TÜRK DEVLETİNİN KIRILMA NOKTASI

tosun2011mbsDAVUT  KURUN / Türk tarihinde, silah her zaman belirleyici olmuştur.Silahlı güçler her zaman iktidar sahibi olmuştur. İktidar muşruiyetini hak hukuk ve adalett üzerine değil, silahın gücünden aramıştır. Silah kendi zulüm ve baskı hukukunu  yaratmıştır. Türklerin bin yıl önce başlattıkları at sırtında kılıçları ile yurt edinmeleri  kavgası, bugünde uluslaşma vatan yaratma çabası olarak hala sürmektedir.

 Bu kural Türk toplumunun kendi iç iktarını kurma, diğer Türk-Türkmen topluluklarını denetim altına alma  da da geçerlidir. Dolayısıyla herkes asker olma, toplumda gücü oranında yer edinme yarışı  içinde olmuştur.

 Nitekim Abasiler döneminde islamı kabul  eden Türk göçebe boyları  önce Abasileri  koruyan  paralı askerler, sonra da  silah gücü ile iktidar sahibi oldular. Köle Türk askerleri  -arapca da mumlük- önce Mısır' a kendi iktidarını kurdular, sonra abasileri kendi denetimine aldılar ve oradan  Kürdistan Ermenistan ve Rum eline  girmeye başladılar.

Türk yakın tarihinde de iktidar hep halka karşı  silahlı güçlerin elinde olmuştur. Bugün  tartışılan askeri darbeler, ergenekon, gerçek anlamda devletin kendisidir ve  iktidar sahibi olanlardır. Yakın Tarihte askerlerin yaptıklarını 1960 darbesiyle başlatmak yanlıştır.T.C nin kendisi askeri bir darbe ile istanbul hükümetine karşı kurulmuştur. M.Kemal ve cevresindeki ittihatçılar askeri gücü ele geçirdikten sonra, önce kendi bölgelerindeki halkı  silah gücü ile denetim altına almış, sonra istanbul hükümetini  fehsetip cumuhuriyeti  ilan etmiştir.

İsmet İnönü nün deyimiyle,  milli kurtuluş savaşı halka karşı verilmiş ve cumhuriyet halka rağmen kurulmuştur. Yine M.Kemalin 1926 da hakimiyeti milliye gazetesindeki reportajında söylediği gibi, bu cunhuriyetin sınırlarını da Türk süngülerinin ulaşabildiği yerler olarak belirlenmiştir. 1924 de  4 milyonu şehir nüfusu olmak üzere, toplam 11 milyon olan nüfusu, şehirlerde kurulan jandarma polis  kışla- garnizonlarından idare edebiliyorlardı. Bu garnizonlar, Türk-Türkmenleri etrafında toplayabilmek için hep  iç ve dış düşman yaratmış, halkı bu düşmana karşı orduyla birleştirme politikası gütmüştür.  İçerde halkın bir kısmını  diğer kısmına karşı kışkırtırken,Ermeni Rum  gavur, Kürt feodalleri,alevi zındıkları olarak lanse ederken, dışarda çevre ülkeleri moskov düşmanı, arap ihaneti, avrupa emperyalizmi vs düşmanlara karşı halkı  ordu ile birleşmeye çağırmıştır.


Bu kısa ön bilgi ışığında günümüzdeki tartışmalara geçersek, diyebiliriz ki, Türk ordusu, öncelikli olarak  Osmanlı sınırları içinde yaşıyan Rum Ermeni  Süryanı  Potnus gibi Hırıstıyan azınlıkları katliam ve sürgün ile , türk süngüsünün belirlediği sınırlar dışına atıktan sonra,  İstanbul hükümetini  bir darbe ile fehsettip sultan Vahdetini sürgün etti  aynı zamanda Kürtlere yöneldi. Ancak Kürt direnişi askeri olarak bastırılmasına rağmen siyasi olarak hiç teslim olmadı ve her fırsatta tekrar isyan etti.. Cunhuretin kuruluşundan bu yana Türk halkını “feodal gerici bölücü kürtlere” karşı hep teyakuz durumunda tutarak desteğini almaya çalışmaktadır... Hala da Kürtlere karşı, “vatanın bölünmesini” önlemek için  ordunun güdümünde  vesayet altında , anti demokratik yöntim ile idare edilmektedir.

İkinci dünya savaşında kadar,  Türk ordusu adım adım Kürdistanda katliamlar yaparak, işgali tamamladı.  İkinci dünya savaşında  dünyadaki faşist cephenin çökmesi ve sosyalist –demokrasi güçlerinin zafer kazanması, TC nin bu yönde değişimlere gitmesini zorunlu kıldı ve  çok partili sisteme geçildi, ama Kürdistan politikası değişmedi.1955 de ingiltere önderliğinde Kürdistan ulusal güçlerine karşı Bağdat paktı kuruldu.  1958 de Irakta  Abdulkerim önderligindeki askeri darbeden sonra, Melle Mustafa Barzanin Iraka dönmesi ve ulusal hareketin başına geçmesi, Türkiyede büyük  telaşa yolaçtı, ve hemen ırak iran ve Pakistanın katılımı ile Cento kuruldu. Amaç Kürdistan hareketini abluka altında tutarak lokalise etmekti.  Kürt ulusal hareketinin  kuzey kürdistanda etkisini hisettirmesi  üzerine Kürt aydınları tutuklanmaya başladılar, ve 27 Mayıs 1960  darbe yaptı . Güney Kürdistan hareketinin  giderek güçlenmesi üzerine  türk ordusu kuzeyde  komando baskınları,  köy aramalarını sıklaştırıp   halka gözdağı vermeye çalıştılar. 1961 de türkiyede tekrar kısmı demokratikleşmeler olurken, kürdistan zulüm ve katliamlar artarak sürdü.

1971 de Güney Kürdistan halkı ayaklanarak ırak ordusunu kürdistan dan kovması ve kendi  yöntetimini kurması üzerine,  türk ordusu   12 Mart darbesiyle   iktidara  el koydu.  Kürt yönetimi ile Basgdat yönetimi arasındaki anlaşmalara doğrudan müdahade ederek engelledi,  kerkükün kürtlere verilmesini önlemek, ve  kürtcenin kurmancı lehçesini latin harfleriyle kabul edilmesi halinde müdahalede bulunacağını  belirtti. Esas amaç Kürdistan ulusal kurtuluş hareketinin önünnü kesmek olan cunta türkiyede de  sol sosyalist demokrat güçleri de  kanlı bir şekilde bastırdı.  Türk ordusu, Kürdistandaki ulusal uyanışı önlemek için türkiyede de demokratik gelişmelere müsaade etmemiştir.

1979 da  iranda Humeyninin iktidarı ele geçirmesinden sonra  iran Centodan çekildi ve Cento  dağılda. Kürdistan her dört parçasında ulusal hareketler çok hızlı bir şekilde gelişti , doğu ve güney Kürdistanda bölgesel  yönetimleri  kurma aşamasına gelirken, kuzeyde  ilk defa bölgesel sınırları aşarak tüm kürdistanda örgütlenmeye başladı. Kuzeyde sosyalist temelde gelişen hareket, büyük bir kitle tabanı bulmuştu.  Türkiyede de sosyalist güçler gelişmeye başlamıştı. Türk ordusu  tekrar 12 Eylül 1980 de  darbe ile eyönetime el koydu  yakın tarihin en büyük katliam işkence ve tutuklamalarına başladı.   Günyede türk ordusunun mütefiki  Saddam rejiminin Amerika ve mütefiklerince  yıkılması üzerine  Güney Kürdistan ulusal güçleri   ırakta önemli bir güç haline geldiler ve kendi federal yönetimlerini kurdular ve Irak içinde belirleyici güç oldular.. Kuzeyde kürt hareketi denetim ve kontrolde çıkıp hızla gelişmeye başladı. Kürdistan Türk vatanı yapmayı göreve edinen türk ordusu  2004 dan sonra, başarısızlığını ilan ederek,   “kürt sorunu” sadece silahla çözülmez, siyasi ekonomik kültürel tedbirler de devreye sokulmalı diyerek  siyasi iktidara  kürdistanda sürumluluk almaya çağırdı.  Başarısiz ordunun siyasi  iktidarı karşısında konumu zayıflayınca, AKP  ordu karşısında konumunu güçlendirmek için,  ve kürdistandaki katliamları ordu içinde bazı güçlere fatura ederek  kürdistanda siyasi  destek aradı. Ergenekon davasına bu gelişmelerin isiğinde bakmak gerekir. T.C nin kürdistandaki varlığını sürdürmek için bugüne kadarki uygulamalarını bir kaç “çete” üyesine yükleme çabasıdır.

Türkiyede artık darbe olmaz derken, gerekçe olarak uluslararası desteğinin olmamasna bağlamak doğru  değil, esas gerekçeyi, ordunun kürdistandaki başarısızlığında aramak gerekir. Çünkü darbeler, hep Kürdistandaki gelişmelere paralel olarak,  “vatan –milet bölünmesi” gerekçesiyle yapılmıştır.

29.05.2011

Yorum ekle