"Siyasi körlerin zararlarını halk öder" (3)
Çetin Güngör / Aşağı yukarı herşey söylendi, herşey yazıldı.
Parti içindeki mevcut sorunların kapalı kapılar ardında değil, bizzat kadroların gözleri önünde ele alınıp çözüme ulaştırılması gerekir..
Örgüt-içi sorunların sağlıklı sonuçlanması için demokratik kuralların işletilmesininin zorunluluğu vardır.
Eleştiri hakkını kullananlara karşı uygulanan tavrın yanlışlığı ortadadır..
Eğer neticede farklı eğilimler ortaya çıkarsa tahammüllü ve uygarca tavrın en doğrusu olduğudur. Bu konulardaki yetersizliğimizin ve bilgisizliğimizin aşılması için özellikle Devrimci Yol'un işleyiş biçiminin dikkatlice izlenmesi gerektiği kanısındayım.
En nihayet Leninist sınıf savaşımının yasalarına yabancı tutumlara girilmesi halinde sorunu devrimci kamuoyuna götürülmesinin artık kaçınılmaz olacağını ve daha birçok şeyi, hemen hepsini size söyledim.
Ama yine de bunca uyarılar tarafınızdan hala anlaşılamamışsa, (son olaya bakılırsa anlamadığınız belli) konu üzerinde derinliğine bir kez daha durmak, sorunun kökenindeki ana olumsuzluğu bulup dikkatleri onun üzerinde toplamak, partili kadroları bu temelde ele alıp eğitime tabi tutmak ve bütün bunları yaparken oya işler gibi sabırlı olmak, gelinen aşamada yine de tercih edilebilecek en faydalı yoldur.
Ben kendi payıma önümüzdeki dönem bu tür sorunlara zaman ayırmaya gayret edeceğim. Herşeye rağmen sürecin sağlıklı tamamlanması için sizin de tutumunuz önemlidir. Uygar karşılık verirseniz analaşabilmemiz mümkündür. Yok eğer “keyfi tutumlarınızı sürdürmekte ısrar edeceğiz” diyorsanız siz bilirsiniz. Yolunuz çok açık olsun, elinizden geleni ardınıza koymayınız.
Başkalarının görüşlerine hiç tenezzül etmediğinizi, onlara hep aşağılayıcı gözle baktığınızı biliyorum. Bunun bilincinde olarak insafınıza sığınıp kulağınıza küpe olacak uyarıda bulunmak istiyorum. Şimdi bu görevimi yapmazsam, gelecekte çok geç kalabilirim:
Türkiye devrimci-demokratik hareketinin bütününü taktiksiz olmakla suçlayıp, PKK'nin en çok iyi taktisiyen olduğunu anlata anlata bitiremezsiniz. (Gerçekten öyle taktikler izlendi ki, size dost olabilecek en yakin çevrelerden bile izole edilmiştiniz. Hatta kendi tabanınızda bile kuşkulara neden olmuştunuz. Taktiksizlikle suçladığınız guruplardan Devrimci yol ise bırakalım devrimci kamuoyunu çok daha geniş bir çevrenin saygısını kazanmıştı.) Aslında neyin doğru, neyin yanlış olduğu, yüksek perdeden atılan desteksiz sözlerle, parlak ve göz alici sloganlarla değil, yaşamın canlı pratiğindeki davranış ve eylem biçimlerinden çıkarıldığını bilmeniz lazım.
Her parlayan şeyin altın olmadığını bir gün gelecek siz de öğreneceksiniz. Simdi PKK gibi taktik ustası olduğunu iddia eden harekete işin alfabesinden başlayacağım için beni bağışlayınız! Evet her mücadele biçiminde olduğu gibi bizim sorunumuzda da tarafların durumunu iyi belirlemek gerekir. Daha doğrusu iyi belirlemeniz gerekirdi.
Muhatap kim! Dünyanın her yerine dağılmış emperyalist güçler ve bunların adını bile ağzımıza almak istemediğimiz ve lanetle andığımız Şahin Dönmez'ler mi? Yoksa çok eskilerden beri parti isçiliği yapan, hiçbir ihtirası ve çekişmesi olmadan varını yoğunu ortaya koyan, çeşitli kademlerde kutsal görevler yaptıktan sonra partinin yeniden inşasında kuruculuk görevi üslenerek, konferans ve kongrede merkez üyeliğine layık görülen, ama bazı nedenlerden ötürü partisiyle çelişkiye düşen bir devrimci mi?
Öncelikle bu noktanın ayrımını özenle yapmalısınız. Ve Yine bu konuyu tekrar tekrar anımsamanız ve sorun üzerinde kafa yorup taktik belirlerken sürekli göz önünde bulundurmanız gerekecektir. Zaten o utanılası olay da bu taktik hata yüzünden meydana geldi. Bakınız, günlük yaşamını kurtarmaya çalışan Miyop gözlü birinin sıkıntıları ve zararları ancak kendisiyle sınırlı olur.
Ama attığı her adımda değişiklik yaratan siyasi körlerin zararlarını da halk öder. Tarihte de böyle olmuştur. Kötü idarecilerin cezasını hep halklar çekmiştir. Bırakalım Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketlerine ders vermeyi (onlar PKK için ufak işlerden sayılır) dünya ya bile ahkam kesilip ne yapmaları konusunda taktik direktifler vermekle övünürsünüz.
Öyle değilsiniz ama neyse, diyelim ki öylesiniz. Madem ki bu kadar taktisiyen olmakla övünürsünüz, peki neden bunca basit bir sorun karşısında, Medine'nin gözü para görmemiş fukarası gibi, siz de taktik fukaralığına düştünüz?
Başkalarına bol keseden akıl dağıtacağınıza birazda acizliğinize kafa yorup, kendinize yönelseniz daha doğru olmaz mi?
Kusura bakmayınız ama siz kendinizi ne zannediyorsunuz? Dünyanın çekim merkezi mi? Bilmiyorum var mı, eğer varsa pencerenizden "kafanızı" bir uzatıp bakarsanız, dışınızda daha farklı bir dünyayı görerek belki de hatalı tutumlarınızdan vazgeçebilirsiniz!
Şimdi bu durumda ben sizin parlak sloganlarınıza mi inanacağım, yoksa içine düştüğünüz hatalı davranışınıza mi? Yargıyı siz veriniz. Ortaçağ'da değil, devrimler çağında yaşadığınızı anladığınız gün hatalarınızdan da yavaş yavaş arınacaksınız. Bundan emin olunuz. (Devam edecek)


