Açılan mezarlar neleri hatırlatıyor..

isakomutan kc txtElif ORHAN

„Toprakta çıkan kemikler süt verdikleri, emzirdikleri  çocukları gibi kokuyordu..“

Açılan mezarlar neleri hatırlatıyor..


Dersim'in Çemişgezek İlçesi'nde 24 PKK'lıye ait olduğu toplu mezarda yapılan kazı çalışmasının ardından  şimdide Dersim’in Mazgırt ilçesinde yapılıyor.

Öncesinde Sevgili Mehmet Yürek kardeşi AliEkber Yürek ‚in mezarını açtırmıştı..

Hepimiz pür dikkat kulak kesilmış, kalbimiz orada, Ali Ekber Yürek’in mezarı başında atmış, hafızamız bizi tekrar zülüm zamanına, diyarına çevrilmişti

Neler neler olmuştu..!


Bunları okuyor, geçmişe  dalıyor, o günler hafızamda canlanıyor, aynı ızdıraplar..
Tuhaf,  acılar azıcık deşince nasılda kanamaya hazır..

Unutulmuyor..

Tam tamına 11 Nisan 1997 tarihiydi, o gün ve sonraki kaç gündü, hala hatırlayınca bedenimde kurşun acısını duyuyorum.. Kaldığım yerde gözümü kırpmadan odanın içinde gelip gidip, kah pencerede bakıp, kah Dapira Kejje gibi dua ederek,  kah içimde haykırarak „ne olursun sakın ölme“ diyordum..

Tam,  tarih 17 Nisandı.
Alıboğazı’na saldırı olduğunu, çok sayıda gerillanın vurulduğunu Türk televizyonları duyurmuştu..
Pür dikkat kesilmiş, saydıkları isimlerin çoğunu tanıyordum..
Silahları gösteriyordular, diyordular ki“ belki şu  de isim içindedır, bakın, silahı burada, cesetler parçalandığı için belli olmuyor“..

Yüreğim daralmıştı, kaldığım yere sığamıyor, duvarlar üzerime,  üzerime geliyordu..

Evet vurulanları kurşun, top, bombalarla parçalamış ve üstünde kimyasalla yakmıştılar.

Zulümdü..tufandı.

Analar-balbalar, insanlar gözyaşı döküp, ağıtların yükseldiği dönemdi..

Gazeteleri didik didik ediyor, televiz haberlerini kaçırmıyor, ulaşabildiğim yerlere soruyordum,  „gerçeklik payı ne kadar, kimler vuruldu“..

Öyle büyük rakamları ve yeri söylediklerine göre mutlaka doğruluk payının oldu kuşkusuzdu..

O dönem üstelik çok da hastaydım.. acı-sızılara aldırmıyordu  yüreğim,  Alıboğazında toprağa düşenlere ağlıyor, onlara vurulan kurşunları kendi bedenimde his ediyor, kıvranıyordum..

İçimdeki o ses bazen dudaklarımda dökülüyordu „Ne olur sakın ölme, sakın ölme“ diyordum..
Çevremdekiler sesizce bana bakıyor, ya da ıslanan gözlerini çeviriyordular..

Zaman durmuştu.

Yüreğim, ruhum acıyordu..

Sabah erken saatinde  babam aramıştı..telin uçunde ağlayan sesiyle „diyorlarki o da içinde, Dersim’e gidiyorum“..

Evin içine sığamıyordum..

Yüreğim ağlıyor, bedenimde onlara isabet eden kurşunların açısını duyuyordum.
Vurulan ben olmuştum..
Telin ucunda önce sesizlik oldu, baktım babam ağlamaya başladı, içimde „ne olur sakın ölme.“ Dedim, sonrada babamı teseli etmeye çalıştım..

„Yok“ dedim, „propagandadır, kandırmacadır,  kirli savaşın oyun-hilesidir.“

Onu ikna etmeye çalışırken, kendimi kandırıyordum,  daha hazırlıksızdım....

Bana inanıp inanmadığını bilmiyorum,  ancak gayri ihtiyari „ bunu çok söylediler, belkide, inşallah yine yalan çıkar.“ Dedi...kendini teseli etmeye öyle muhtaçtı ki,  gözlerime hücum eden yaşları çevremdekiler görmesin diye  telefonu acele kapatıp  odada çıktım.

Zira toprağa düşenlerin arkasında ağlamanın yasak olduğu dönemdi ve ben bu dönemi hala anlamış değilim, aklıma gelince  yüreğim daralıyor, öfkemi, acımı  zapt edemiyorum.

İnsanların savaşcı, devrimci de olsa et-kemikten yapıldığını, duyguları, acı-kaybetmenin karşısında, reaksiyon göstermesi, ağlamanın normal olduğunu unutmakta zulüm-tufandır..

Evet bunu da unutamıyorum, bu da aklıma gelince  canım acıyor.

17 Nisan 1997 tarihinde kaç gün sonra ulaştığım yerlerde söylediler „ vurulmuş, yarası ağır, ancak yaşıyor, bekliyoruz,“

Ve aniden inandım, onun bu defada yaşayacağını, bu defa da ölümle alay ettiğini, bu kezde güneşi göreceğini..

Evet, o zaman ölümü yenmişti..

Dirençliydi, günlerce komada kalıp, pekde  öyle doktor, büyük yardımlar, bakım olmadan ölümü yenmişti, ayağa kalkıp  ölüme tekrar meydan okudu..

Sonra.
Evet sonra  hiç beklemediğim, ya da  beklediğimi kendime bile itiraf etmediğim  bir dönemde o da tıpkı Aliboğazında 17 Nisandakiler gibi  toprağa düştü..

Bu acıyı tanıyorum, zulümdür, tufandır..

dersimdeisaKaç gündür Dersim’de toprak altında kimlikleri belli olan-olmayanlara  ait toplu mezarlar açılıyor..
Acı veriyor, zulüm, dehşettir biliyorum.
Tek teseli o bahar gülüşlü çocukların aileleri tarafında sahiplenip, ve sürekli ziyaret edecekleri,  gömüleceği yerlere  kaldırılması..

Zülüme vurulan bir darbe bu, bunun ilk çığrını açan Sayın Mehmet Yürek ve ikinci hamleyide açlık-ölüm orucuna yatan Sayın Hüsnü Yıldız’ın eylemlemidır..

İkisini yürekte destekliyor,  saygıyla selamlıyorum..

Bu zulüme vurulan darbeler, gün gelir ki  zulümü geriletir, bir daha cesaret etmezler..
Ve toprağa düşen bahar gülüşlü çocukların sahipsiz olmadıklarını, ölümüne sahip çıkılacağını, gün gelirki yapanların yakasına yapışacağınıda gösterdiler..

Bunu yapanlara kendi  adıma hem teşekür ediyor,  hemde minnettarım..
Yine Dersim'in Mazgırt İlçesi Akpazar Beldesi Peri Mezrası'nda 12 Eylül 1996 tarihinde çıkan çatışmada yaşamanı yitiren ve çatışma bölgesine defnedildiği belirtilen PKK'lı Ali Taştan'ın mezarı da açılıyormuş..
Sevgili Xelil’i tanıyorum..bir kaç kez geldiğim yerde telefonla konuşmuştuk, kendisi Adıyamanlı olduğunu, Dersim’i çok sevdiği için oraya geldiğini belirtiyor ve Dersim’e dair katkı istiyordu.

Sesi hala kulaklarımda, sonra gün geldi Sevgili Xelil de o çok sevdiği Dersim toprağına düştü..Ailesinin sahilenmesi ve doğduğu yere götürülmesine seviniyorum..

Toplu mezarların açılması bir dönemi sorgulamak  adına kazanımlardır, bunları o bir ara „küçümsediğimiz , bize küçümsememizi söyledikleri ailelerimiz“ yapıyor..

Evet Aileler çocukları için direnişe geçmişler, haklarını arıyorlar, mezarlarını açıp kendilerini ölüme her zamanki gibi yatırmışlar..

Çocuklarının kemiklerini kucaklıyor, kokluyorlar..

Hani küçükken onların vücutlarında çıkan  süt koku var ya, öyle  koktuğunu düşünüyorlar, his ediyorlar..
Ana, kardeş, babalar çocuklarının kemiklerini kimsesiz mezaralarda toplayıp kuçaklamış, kokluyor, bağrınlarına basıyorlar..

Toprakta çıkan kemikler süt verdikleri, emzirdikleri  çocukları gibi kokuyormuş..!

Bu zulüm dünyanın neresinde acaba yaşanmıştı, benzerleri var mı yokmu, bilinmez..
Örgütler sahi  bunun neresin deler?

Çocuklarının mezarlarını açıp, sahip çıkan, zalimlerden hesap soran  başta ailelere,  özelde bu ailelerin yanında yer alan, destek sunan, kendilerini hedef yapan tüm insanlara ben teşekür ediyorum..
Bu konuyu sağa sola çekmek, istismar etmek, siyasetin malzemesi haline gelmesi hiç doğru değil..
Öyle bir zaman dilimi olmalı ki her kes zulüm karşısında tüm kırgınlık, siyasi farklılığını, kin-öfkesini bırakıp kenetlenmeli..

Yoksa  toplu mazarlar bu çorafyada çoğalır, kefensiz, rast gele atılan o bahar gülüşlü çocuklar orada yapayanlız kalırlar..

Onlar benim yoldaşlarım, ben onlarla yüreğimi avucuma alıp o bilinmez alanlara indim, ufuklara doğru yola çıktım..

Onlara karşı vefa borcu hepimizde olmalı..

Sevgili Hüsnü Yıldız ve Mehmet Yürek sizin eyleminizi saygıyla tekrar selamlıyorum.
Sizin acınızı tanıyorum.

Yanınızda olduğumu, acınızı paylaştığımı belirtmek istiyorum..

Elif ORHAN
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yorum ekle