Yeni Bir Yıla Girerken.

 

 

agliyorumElif ORHAN


„Güneş kadar bir aydınlık bile sıgınak mı buldu, ya da bir zorba onu engeliyor mu? ….bakakalıyorum, yüreğim bu defa başka bir isyanla doluyor. Neden hep bir zorba ya da sığınak bizi yolumuzda alıkoyuyor, engel oluyor. Tıpkı güneşin tüm görkemliliğine rağmen haps edilmesi gibi.“

Yeni Bir Yıla Girerken.

Yüreğimin Doğum Günü.

Bazı şeyleri kutlamaya alıştık. .. insanın yaradılışından olmalı bazı şeylere kolay alışırken, bazı şeylere de alışmak çok sancılı oluyor… 

Ben  kolay alışamıyorum, hala içime sindiremiyorum.

Bir yılı bitirdik diye neden bu kadar çoşku.. 

Buna hep şaşarım, ancak bir yerde de başımı kaldırıp anlamaya çalışıyorum.

Insanlar bir araya gelmek için gerekcelere ihtiyac duyarlar.. ya da sevgi, sıcak bir ortam oluşturmak ihtiyacını his ettikleri için de böyle günlere olduğundan fazla anlam biçiyorlar.. kutlarlar. .. bir yerde bütün bir yıl yaşamadıklarını böylelikle gidermek ihtiyacı oluyor.
Bence insani duygular bunlar.. anlamak gerekir.. anlamlı da.

 Nihayet bu yıllıda bir şekliyle geride bıraktık.

Geride bıraktığımız bir çok yaşanmış ya da yaşanmamışlıklarla bu yıllıda bitirdik. ..
Yeni bir yıla girerken telaşlıyız.. sevinc belki de hüzün bir arada oluyor, acaba hangisi baskın gelir ?

Gecmişten beri hep düne bakarak irdeleme, kendime hesap sorma alışkanlığım var, bu bazen iyi bazen de iyi gelmiyor, yine de diyorum ki;



_“Geride birakııklarımıza bazen dönüp bakma cesaretimiz olmuyor. Bunun için kendimizi sorgulama cesaretimiz de kalmıyor.

Neden diyemeyiz de, bunun ismi belki kendimizle yeterlice yüzleşme gücümüz, sabır, ya da yüreğimiz artik kaldırmıyor.

Geriye acaba kaç kişi açık yüreklilikle kendini sorgular ki, hata ve günahları ile „ben şunu şu kadar yaptım, keşke şunlarıda yapmasaydım“ der ki.
Demek için yürek gerek.
Bu da yeterlice çoğumuzda yok, ya da kaldıramıyoruz.“



Ben bazen çıkar kalabalık yerlere gider, bu kapalı ya da açık alan olur, fark ettirmeden bir yerlere ilişir ve insanları izlerim. Her kes farklı,..gerek duygu gerekse de fiziksel bazın.. evet her kes farklı.
Mesela; Dersimi-Munzurları hatırlamaya çalısıyorum.

Ne çok severim, özlerim de. Munzurlari-Dersimi.

Çocukluğumuzun gectiği Dersimin köyü, harman yerinde hiç oyuncağımız olmadan oyunlarımızı, koşmalarımızı-kavgalarımızı, sonra aramıza her yil katılan küçük kardeşlerimizi.

Dersim hafızamda çok canlı, hic kaybolmadıkı, hep yüreğimdeki umut, filizlenen ışık ve hüzün veren yanı da ağır bastı. Belki de Dersimle ilgili çok şey yaşamamdan kaynaklanıyor, ya da hala  kopamadım, uzak olmakla kopmak aynı anlama gelmiyor.

Aslında yüreğimin burkulduğu bir gündeyim.

Başımı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum, güneş puslu bir bulutun arkasına gidiyor.

Güneş kadar bir aydınlık bile sıgınak mı buldu, ya da bir zorba onu engeliyor?

Şaşıyor, bakakalıyorum, yüreğim bu defa başka bir isyanla doluyor.

... hep bir zorba ya da sığınak bizi yolumuzda alıkoyuyor, engel oluyor.

Tıpkı güneşin tüm görkemliliğine rağmen haps edilmesi gibi.
Dünyanın yasası bu olmalı..

Yolumuza hep bir yasalar çıkmadı mı, bizi hep gerilere, karanlıklara çeken ya da yüreğimizdeki filizlenen tohumları kurutan karanlık delizler olmadı mı?

isamunzurdaBu yasalara karşı savaştık savaşmasına, ancak hep bir yerlerde ya hata yaptık ki yenilgilere yem olduk, ya da tüm gücümüzü verdik, ancak başaramadık.
Acaba hangisi doğru?
Sonuçta yaşadıklarımizla belkide hiç bir şeyi yaşamıyan bir nesil olduk.
Dünyanın dört bir yanına yaprak gibi savrulduk.

Kimimiz gittiğimiz yerde umutları yüreğimize gömdük ve hep „tünelin ucunda bir ışık bekledik“, kimimiz umutlar olmadan da yaşamaya inat ettik.
.. kimimiz hala kök salmadan Dersime dogru belki „tünelin ucunda görünen ışık“ misali gibi beklemedeyiz..

Başımı kaldırıp gökyüzüne tekrar bakıyorum, bulutlardan simaları secmeye çalışıyorum.
Aha bir sima, tanıdık.
Seviniyorum, derken, sevincim yarım-yüreğim burkuluyor.
Hüzün dolu bir bakış.
Kocaman aydınlık gözlerden hüzün var. Yüreğim acıyor.
Dudaklarıma yerleşen tebesüm yerini acı bir gülüşe bırakıyor.

Gökteki bulutlar dört bir yana kaçıyorlar, tıpkı bizler gibi.
Bizler de dört bir yana kaçmıştık.
Halbuki kaçışlara karşı meydan okumak için yola çıkmıştık.
Yola çıkarker geriye ne çok özlemler, sevgiler, hayalleri bıraktık, terk ettik.
Hiç pişmanlık duymadan, yüreğimizin sesini kulaklarımızda duyarak, yola bin bir umutla, biribirimizle yarışırcasına çıktık.

Gelinen nokta da geriye dönüp bakmaktan şimdi de korkar olduk.

Nerede hata yaptık, ya da kimlerin egolarına alet ettik umutlarımızı, harcanan emeklerimizi, sevinclerimizi, kime ne adına verdik ve tüketildi?

Güneşin en parlak görüldüğü yer neden hep Munzurların zirvesi oldu?

Munzurların görkemliliğinden mi ya da güneşin ilk doğdugu zirve mi, ya da Güneşin çocuklarının ülkesi olduğu için mi, yoksa Dersimin güneşi daha fazla benimsemesi mi?

„Dersim-Munzurlar“ neden yüregim bu sözcük ile bu kadar dolu dolu, Dersim sana hep sevdali oğulların-kızların oldu biliyormusun? .

Dersim ve Munzurlar güneşin çocuklarına kolkanat az germediler ki, Munzurlar ve güneş hep bütünselliği oluşturdu umutlarımızda.

Şimdi de viraneye çevrileyen bir coğrayfa var.
Issız ve insansız köyler.

Baktığımız zaman insanların bir daha zor yerleşeçeği hemen aklımıza geliyor.
...yaprak gibi dağıldıkları yerlerden kök saldıkları için, doğanın kanunu da bu ya, belki de. tekrar “baba ocağı” dedikleri bu viraneye çevrilen yerlere gelme umutları yok, cesaretleri yok.

Acaba gelme istemleri var mı?

Ya özlemler?

Ilginctir; ben Dersimlilerin, Dersime duydukları özlemin, hiç benzerini başka yöredekilerin kendi yöreleri ile asla kıyaslamam.
Zira Dersimliler gittikleri ve yurt ettikleri yer neresi olursa olsun, hep Dersim sevdası onların yüreklerini yakar.
Dersim denilince gözleri özlem ve hüzün ile parlar. Bundan hep mutluluk ve huzur bulurum.

Yine de, gidilen yerler de benimsenmiyen bir yaşam kurulsa da, geri dönmek için cesaret olmalı, yeşeren umutlar olmalı, bir çekim gücü yoksa, umut da yoksa, kaçarak, başını alıp gittiği yerlerde kim ne adına geri dönsün ki?

eyaletkomutanlariGeri dönmek için evet yeşeren umutlar ve cesaret olmalı.

Bizler bir savaştan çıktık çıkmasana acaba ne kaybetttik, ya da kazanımlarımız, hiç bunların hesabını kitabını yaptık mı, bilmiyorum.

Ben bazen geçmişi tümden hatası-sevabı ile unutmak istiyorum, ancak, unutmak istemediğim de var, bu çok acı veriyor olsada , yüreğimdeki ağirlık tarif edilmez .

Insanların duygularını çoşturan ya da başını göğe kaldıran ne güzel hisler var, olmalıda.

Bir yılı bitirirken de başımı kaldırıp soğukda olsa gökyüzüne kaldırıyorum, bir yıl daha geçti, nasıl geçti, biraz insansıfcamı, ya da bir çok umudu bağrında tutarak yarına, gelecek yılla taşıyarak mı, bilmiyorum.

Ancak üzerinde bir bilmem kaç yılda geçse unutulmayan acılarımız var ki, işte bazen kendimize bile itiraf etmesek de ağırlığı hep yüreğimizde olur.

Bir yıllı gecirirken nedense garip bir heyecan ve kutlamar olur, acaba neden ömürden bir yaprak atılıyor ve topraga yaklaşımda bu kadar cok hevesliyiz, çocukları anlamak zor degil, büyüme telaşı.

Bizler de yüreğimizde taşıdığımız ağırlıkların üzerinde bir koca yıl gecince yüreğimizdeki sızının hafifleneceğini sanıyoruz,  kendimizi avutuyoruz olmalı.


Hani derler ya“ zaman her derdin ilacı“ acaba gercekten ilac oluyormu dertlere, yok sanmıyorum, ya da bazılarımız başaramıyoruz..

Işte bir yılı sensiz yine geçirdik yüreğim.

Seni bize yıllar unuturamadı...
Başaramadı, ya da biz aciz kaldık..seni anmak Munzurlara çıkıp karşıda görünen Qewere Düzgün karşısında secde oldu bizde.
Sen hep aramızda, yüreğimizde, tenefüs ettigimiz havada, sen evde senın isminle cağırdığımız,  sana benziyen çocuklarımız oldun.
Seni unutmak değil seni yaşamak bize farz oldu.
Buğün senin doğum günün.
Buruk ve yüreğimize çöreklenen bir sızı var, sen bugün doğmusun yüreğim.

Bugün yüreğimin doğum günü.

Iyiki doğmusun yüreğim.

iyiki doğmusun.

Elif ORHAN

29.12.2012

Yorum ekle