Bir Kadın Bir portre (Azime Kutlay)
Benisa Erdem / Gelecek kuşakların temelini kadınlar kurar . Kadınları iyi yetişmemiş, analık görevlerini takdir etmeyen uluslar öksüz demektir. Uygarlığın bir ölçüsü de ,kadının toplumdaki yeri ve başarısıdır. Uygar uluslarda kadın gerçekten o ulusun yarısıdır. Erkeğin sahip olduğu her çeşit hak , ayrıcalık , saygınlık ve önem ,hatta kimi zaman fazlası ile kadınlara da cömertçe verilir . Bu durumda saygınlığı ve önemi kendisine cömertçe verilen veya kendisinin kazandığına inandığım İç Anadolu Kürtlerinden , Azime Kutlay ile, röportajıma devam etmek istedim. Bana yaşamını ve yakın Tarihin karanlık dönemlerini samimi bir şekilde, anlattığı ve zaman ayırdığı için kendisine çok teşekkür ediyorum. Ayrıca , telefonla bize katılan Naci Kutlaya da, teşekkürlerimi sunuyorum…
-Azime Kutlay kimdir.
Adıyaman’dan göç eden Haymana’ya yerleşen Kürt bir ailedenim.
1930’da Haymana’da dünyaya geldim. Bir yaşımdayken annemi kaybettim. Dedem beni babama vermedi, beni anneannemle birlikte büyüttüler .İlkokulu Haymana’da okudum. Sonra beni okutmak istemedilerse de, direnmem ve aile dostlarımızın desteği ile İzmir de orta okulu okudum. Tüm engellere rağmen de, Çapa Kız Öğretmen Okulu’ndan 1947 yılında mezun oldum.
İlk tayin yerim Urfa –Siverek’ te, üç yıl öğretmenlik yaptım. Daha sonra Ankara’ya atandım.
-Sanırım bölgenin ilk Amerika’ya giden Kürt kızıydınız, bu süreçten biraz söz edermisiniz?
- Tek derslikli çok sınıflı eğitim ve öğretim projesi adı altında, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı , görgü ve bilgi artırma programı çerçevesinde ve o amaçla 1952 de Amerika’ya gönderildim. Florida Üniversitesi’nde psikoloji, sosyoloji ve pedagoji eğitimi aldım.
- O tarihte Amerika ‘da olmak, yaşamınızı nasıl etkiledi?
- O dönem, Amerika çok ileri bir ülkeydi. Benim gittiğim tarihte zenci ve beyaz karşıtlığı vardı. Problemler yaşanıyordu . Örneğin, yolcu otobüslerinde beyazlar önde ,zenciler ise arkada oturmak zorunda idiler. Su içilen musluklar bile ayrıydı, siyah ve beyaz diye ayırmışlardı . Bu tür görüntüler beni çok etkiliyordu ,üzülüyordum. Yunanistanlı bir profesör (Dora Tillee) vardı, benimle çok ilgilendi,bana Detroit’e bağlı bir kasabada (Anarbır) Kürtlerin varlığından söz etmişti. , İstersem beni görüştürebileceğini söyledi. Bende her hafta sonu o kasabaya giderek, orada bulunan Kürtlere görüşüp dost olmuştum. Aralarında Ermeni ve Alevi Kürtler vardı. 1915 ten sonra , tahminen 1930’larda gemi ambarlarında nasıl kaçtıklarını ,ne acılar çektiklerini anlatırlardı .O günlerde de, Amerikanın Sesi Radyosu’nda bir konuşmam olmuştu. Çocuk eğitimi ile ilgili daha sonra Türkiye’de Ankara radyosunda onbeş günde bir olmak üzere ‘Anneler Saati’nde devam etmiştim. Okumama en çok karşı çıkan Halil dayım Amerika’daki yaptığım konuşmayı dinlemiş, sonra neden okumasına hep engel çıkarırdım diye hayıflanmıştı .Amerika’da iki yıl kaldım, sonra Türkiye’ye döndüm.
-O tarihlerde Kürt sorununa bakışınız ve Naci Kutlay ile nasıl tanışıp evlendiniz?
Ankara merkezde, bazı okullarda müdür olarak çalıştım.Bu arada üniversiteli Kürt gençlerle tanıştım.
Kürt gençleri beni ziyaret etmeye başladılar. Benimle dostluklarını ilerletmek istiyorlardı.Aralarında evli olan Muzaffer Helvacı´nın ailesi kanalı ile görüşmeye devam ettiğim gençlerin arasında Naci Kutlay da vardı . Sık sık düzenlenen Kürt gecelerinde bir araya geliyorduk.25 Eylül 1956 tarihinde Naci Kutlay ile nişanlandık. Naci o dönem tıp fakültesinde öğrenciydi, evlenebilmemiz için parası yoktu ,benim param var dedimse de, kabul etmiyordu, olmaz diyordu. Üç yıl nişanlı kaldık. Mezuniyetinden sonra ,ilk maaşını alınca evlenebildik. ilk görev yeri Ağrı nın Hamur kasabasıydı.
-Politik yaşamınız nasıl başladı
Naci ile evlendikten sonra politize oldum. Beraber üç ihtilal geçirdik .1960 ihtilali 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri…
5 Ekim 1959’da evlendik. Aynı yıl 17 Aralık’ta da 49 lar davasından tutuklandı. Tutuklanmasından benim sonradan haberim oldu, iş yerinden alıp götürmüşler.
Öğretmen arkadaşımın eşi polisti o teslim almış. Ben de arkadaşımdan almıştım haberi. İstanbul Harbiye’ye götürülmüştü. Orada 50 hücreli yer düzenlenmiş, her birini bir hücreye yerleştirmişlerdi . Benim ziyaretlerim başlamıştı ,ama görüştürmüyorlardı .4 aylık hücre cezasından sonra koğuşlara alındılar . Görüşme yasağı kalktı ve görüşebildik.
-49 davasının en yakın tanıklarından birisiniz , o dönemden kısaca söz eder misiniz?
- Daha çok Üniversite gençlerinden oluşan bir guruptular, Kürt kültürel etkinlikler düzenlemişlerdi. Bütün suçları buydu. İhtilalden sonra, herkes tahliye oldu ama, bunları tahliye etmediler.13 Ocak 961 de Naci tahliye oldu. Sonra Nihat Erim döneminde 12 Mart 1971’de Diyarbakır’da tutuklamalar başladı ,toplu tutuklananlar arasında Naci de vardı. Bu sefer 3.5 yıl yattı içerde; sık sık evimize baskınlar düzenlendi, yasaklı diye tüm kitaplarımız alındı .İlkokulda okuyan iki oğlumuz vardı ,ben resmi görevim nedeniyle baskı altındaydım. Çocuklar ile beraber o dönem çok zorluklar çektik. 1974 affı ile serbest kaldıktan sonra Naci ,Mardin Devlet Hastanesinde başhekim olarak göreve başladı.
- Çocuklarınız politikaya bulaşmadılar. Kürt sorunundan uzak kaldılar. Bu durum bir çok politik anne ve babaların çocuklarında görülüyor. Kürt sorununa yaklaşımları neden böyle? Bu durumu nasıl açıklarısınız?
- Sadece kendi adıma konuşayım. Naci hapisteyken ve bilahare Mardin de görev yaparken, ben çocuklarımı alıp Ankara’ya taşındım. Daha iyi eğitim alabilsinler ve siyasi ortamdan uzak durmalarını istedim. Çocuk yaştaydılar. TED kolejinden sonra, küçük oğlum Hacettepe tıp, büyük oğlum Ankara tıpta okudu. Çocuklarımı ben eğittim ve büyüttüm. Naci bizimle fazla beraber olamadı, o nedenle, ben babalarının çektiği sıkıntıları yaşamasınlar diye onları siyasetten uzak tuttum .Açıkçası canım çok yanmıştı ,uzak durmalarının nedeni, benim. Kıyamadım onlara ,Naci 80 sonrası tekrar gözaltına alınmıştı .Görüş günlerim tekrar başlamıştı. Yiyecek, giyecek götürebiliyordum .Erzurum da bir süre gözaltında kaldıktan sonra çıktı . Artık Türkiye de kalamam , yurt dışına gitmem gerekiyor diyordu. Dostumuz Av Medet Serhat , pasaport temin etti ve bir yolunu bularak Türkiye den ayrıldı. İsveç’e yerleşti, orada genel cerrahi uzmanı olarak çalıştı.Ben çocuklarla birlikte Ankara da beş yıl ayrı kaldım. Bu arada polis baskısı, siyasi korkular, nezaretlere alınmalarım başlamıştı . Naci yi devamlı soruyorlardı aslında biliyorlardı yurt dışına çıktığını yine de tacizleri devam ediyordu. Kısacası o olmadığı süre içerisinde de,baskıları , tacizleri eksik olmadı.
- -Siz ne zaman yurt dışına çıktınız?
- Ben 5 yılın sonunda artık gidip gelmeye başlamıştım. oğullarımın evliliğinden sonra yurt dışına Naci nin yanına yerleştim.
- Sizin politik hayatınız nasıl başladı?
- Ben ilk defa 1979’da CHP Ağrı Kadın Kolları Başkanlığı yaparak başladım. Ankara CHP Genel Merkez Kongresinde ilk defa Kürtçe kısa bir konuşma yaptım .CHP nin çocuk eğitimi ile ilgili bir projesi vardı. Çocukların geri kalmışlığını politik nedenlere dayandırarak Kürtçe dile getirdim.
- Kongrede Kürtçe konuştuğunuz için hiç tepki almadınız mı?
- Ciddi bir tepki almadım. Yöneticiler zaten beni tanıyorlardı.
Seçimi kaybettikten sonra ,CHP ile ilişkimiz kesilmişti, O tarihlerde gençler ve Kürt aydınları arasında politik çabalar ve hareketlilik görülüyordu. Ecevit ile Demirel kamplaşması topluma yansıyordu. Naci de kimselerle birlikte oluyordu. O dönemden Tarık Ziya Ekinci, Musa Anter ,Medet Serhat Nuretin Yılmaz, Şerafettin Elçi , Yaşar Kaya hep beraberdiler ve ben de dolayısıyla ilgileniyordum. Çok yakındık, gençler, beni hep ablaları olarak gördüler.Yaşlılarla kardeş gibiydik. Şimdi anımsadım. 49 lar döneminde, cezaevindekilerden Sait Kırmızıtoprak’ın nişanı içerde yapıldı. Naci takmıştı yüzüklerini. Sait Elçi onu çok severdim, değerli bir insandı. Bu insanlar 49 davasına hep sadık kaldılar. birbirlerine hiç ihanet etmediler. Emin Batu vardı . cezaevinde hayatını kaybetti o zaman o şartlarda ölümü beni çok etkilemişti, üzülmüştüm.
Sonra Ağrı mitingleri olurdu. Behice Boran ,M Ali Aybar ile birlikte katılırdık. ilk defa devrim üzerine sloganlar orada atıldı. Bu mitingler halkı çok etkiliyordu
-Türkiyeye ne zaman döndünüz?
-1990’lardan sonra döndük. Naci Dehap ve DEP partilerinde yer aldı. 2007 de Naci adaydı ama kaybetti. Şimdi kitap yazıyor. Ben de yardımcı oluyorum.
- Bu süreçte, Kürt kadınını nasıl görüyorsunuz?
- Kürt kadını son dönemde çok politik ,çok yürekli ,çok direngen görünüyor.
Kadın üzerinde erkek egemen baskılar olmazsa, her yerde var olurlar. Eğitimli Kürt kadınlarını çok başarılı buluyorum. Her zaman içeriği dolu konuşuyorlar . Kürt kadının mutlaka ekonomik özgürlüğü olmalı diyorum. Ben her başarılı güçlü Kürt erkeğinin arkasında, Kürt kadının desteğine ve kadın, erkek eşitliğine inanırım .Kürt kadını söz sahibi olmalı, ayrıca Kürt kadının müthiş pratik zekası var. Bu durumu kimse göz ardı etmesin. Türkler de buna tanık oldular.
İdolünüz var mı?
- Benim idolüm Anneannem, o büyüttü beni. Onun sayesinde hep Kürtçe konuştum, hiç unutmadım Kürtçeyi. Anneannem bir Osmanlı Kürt kadınıydı, beni çok etkilerdi, hayrandım ona, korkusuzdu…
Devamlı anlatılan birde anısını anlatayım. Savaş döneminde Yunanlılar bizim köye girmiş ,bütün evlerin at arabalarını alıp götürmüşler, dayım üzülünce ben alır gelirim demiş. Anneannem; Yunan komutanına çıkıp, bu haksızlığı gidermesini, at arabalarını iadesini istemiş. Yunan komutan kendisine “yiğit kadınsın , git istediğin arabayı al git “demiş .
-Geçmişle bu günü kıyaslamanızı istersem neler söylersiniz?
- Bu ateş bu savaş sonlanmalı. İstemler ve öneriler gerçekçi olmalı. Yerel yönetimlerin güçlenmesi ve Kürtçe ana dilde eğitimin gerekli olduğuna inanıyorum .Temel hak ve özgürlüklerin korunmasından yanayım. Çağdaş hukuk normları yaşama geçirilmeli. Eşit koşullarda yaşanmalı diyorum.
Bir an önce barış olmalı….
-Unutamadığınız bir anınız var mı ?
-Hiç unutamadığım bir olay yaşanmıştı .
Naci cezaevindeyken görüşüne gittiğim bir gün , bir subay vardı. Bana çok kötü davranırdı. Bu durumu bir gün Naci’ye ve Süleyman abisine anlattım. Süleyman abi o subayın Ağrıda görev yaptığını ve Ali amcasını tutukladığını, nezarete konduğunda , karanlıkta el yordamıyla çuvalların içinde kafa taslarının olduğunu fark ediyor.
Ve o subayın Kutlay ailesini hiç sevmediğini anlattığı andan beri ,hala o insan kafataslarını düşünürüm. Sanırım Ağrı isyanı günleri olmalı. O günlerin zalim ‘Deli Kemal’ yüzbaşısı şimdi Harbiye ve İstanbul Merkez Komutanı idi.
Naci’yi ziyaretimde bana kızarak; “Bu adamı nerden buldun?” dedi ve ben de “O benim tercihimdir, sizi ilgilendirmez” dedim.
-Kürt siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İş hayatımda milliyetçi bir ayrım yapmadım.
Benim için önemli olan çocuklardı. Ben Kürt çocukların zeki olduklarını ve fırsat verilirse çok başarılı olacaklarına inanan biriyim. O yönde çalışmalarım oldu… Ben yaşadıklarıma hiç pişman değilim . İyiye gideceksek tekrar aynı şeyleri yaşamaya razıyım .Geçenlerde Dr Sait Kırmızıtoprak’ ın 40 ncı anma töreni yapıldı. Naci de konuşmacıydı. Eski DDKO ve Devrimci gençlerin çoğu oradaydı, Kendilerini gördüğüme çok sevindim…Bu arada, değişen Türkiye’de Kürtler ve Kürt siyaseti de değişiyor. Doğaldır. İyiye ve güzele doğru dünya, bölgemiz ve Türkiye insanları dea evriliyor.
-Azime Kutlay’ı sizden dinlemek istersem neler söylersiniz?
- Naci Kutlay:
Azime yi ,Tıp fakültesinde okurken tanıdım .Kürt oluşu ,eğitimli oluşu, toplumun sevgisini kazanmış biri olarak tanıdım. Kendisinden çok etkilendim. Sıcak, ilkeli ,saygılı duruşuyla tam aradığım kişi demiştim.. Evlendikten sonrada yanılmadığımı anladım. Yaşadıklarımızdan hiç paniklemedi. Azime pozitif bir insan. Yaşadığım her politik çalkantıda yanımda dik durdu ve sakin, mantıklı yaklaştı…
Her yerde, her toplumda beni onurlandırdı .Çok özverili davrandı. beni çok mutlu etti. Kendisine minnettarım…..
Benisa Erdem
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir



Yorumlar
Çok doyurucu bir söyleşi. Bizlere emektar bir Kürd kadınını, Azime hanımefendiyi tanıştırmış olmakla büyük bir mutluluk yaşattınız.. Naci ağabeyi, siyasetle ilgilenen bütün Kürdler bilir ve çok saygı duyarlar. Kendisini tanıma şansım olmadı. Ancak çok hayranı olduğum, değerli bir şahsiyettir.
Azime hanımın hemşehrim olduğunu bilmek ise, beni ziyadesiyle duygulandırıp taçlandırdı. Bende Haymana'nın Karagedik köyünde doğdum ve Amerika'da yaşıyorum..
Kendilerini saygıyla selamlıyor, mutluluklar diliyorum..
N) Bu anlamlı söyleşiyi, facebook ve twetter sayfalarıma aktararak, yer vermek istiyorum.
Mam Recall / U.S.A.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için