Zorba ve Baskıcı Parti Kendisini Bitirir 3

zalimof3 Mazlum Doğan / Yani insanlar aynı kalıptan çıkmaz.
Bu insanlardan bir kısmı parti adına ya da hareket adına çeşitli kişilere karşı kaba da davranabilir, zor da kullanmış olabilir veya belli baskılar da yapmış olabilir: ama bu, partinin çizgisini, ideolojisini yansıtmaz. Böyle bir şey yoktur. Yani parti kendisini halkın içinden çıkmış kabul ediyor. Ve onun kavgasını veriyor. Bu isçi sınıfının örgütü, isçi sınıfı temeline dayanıyor ve sınıf olarak isçi sınıfı temeline dayandığı halde kitlesel temel olarak kendisine geniş halk kitlelerini, emekçi kitleleri almış.

Gene emekçi kitlelerine dayanan, ondan güç alan bir siyasi organizasyonun onlara karşı baskıcı, onlara karşı zorbacı olması kendi kendisini tüketmesidir.

Bunun ışığında bazı iddialara dokunmak istiyorum. Ben sunu da tespit edeyim: Bizim sorgulamamız esnasında yanımızda bir de kız arkadaş vardı. Burada hareketle ilişkisinin olmadığını söyledi. Aslında bir sempatizanımızın eşidir. Ben kendisini o zamana kadar gerçekten tanımıyordum.

Fakat sorgulamamız esnasında, dönüşte ben istihkâm cezaevindeydim, O 1 No'lu cezaevine götürülmüştü. Daha sonra ben 1 No'luya geldiğimde kendisiyle görüştüm ve bana aynen sunu söyledi: Dedi ki, "Orada bana zorla iki kâğıt Imzalatıldı. "imzalamasaydın" dedim. "Bana tecavüz ettiler, bana cop soktular, ben de imzalamak zorunda kaldim.’’ dedi.

 Ben bunu bugüne kadar hiçbir yerde söylemedim, kimseye açiklamadim; ama gerçek de bu. Yani, Şudur: iskence, baski, zor, aslında devletin öteden beri resmileşmiş politikasıdır.

Siz bile burada sorgulama yaparken savcıdaki ifadeyi veya hakimdeki ifadeden bahsederken, "bu baski altinda olmayan ifadenizdir" diye belirtiyorsunuz. Yani poliste iskence yapildigini, baski yapildigini zimnen de olsa kabullenmis oluyorsunuz.


Partinin bazı sempatizanları, bazi taraftarları kendileri yoksul, emekçi kökenli olabilirler, sirf sınıf kökenleriyle hareket edebilirler. Bu nedenle bazılarına karşı hoş olmayan, kaba davranışlarda bulunmuş olabilirler, yanlış davranışta bulunmuş olabilirler; fakat bunlar partinin politikası, partinin ideolojisinin gerektirdiği şeyler değildir, olmamıştır. Bu kişiler parti tarafından cezalandırılır; hafif bir şekilde kınanir veya uyarılır.


Ben devleti örnek olarak bunun için verdim. Şimdi kendimle ilgili bazi şeylere değineceğim. Benimle ilgili bazi suçlamalar var, isterseniz bunlara cevap vereyim, isterseniz baştan başlayayım, bayağı yaşam hikayem biçiminde anlatayım.

1974-75 senesinde ben üniversite sinavında Hacettepe'yi tutturmuştum puan olarak. Hacettepe'ye kaydımı yaptırdım. Daha Önce de ben sol eğilimliydim, çesitli sol yayınlar, gazeteler, dergiler, kitaplara kadar okuyordum. Marksizm'e, Leninizm'e sempati duyuyordum. Yüksekokula geldikten sonra o sıralar baslangıçta ADYÖD vardı. Bir iki defa ADYÖD'e, bir iki sefer DGB'ye ve TSIP'e gittim; ama orada pek fazla kişiyle tanışmadım, tanımıyordum. Daha sonra ADYÖD kapatıldı.

Bu arada Hacettepe Dernegi v.b derneklere gidip gelmeye başladım. Buralarda devlet konusunda, demokrasi konusunda, faşizm konusunda, parti örgütlenmesi konusunda, mücadele konusunda çeşitli kişilerle konuşur, tartışırdım.


Benim gibi konuşup tartışanlardan biri de Şahin Dönmez'di ve Şahin Dönmez'le biz aynı sınıftaydık Hacettepe'de, hazırlıktan beri beraberdik. Şahin Dönmez 1975'ten sonra, herhalde ortalarından itibaren sık sık ulusların kaderlerini tayin hakkından bahsetmeye başladı. O sıralar Şahin Dönmez dışında da aslında bu konu konuşuluyordu.

Devam edecek

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile