Anasayfa Dosya GİSLAVET, ÇAMUR ve YOL

GİSLAVET, ÇAMUR ve YOL

 

 

yabanellerYücel Yeşilgöz


/YOK

bir kentin kıyısında oturuyorum
alt tarafım
zehir zemberek kış
üst tarafım yok

kent bana küskün
benim haberim yok

bir çay koyuyor garson
üstümde akasya
altımda kürsü
diyemiyorum ki
ben rakı isterim
çünkü dilim yok

yani yüreğim yok
ağlamak istiyorum
zira
gülümsemem yok



Yaşadıklarımın devamına geçmeden önce bir saptamada bulunmak istiyorum. Kronolojik anlatımlar, bünyesinde hata taşıma ihtimali yüksek olan anlatımlardır kaynak için bakınız: David Henige, The chronology of oral tradition, Oxford, Clarendon Press, 1974. Ancak benim açımdan o günlerde tuttuğum ama sonradan bir baskında ele geçer korkusuyla yırtıp attığım günlüğüm ve yaşanılanların derin izler bırakan olaylar olması bu hata payını umarım asgariye indirgemiştir...

Simdi devam:

Bizim “Özgürlük Yolu” davasından içeri alınanlardan iki arkadaşımızın işkencede öldürüldükleri haberini almıştık. Şok edici bir haberdi bu.
Avukatlığını yaptığım TÖB-DER ve DİSK yöneticileri hakkında Ankara ve İstanbul’da idam ve yılları bulan ağır hapis cezaları istemleriyle davalar açılmıştı. Bu arada Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Savcılığı da Türkiye Kurdistanı Sosyalist Partisi davasını açmıştı.

Aralarında idam da olmak üzere çok ağır cezalar isteniyordu.
Yakalanamayanlarla ilgili dosyalar ayrı tutulmuştu. Benimki de onlar arasındaydı. İddianamede yer alan en ilginç belirleme kuşkusuz TKSP’nin silahlı mücadeleden yana olmadığı, silah dışı yöntemlerle Türk ırkından başka, Kürt diye ayrı…

Sonrası diğer davalarla üç aşağı, beş yukarı aynı içeriği taşıyordu. Doğruydu biz silahlı mücadele yöntemini benimsememiştik ama bedelini ağır işkenceler, hapisler, kaçak yaşamlarla ödüyorduk. Biz, ödemesine ödüyorduk da bundan sonra Kürtlere silahsız olarak da Kürt halkının haklarının savunulabileceğini nasıl izah edecektik?

Ya da bize kim bundan böyle inanacaktı? Bundan böyle diyorum çünkü öncesinde önemli destekler bulmuştu. Diyarbakır ve Ağrı gibi iki önemli kentde bütün politik partilere ragmen, gösterdiğimiz bağımsız adaylar her türlü baskılara rağmen seçimleri kazanmış, önemli işçi sendikalarında, meslek kuruluşlarında arkadaşlarımız yönetimlerde yer almışlardı. Şimdi bu barışcıl mücadelelerin bedelini ödemekle meşguldük!


Bir köyde bir sürü  medeni ihtiyaçlardan yoksun vaziyette yaşayıp, gidiyoruz. Köylülerle ahbaplıklar kurmuşuz.
Hemen hepsi de birer satranç ustası. Satranç turnuvaları düzenliyoruz. Peşmergeler ve bizimkiler voleybol müsabakaları yapıyorlar.  Artık, savaşan bir ülkede yaşamaktan ziyade kendi ülkesindeki koşulların biran önce değişmesini bekleyen misafirler gibiyiz. En azından benim öyle olduğum kesin.

Ha, bir de Kürtlerin İran rejimi ile kendi iç savaşları vardı. IKDP radyosunun yayınlarından Kürdistan’ın çeşitli bölgelerinde şiddetli çatışmaların olduğunu duyuyoruz. Oysa bizim yörede herşey sakin. Zaman zaman meqer’e dönen peşmergeler çatışmalardan geldiklerini söylüyorlarsa da, bulunduğumuz yerden arada bir uzaklardan gelen ve hemen yokolan bir takım silah seslerinden başka  günlük hayatımızı bölen ve savaşı andıran sesler yok.


Baharla birlikte Humeyninin dini birliklerinin yani Pastarların havadan ve karadan amansız bir saldırı başlatacağı, askerlerin desteğinde yapılacak bu saldırı ile Kürtlerin ellerindeki toprakların geri alınmasının amaçlandığı söyleniyor. Nöbetler arttırılıyor, yavaştan yavaşa herkesin üzerine bir tedirginlik siniyor. IKDP ile yapılan görüşmeden sonra bizim daha güneye inmemiz karar altına alınıyor. 1 Mayıs 1981 günü bir traktörün arkasına doluşarak güzergahımıza doğru yol almaya başladık.

Bir yerden sonra traktor bizi bırakıp döndü. Artık savaş koşullarının ne olduğunu  görmeye hissetmeye başlıyoruz. Peşmergeler belli güzergahları kontrol altına alıyor ve biz onların gözetiminde orayı geçiyoruz. Bazı yerler ise tümüyle tehlikeli.

Oraları da yolumuzu üçe, dörde, hatta beşe katlayarak arkalardan  dolanarak gidiyoruz. Bunu sadece İran karakollarına yakalanmamak için yapmıyoruz.
Aynı zamanda Barzani liderliğindeki Irak Kurdistanı Demokrat Partisi yandaşlarından da çekiniyoruz. Onlar İran’la birlikte çalışıyorlar ve İran devletinin kendilerine gösterdiği mekanlarda yaşıyorlar ve silah alıyorlar. Yürüyor, yürüyoruz. Toplam birkaç günlük bir yolculuktan sonra varacağımız yere gelmiş olduk. Artık Soran lehçesinin konuşulduğu mekanlardayız.


İRAN KÜRDİSTANI-SORAN BÖLGESİ
ŞİNO ve SAVAŞ
Konakladığımız köylerde camilere götürülüyoruz. Camiden yapılan anonslarla yemek gelmesi sağlanıyor. Gelen tepsiler iki üç kişilik grupların önüne konuluyor. Artık bahtına ne çıkarsa. Sonra biribirimize ne yediğimizi anlatıyoruz.

Ben bir akşam gönderilen mantarlı bir yemek yiyiyorum. Kısa süre sonra dayanılmaz bir acı duyuyorum ve ishal başlıyor. Sabaha kadar bu böyle devam ediyor. Ertesi  gün, daha ertesi  gün bu durumum devam ediyor. Ama bir kent merkezine gelmiş durumdayız. Aradan geçen 5-6 aydan sonra yeniden kent yüzü, asfalt, elektrik görüyoruz.

Bir meqere götürülüyoruz. Meqer komutanı ‘danışın’ diyor. Neyi danışalım diye biribirimizin yüzüne bakıyoruz? O durmadan ‘danışın’ diyor ama biz öylece kalakalıyoruz. Türkçemiz de, Kurmancamız da buraya kadarmış! Neden sonra bize oturun dediğini anlıyoruz. Oturuyoruz. Önce kentli aileler arasında payediliyoruz. Bir takım davranışların kentde de çok farklı olmadığını görüyoruz. Örneğin sofrada bıçak kullanılmıyor.

Çatal yardımı ile yemek kaşığa transfer ediliyor ve kaşıkla yeniliyor. Bunun hemen hemen bütün İran`da böyle olduğunu sonradan öğreniyorum. İshal sorunum için partili bir doktora götürülüyorum ve bana bir takım ilaçlar veriyor. Kullanmama rağmen değişen birşey yok. Karın ağrıları ve ishal  tekmil şiddeti ile devam ediyor. Bu arada Şino’da yargıçlık görevime devam edeceğim kent hizmetlerinin sürdürüldüğü binada bana yer ayarlanıyor. İlk etapta çalışmalarımda halen bu görevi sürdüren genç bana yardımcı olacak.

Ancak bütün kent Irak Kürdistanı Demokrat Partisi’nin geniş çaplı  bir saldırıya geçeceğinden bahsediyor. Bu arada iki kişi olarak partili bir müzisyenin evine yerleştiriliyoruz. Müzisyen genç önce bizi sıcak karşılıyor. Ancak giderek surat asmaya başlıyor.

Bunun, bizim masraflara ortak olamadığımızdan kaynaklandığını anlamakta güçlük çekmiyoruz. Biz, maaşımızın da paramızın da olmadığını, Parti’nin konukları olduğumuzu anlatıyorsak da ya anlamıyor ya da anlamak istemiyor. Partililere durumu anlatıyoruz. Müzisyen gencin giderleri karşılanıyor. Biz de daha sonra bize tahsis edilen bir eve taşınıyoruz (1). 

Aradan uzun bir zaman  geçmeden Barzani liderliğindeki Irak Kürdistanı Demokrat Partisi güçleri mezarı Şino’da bulunan baba Barzani’nin mezarının açılmış olduğu iddiası ile topyekün saldırıya geçiyorlar. Top ve mermi sesleri hemen yakınımızda artık. İranlı peşmergeler cepheye koşuyor, ilk etapta kadın ve çocuklar tahliye ediliyor sonra sivil kadrolar.

Silah sesleri artık çok yanıbaşımızda. Bir gece gene  peşmergeler korumasında partinin Merkez Komitesi üyesi ve diğer üst düzey yetkilileri ile birlikte traktörlere binip biz de bu bir daha zor göreceğimiz son kentden de uzaklaşıyoruz. “Bizimkilerden” yine biri ile beraberim. Biz yine iki kişiyiz ama her seferinde bir başkası ile yapılıyor bu yolculuklar.

Bize de kalaşnikof dağıtıyorlar.  Artık silahın nasıl kullanılacağını biliyorum. Hatta silahı söküp, takmayı da öğrenmişim. Yapılan yarışlarda ‘iyi nişancılığım’ bile var. İzmariti, tarağı, cep aynasını bir atışta yerinden kaldırıyorum.
Ufak bir kusurum var savaşta nasıl kullanılması gerektiğini  bilmiyorum, zaten bilmek de istemiyorum! Tepeler aşıyoruz vadilere giriyor, çıkıyoruz. Farları kapalı olan traktörlerimizin sadece motorlarının uğultuları gecenin sessizliğini bozuyor.
Birden çok uzak olmayan bir mesafede göz alıcı ışıklar görüyoruz. Herkesin elleri silahlarında. Gecenin karanlığında sırtımda asılı duran kalaşnikofumu ben de indirip iki elimle kavramaya çalışıyorum. Elimle yaptığım kontrolde silahın emniyette olduğunu farkediyorum.

Emniyeti gevşetiyorum ve çıt diye bir ses çıkarıyor motor seslerinden daha baskın karanlığa karışıyor. Bizim traktördeki bütün gözler bana çevriliyor, hepsi de öfkeli. Artık karanlığa alışmış gözlerle bunu izlemek mümkün. Meğer daha yola çıkmadan bu tür kontrolleri yapıp mermiyi namlunun ucuna vermek gerekiyormuş. Nerden bilecektim, hergün savaşmıyorum ya! Traktörler birer kuytuluklara çekiliyor.

Bir grup peşmerge önümüzdeki tepeciği arkadan dolaşıp ışıkları kuşatıyorlar. Sonra sesleri geliyor. Meğer tarım aletleri ile uğraşan köylülermiş. Gruptaki gerginlik yerini sessizliğe bırakıyor. Tuvalet ihtiyacımı gideriyorum; zira ishalim devam ediyor. Bu kez gruptan biraz uzaklaşmama kimse ses çıkarmıyor. Bir iki saat kadar daha yol aldıktan sonra vardığımız bir köyde mola veriyoruz. Köylüler yanımıza doluşuyor.

Geride bıraktığımız bölgelerden haberler soruyorlar. Susamışım. Gecenin karanlığında kulağıma gelen su sesine yöneliyorum. Elimi daldırıp, bir avuç alıp ağzıma atıyorum. Berbat bir tad, ağır; tükürüyorum. Sonra da ordaki bir köylüye soruyorum. “Bu su içilir mi”diye. Besbelli içmeğe çalıştığımı farketmiş ya da görmüş: “Allah için yaptıysan birşey olmaz” diyor. Belli oldu ne suyu içmeğe çalıştığım. Midem bulanıyor.


Artık savaş yanıbaşımızda. Uzaklardan, yakınlardan silah sesleri geliyor. Her tarafımız toplarla dövülüyor. Bizden henüz ölü yaralı yok.
Parti yetkilileri telsizlerle durumdan haber alıyorlar ama hem anlatmak istemediklerinden, hem de suratlarındaki ifadeden durumun hiç de iç açıcı olmadığı belli. Çok sayıda ölü ve yaralı verdikleri fısıltı haberleri içinde yer alıyor. Ama kaybedilen bölgelerin adları yüksek sesle anılıyor. Son kaldığımız kent Şino ve çevresi İranlı birliklerin ve Irak KDP’nin yani Barzanicilerin elinde. Herhalde baba Barzani’nin kabrini yedi kat arsa yapmışlardır.

(1) Bu genç daha sonra Almanya’ya gelerek çok sesli ve sazlı Kürt müziği konusunda önemli çalışmalar yaptı, katkılar sağladı, konserler verdi. Konserlerine gitmek içimden gelmedi; gitmedim.

Yer ayağımın altında zemheri
gök başımın üstünde firariydi
bir türlü
nerede olduğumu bilmezdim
yani ben artik
bir kaçak zemheriydim


Haftaya devam etmeğe çalışacağım.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile