Cüce Fuat, nasıl büyük Fuat oldu? 4
Çetin Güngör / “Savaşı kurallarına göre oynamak” öyle iş olsun diye söylenmiş beylik sözlerden biri değildir. Bunu bilmiyor olamazsınız. yüzyılların haklı haksız dalaşmalarından çıkarılmış, bugün yerküresinde bütün güçlerin üzerinde “hemfikir” oldukları ciddi bir görüştür. Kendi dar mantığınızdan fırsat bulup şöyle bir etrafınıza bakma tenezzülünde bulunursanız göreceksiniz ki, sorunlarını sizlerden çok farklı tarzlarda ve uygar ilişkiler temelinde çözmeye çalışanlar da var.
Bunlar hiçbir komplekse kapılmadan oyunu kurallarına göre oynamaktadırlar. Bu görüş; bireyler, sınıflar ya da toplumlar aralarında çıkan sorunları (haklı-haksız) öncelikle görüşmeler yolu ile halletmelidirler. Eğer bütün çabalara rağmen görüşmeler yolu ile problem halledilmez, herhangi bir uzlaşma sağlanmaz ve taraflardan biri veya her ikisi kesin çözüm için değişik yöntemlere -örneğin militarizme- başvurma gereğini hissederse, o anda bile taraflar birçok kurala dikkat etmekle ve bu kuralları ihlal etmemekle yükümlüdürler.
Taraflar bu önkoşulları hesaba katarak savaşmak zorundadırlar. Savaş kesin çözüm olarak dayatıcı olsa dahi, bu durum hiç kimseye istediğini söyleme, istediğini yapma hakkını vermez. Örneğin bütün bir sivil toplum, hastahaneler ve diğer bazı kuruluşlar hedef alınmaması gereken veya amaca varılırken istismar edilmemesi gereken alanlardır.
Başarıya ulaşmak için makyavelist zihniyet ile her araç kullanılmaz. Haklılık durumları ne olursa olsun bu ön şarta uymayan taraf gözden düşer ve savaşımınada gölge düşürmüş olur. Eyleminin saygı uyandıracak herhangi bir tarafı kalmaz. (1978-1980 yılları arasında izlenen bir takım yanlış taktiklerden ötürü PKK'nin içine düştüğü tecrit durumunu bir hatırlayınız..)
Evet savaşı kurallarına göre oynamanın en basit izahı böyle. Görünüşe bakılırsa bütün güçler bunun üzerinde hemfikir olduklarını söylerler. Ama yaşanan pratiğe bakıldığında ancak lafta hemfikir olduğu görülmektedir. Sosyalist düşünceye sahip olanlar ellerinden geldiğince sözlerine sadık kalmaya çalışılırken, daha ziyade burjuva çevreler bu görüşe sadık kalmamış, amaçlarına varmak için bütün yolları mübah sayarak her türlü entrikayı çevirmişlerdir.
Neden bunları size yazıyorum. Merakınızı gidermek için hemen söyleyeyim; PKK'de kendi içindeki sorunu çözmeye doğru çalışırken dürüst davranmadı. Savaşı kurallarına göre oynamadı ve işin içine hile kattı. Hemen belirteyim ki, yukarıda verdiğim örnek gibi olmasada parti ile benim aramda son günlerde benzer durum yaşanmakta veya o duruma doğru bir kayış görülmektedir.
Herhangi bir yerde değil ama, devrimci bir örgütte çıkması muhtemel ve doğal kabul edilecek sorun çıkmıştır. Öyle ise çözümü de herhangi bir yöntemle değil, devrimciliğin doğasına yakışır tarzda ele alınmalıdır. Halbuki siz bunu yapmadınız.
Sorunumuzla direkt ilişkisi olmadığı halde sırf boğuntuya getirmek ve sorunu örtbas etmek için makyavelist yöntemlere başvurdunuz. Direnişçilik neredeyse istismar düzeyine çıkarılarak kadroların duygusallığından ve örgüt şovenizminden medet umdunuz.
Ayrılıklarımızın asıl nedenlerini kadrolardan özenle sakladınız. Faydacı yaklaşım olarak belki kısa vadede rahatlayabilirsiniz. Ama biliniz ki orta ve uzun vadede kesinlikle sizler zararlı çıkacaksınız.
Kendinizi zeki, başkalarını aptal yerine koymaktan artık vazgeçmelisiniz. “Çamur atarım tutmazsa izi kalır” mantığını da yavaştan yavaştan terk ederseniz o da iyi olur. Örgütsel nedenlerden ötürü ayrılma noktasına gelen devrimcilerin hemen hepsini karalayarak, üzerlerine geçmişten kalma parti suçlarını atarak bitireceğinizi sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Zaten her ayrılan arkadaşa benzer kulplar takarsanız bilesiniz ki fazla inandırıcılığınızda kalmaz. Şöyle geçmişe doğru birlikte uzanalım ve ayrılan kadrolara partinin yönelttiği eleştirilere bir göz atalım.
Göreceğiz ki hemen hepsi, kişiliksizlik, yalancılık, ajanlık ve örgüt içinde adam vurma gibi suçlamalarla itham edilmiş. Ve gereğine uygun olarakta münasip cezalara çarptırılmıştır. Ne kadar çabalanırsa çabalansın, ideolojik nedenlere dayalı bir ayrılık görmek mümkün değil. insan bazen şüpheye düşüyor, acaba bu bir siyasi örgüt mü, yoksa başka birşey mi diye!
Hem ortalığı kendiniz bulandırıyorsunuz, hem de ortalık niye bulanık, niye herkes bize kuşku ile bakıyor diye dert yanıyorsunuz. Başkalarının PKK hakkındaki yorumlarının altında artniyet arayacağınıza birazda “neden bunların gözünden düştük” diye kendi hatalarınıza yönelseniz sizin için daha faydalı olmaz mı?
Çıkan her sorun karşısında karşı tarafı hayali suçlamalara boğarsanız ne olur bilmiyor musunuz.? Mesela Cuma arkadaş (Cemil Bayık) yarın Partiyle çelişkiye düşse, diyelim ki ayrılık noktasına gelse, yine aynı yöntemlere mi baş vuracaksınız? ”Aslında sorun ideolojik değil, Cuma hakkında şüphelerimiz var. Eskiden ülke de birçok sene denetimimiz altında kalacak” mı? diyeceksiniz.
Ya Fuat arkadaş, (Haydar Kaytan) benzer durumda, onun için söyleyecekleriniz, ne olabilir? Parti de kaldığı günlerde dahi en olmadık eleştirilere uğrayan Fuat arkadaş, bir ayrılık anında kim bilir ne akla hayale gelmedik suçlamalarla karşı karşıya kalacaktır! Daha şimdiden bu arkadaş için neler söyleyebileceğinizi hisseder gibi oluyorum. (Anti-parantez bir şey eklemek istiyorum. Bu arkadaş devrimci yaşamı boyunca genellikle “cüce” kalmakla suçlandı.
Telkinlerin tazyiki altında bir müddet sonra “gelişmemiş devrimci” tipini istemeyerekte olsa kabul etti. Yeni tipine o kadar çok alışmıştıki; artık kimse zorlamadan Fuat arkadaş kendisinin cüce olduğunu söyler oldu. Kendisi ve kendisi gibi birçok partilinin aşama yapamamasının altındaki nedenin, PKK'nin iç bünyesindeki olumsuz metotlardan kaynaklandığını bir türlü anlamadı. Nalıncı keseri gibi hep kendisini vurdu.
İşte böylesi konumdaki Fuat arkadaş son günlerde bana ve eşine karşı kimsenin yapamadığı eleştiriyi yaparak birden “maküs” talihini yendi. Hayatında ilk defa bir fırsatı iyi değerlendirerek yıllar sonra “büyüdü”. Şimdilerde adı buralarda “büyük Fuat”a çıktı. PKK içinde kadrolar çalışır, çabalar da bir türlü "cüce-likilikten" kurtulamazlardı. Zahir yolu bilinmiyormuş. Herkes Fuat gibi fırsatçı olsa, eğitimleri tamamlanmış olurdu ve partide devleşirlerdi.
Yanlız Fuat Arkadaşıma diyeceğim var; Bu tür rahat yükselişlerin inişleride kolay olur. Şimdiki sorun unutulduğu zaman, senin büyüklüğünde unutulacaktır. Benzer şeylere itibar etmeyecektin. Belki görünüşte „büyüdün“ ama, gayri-meşru, yolu seçtiğin için aslında „küçüldün.“ Sende biliyorsun ki ben Şahin'e (Diyarbakır cezaevinde itirafçı olan PKK Merkez komite üyesi şahin Dönmez) ardıl olamam.
Seni benim aleyhimde konuşturmak için sanki özel olarak pompalamışlar gibime geliyor. Sen pilli bebek olamazdın. Kurulduğunda öten, kurulmadığında susan biri hiç olamazdın. Semir (Çetin Güngör) gibilerinin sırtına basarak büyümek benim tanıdığım Fuat'a hiç mi hiç yakışmıyor! Çünkü başkaları ne derse desin ben seni „cüce“ görmüyordum. Neyse Fuat Arkadaş neyse, ne diyeyim sana, alacağın olsun demekten başka!)
Devam edelim. Ya Süleyman Arkadaş. ( PKK Merkez Komitee üyesi Baki Karer) Herhalde Onun dosyası ağır, çok kolay mahkum edeceğinizi sanıyorsunuz mutlaka. Kimbilir tehlikeli biri olarakta değerlendirebilirsiniz. Geçmişteki parti suçlarının en büyük payı, en çok Süleyman Arkadaşın hissesine mi düşecek? Ziyat ( Zamanın Avrupa koardinatörü İbrahim Aydın) ve benzerleri içinde mi ayni şeyleri ileri süreceksiniz? Bugün hakkımdaki eleştirilere onay veren (inanıyorum ki bazıları istemeyerek veriyorlardır) arkadaşlar, sadece komik olacaklar! Ama yarın benzer durumlarla karşılaştıklarında kendilerinin içine düşecekleri trajik konumlarına ne diyecekler? kimlerden destek bulacaklar? Bunu hiç düşündüler mi ?
Devam edecek


