her süreçte ki tavrı, benim   için,  kayda değer ve  önemlidir.
Beraber çok acı çektik. Erkeklerin zulüm altında  teslim olduğu  yıkıldığı  zamanlarda  o direnen bir örnekti.
 Her şeyi göze aldık, isyan ettik, yenildik,  yeniden direndik zorluklara karşı geldik.
Acılarımızı, bir kuru ekmeğimizi paylaştık. Aysel benim "Ağrı dağım, Cudi dağımdır."
Benisa Erdem 
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Yorumlar  

 
+2 #6 PUSU 27-11-2011 23:55
Aysel hevalın anılarını yayınlamasını dört gözle bekliyoruz.Hiç şüphesiz bağımsız yazılmış anılar,hatırala r ve belgeler,resmi tarih ve söylemlerden daha gerçekçi olduğunu herkes biliyor.Selim hocanın yayınlamış olduğu (Gayri resmi tarih) Halka açıklanmamış gerçekleri ögretmiş oldu.birçok eksik ve ön yargılı yaklaşıma rağmen mükembel bir yazı dizisiydi.Ahmet acar,Metin turgut ve dahabir çok ünsüz devrimciden bahs etmeyişiniz,yin e aynı dönemde PKK,nin kuruluş toplantısında bahs etmemeniz,yazı dizisinin eksikliğiydi.PKK adını,Mehmet karasungur mı? Ferhat kutay mı? Abdulah öcalan mı ? önerdi hala belli degildir.bunu enazında selim hocadan ögrenebilirdik.o yazı dizisinin ön yargıları ise ,falan zamana kadar APO adında birinde hiç bahs edilmedi ve duymadım,bu demektirki her düşüncenizde apo ya etki paralelligi hakimdir.Aponun gayri etkisiyle yazıyorsunuz.Ayrıca sayabildigim eksiklerde ön yargınızdan kaynaklandığını tahmin ediyorum.kimse ilgilenmez ön yargısı.
Alıntı
 
 
0 #5 Muzaffer Saglam 26-11-2011 17:34
Bu roportaji kac defa okudum ve her okudugumda da cok da duygulandim. Cunki zaten Aysel hanım kendisi'nin de anlatimina gore hem Kurd halki'nin emaktar bir insani ve hemde gonlu yarali olan bir Kurd anasi. Bir yandan Dersimli atalarinin buyuk, huzunlu acilarini yasamis, bir yandan'da ulkesi Kurdistan'in ozgurlugune olan inanciylan'da PKK nin yaninda ulkesi Kurdistan'in ozgurluk mucadelesine cikimis ve anlatimlarin'da da belirtigi gibi buyuk acilar yasamistir. Tabiki artik sende bir Kurd anasisin, hic olmazsa bu sefer o acilarini birazcik'da olsa gidere bilmen icin o Kurd kizina'da iyi bir analik yap.
Slav û rêz ji te ra.
Alıntı
 
 
-2 #4 Mam Recall 26-11-2011 05:34
Bu tarihi söyleşiyi gerçekleştirere k bizlerle paylaşan Benisa hanımı kutluyor, kendisine üstün başarılar diliyorum.

Aysel hanım ile aynı millete mensup olmaktan da, onur ve şeref duydum. Kendisine ve ailesine mutlu bir hayat diliyor, halkı için vermiş olduğu kutsal mücadele uğruna yaşadığı tüm acılarını paylaşırken, onun varlığı ile gururlanıyorum. Saygılarımla.!

Mam Recall / U.S.A.
Alıntı
 
 
+2 #3 PUSU 26-11-2011 02:00
Not.Yazdığım yorumun yarısını geri silmek zorunda kaldım.çünkü yorumunuz çok uzun diye gönderilmedi
Alıntı
 
 
0 #2 PUSU 26-11-2011 01:33
Cesurca yapılmış,özet niteliginde bir röpotaj.Bildigimiz Aysel çürükkaya müthiş dillere destan bir direniş sergilemişti.Ama anlatımı ise verdigi mücadelenin yanında özet hata ip ucu kadar birşeydir.Acaba Benisa hanımmı röpotajı kısa yaptı yoksa Aysel hevalmı detaylı konuşmayı gerek görmedi? bu detay pek anlaşılmıyor.Aysel heval çalışıp ev geçim derdini ön plana çıkarmış gibi bir izlenim his ediliyor.Yada kimseler bizi nasıl olsa okumuyor dinlemiyor gibi bir duyguya da kapılmışsa yanılıyor.Kürdistan ve mücadelesiyle ilgilenen herkes bu mücadelede adı geçen herkesin hayatı ile hareketi ile söyledikleriyle ilgileniyor okuyor ve gerçekleri daha yakında ögrenebiliyor.Hele Diyarbakır cezaevinde direnen biriyse bu durum yani ilgilenme iki katına çıkıyor.Bu konuda kendimi örnek gçsterebilirim.Sayın Çürükkayanın (Aponun Ayetleri)adlı kitabı çıktığı ilk ayda, İsviçrede hemen matbaada istedim.Tabi o zamanın şartları geregi kitabı gizli okudum ve kaybetirdim.
Alıntı
 
 
+2 #1 Haso 25-11-2011 12:48
Son comlende bir eksik var Selim, Aysel senin hakiki dostundur. Asil bunu unutma!
Alıntı
 

Yorum ekle