TÜRK DEVLETİNİN KIRILMA NOKTASI
DAVUT KURUN / Türk tarihinde, silah her zaman belirleyici olmuştur.Silahlı güçler her zaman iktidar sahibi olmuştur. İktidar muşruiyetini hak hukuk ve adalett üzerine değil, silahın gücünden aramıştır. Silah kendi zulüm ve baskı hukukunu yaratmıştır. Türklerin bin yıl önce başlattıkları at sırtında kılıçları ile yurt edinmeleri kavgası, bugünde uluslaşma vatan yaratma çabası olarak hala sürmektedir.
Bu kural Türk toplumunun kendi iç iktarını kurma, diğer Türk-Türkmen topluluklarını denetim altına alma da da geçerlidir. Dolayısıyla herkes asker olma, toplumda gücü oranında yer edinme yarışı içinde olmuştur.
Nitekim Abasiler döneminde islamı kabul eden Türk göçebe boyları önce Abasileri koruyan paralı askerler, sonra da silah gücü ile iktidar sahibi oldular. Köle Türk askerleri -arapca da mumlük- önce Mısır' a kendi iktidarını kurdular, sonra abasileri kendi denetimine aldılar ve oradan Kürdistan Ermenistan ve Rum eline girmeye başladılar.
Türk yakın tarihinde de iktidar hep halka karşı silahlı güçlerin elinde olmuştur. Bugün tartışılan askeri darbeler, ergenekon, gerçek anlamda devletin kendisidir ve iktidar sahibi olanlardır. Yakın Tarihte askerlerin yaptıklarını 1960 darbesiyle başlatmak yanlıştır.T.C nin kendisi askeri bir darbe ile istanbul hükümetine karşı kurulmuştur. M.Kemal ve cevresindeki ittihatçılar askeri gücü ele geçirdikten sonra, önce kendi bölgelerindeki halkı silah gücü ile denetim altına almış, sonra istanbul hükümetini fehsetip cumuhuriyeti ilan etmiştir.
İsmet İnönü nün deyimiyle, milli kurtuluş savaşı halka karşı verilmiş ve cumhuriyet halka rağmen kurulmuştur. Yine M.Kemalin 1926 da hakimiyeti milliye gazetesindeki reportajında söylediği gibi, bu cunhuriyetin sınırlarını da Türk süngülerinin ulaşabildiği yerler olarak belirlenmiştir. 1924 de 4 milyonu şehir nüfusu olmak üzere, toplam 11 milyon olan nüfusu, şehirlerde kurulan jandarma polis kışla- garnizonlarından idare edebiliyorlardı. Bu garnizonlar, Türk-Türkmenleri etrafında toplayabilmek için hep iç ve dış düşman yaratmış, halkı bu düşmana karşı orduyla birleştirme politikası gütmüştür. İçerde halkın bir kısmını diğer kısmına karşı kışkırtırken,Ermeni Rum gavur, Kürt feodalleri,alevi zındıkları olarak lanse ederken, dışarda çevre ülkeleri moskov düşmanı, arap ihaneti, avrupa emperyalizmi vs düşmanlara karşı halkı ordu ile birleşmeye çağırmıştır.
Bu kısa ön bilgi ışığında günümüzdeki tartışmalara geçersek, diyebiliriz ki, Türk ordusu, öncelikli olarak Osmanlı sınırları içinde yaşıyan Rum Ermeni Süryanı Potnus gibi Hırıstıyan azınlıkları katliam ve sürgün ile , türk süngüsünün belirlediği sınırlar dışına atıktan sonra, İstanbul hükümetini bir darbe ile fehsettip sultan Vahdetini sürgün etti aynı zamanda Kürtlere yöneldi. Ancak Kürt direnişi askeri olarak bastırılmasına rağmen siyasi olarak hiç teslim olmadı ve her fırsatta tekrar isyan etti.. Cunhuretin kuruluşundan bu yana Türk halkını “feodal gerici bölücü kürtlere” karşı hep teyakuz durumunda tutarak desteğini almaya çalışmaktadır... Hala da Kürtlere karşı, “vatanın bölünmesini” önlemek için ordunun güdümünde vesayet altında , anti demokratik yöntim ile idare edilmektedir.
İkinci dünya savaşında kadar, Türk ordusu adım adım Kürdistanda katliamlar yaparak, işgali tamamladı. İkinci dünya savaşında dünyadaki faşist cephenin çökmesi ve sosyalist –demokrasi güçlerinin zafer kazanması, TC nin bu yönde değişimlere gitmesini zorunlu kıldı ve çok partili sisteme geçildi, ama Kürdistan politikası değişmedi.1955 de ingiltere önderliğinde Kürdistan ulusal güçlerine karşı Bağdat paktı kuruldu. 1958 de Irakta Abdulkerim önderligindeki askeri darbeden sonra, Melle Mustafa Barzanin Iraka dönmesi ve ulusal hareketin başına geçmesi, Türkiyede büyük telaşa yolaçtı, ve hemen ırak iran ve Pakistanın katılımı ile Cento kuruldu. Amaç Kürdistan hareketini abluka altında tutarak lokalise etmekti. Kürt ulusal hareketinin kuzey kürdistanda etkisini hisettirmesi üzerine Kürt aydınları tutuklanmaya başladılar, ve 27 Mayıs 1960 darbe yaptı . Güney Kürdistan hareketinin giderek güçlenmesi üzerine türk ordusu kuzeyde komando baskınları, köy aramalarını sıklaştırıp halka gözdağı vermeye çalıştılar. 1961 de türkiyede tekrar kısmı demokratikleşmeler olurken, kürdistan zulüm ve katliamlar artarak sürdü.
1971 de Güney Kürdistan halkı ayaklanarak ırak ordusunu kürdistan dan kovması ve kendi yöntetimini kurması üzerine, türk ordusu 12 Mart darbesiyle iktidara el koydu. Kürt yönetimi ile Basgdat yönetimi arasındaki anlaşmalara doğrudan müdahade ederek engelledi, kerkükün kürtlere verilmesini önlemek, ve kürtcenin kurmancı lehçesini latin harfleriyle kabul edilmesi halinde müdahalede bulunacağını belirtti. Esas amaç Kürdistan ulusal kurtuluş hareketinin önünnü kesmek olan cunta türkiyede de sol sosyalist demokrat güçleri de kanlı bir şekilde bastırdı. Türk ordusu, Kürdistandaki ulusal uyanışı önlemek için türkiyede de demokratik gelişmelere müsaade etmemiştir.
1979 da iranda Humeyninin iktidarı ele geçirmesinden sonra iran Centodan çekildi ve Cento dağılda. Kürdistan her dört parçasında ulusal hareketler çok hızlı bir şekilde gelişti , doğu ve güney Kürdistanda bölgesel yönetimleri kurma aşamasına gelirken, kuzeyde ilk defa bölgesel sınırları aşarak tüm kürdistanda örgütlenmeye başladı. Kuzeyde sosyalist temelde gelişen hareket, büyük bir kitle tabanı bulmuştu. Türkiyede de sosyalist güçler gelişmeye başlamıştı. Türk ordusu tekrar 12 Eylül 1980 de darbe ile eyönetime el koydu yakın tarihin en büyük katliam işkence ve tutuklamalarına başladı. Günyede türk ordusunun mütefiki Saddam rejiminin Amerika ve mütefiklerince yıkılması üzerine Güney Kürdistan ulusal güçleri ırakta önemli bir güç haline geldiler ve kendi federal yönetimlerini kurdular ve Irak içinde belirleyici güç oldular.. Kuzeyde kürt hareketi denetim ve kontrolde çıkıp hızla gelişmeye başladı. Kürdistan Türk vatanı yapmayı göreve edinen türk ordusu 2004 dan sonra, başarısızlığını ilan ederek, “kürt sorunu” sadece silahla çözülmez, siyasi ekonomik kültürel tedbirler de devreye sokulmalı diyerek siyasi iktidara kürdistanda sürumluluk almaya çağırdı. Başarısiz ordunun siyasi iktidarı karşısında konumu zayıflayınca, AKP ordu karşısında konumunu güçlendirmek için, ve kürdistandaki katliamları ordu içinde bazı güçlere fatura ederek kürdistanda siyasi destek aradı. Ergenekon davasına bu gelişmelerin isiğinde bakmak gerekir. T.C nin kürdistandaki varlığını sürdürmek için bugüne kadarki uygulamalarını bir kaç “çete” üyesine yükleme çabasıdır.
Türkiyede artık darbe olmaz derken, gerekçe olarak uluslararası desteğinin olmamasna bağlamak doğru değil, esas gerekçeyi, ordunun kürdistandaki başarısızlığında aramak gerekir. Çünkü darbeler, hep Kürdistandaki gelişmelere paralel olarak, “vatan –milet bölünmesi” gerekçesiyle yapılmıştır.
29.05.2011


