Sözcükler Anlamını Yitirirken..
Elif ORHAN
“…. evet ya, yıllar anlamını kaybetmişti, sanki dün sabah evden ayrılmıştı. kokusu hala evin dört bir yanında duyuluyordu..“
Sözcükler Anlamını Yitirirken..
Kulağına gelen telefon sesiyle uyandı..
Bir an bakmak istemediyse acı acı çalınmasını daha fazla dinlemek istemediğini anlayınca eli ahizeye uzandı..
Aslında bekliyordu, yinede ilgsiz olmaya çalışarak;
„_Evet“ diye soruyla başladı..
-Günaydın, sonunda kazandın, seni kutluyorum, iyicene bir hesabınıda sorarsın, haydi gözünaydın..“ diyen sesle irkildi..
Gözü mü aydın..!
Hayret bu söz ne için deniliyordu, anlamını kaybetmiş olmalı, boğazı tıkandı, gözlerinde yağmur, dolu olmuş gözyaşları çenesine doğru aktı..
Kutlamak ve gözü aydın..
Eskiden, evet ya, taa eskiden bu iki anlamlı, tılsımlı kelimeyi ne çok severdi. Ona neler anımsatmıyordu ki, ya şimdi, şimdi, tuhaf içini acıtan, kırık bir yanlızlık, hıçkırıklara boğuyordu..
Zaman mı değişmişti ya da insanlar mı, elinde ahizeyle öylece durakaldı..
Karşıdaki ses ona neler anlatıyordu kimbilir, hiç birini duyamadı..
Gözleri daldı.
Kutlama ve göz aydınların çok uzakta kaldığını, bugün başka anlamlarla söylediğini kavradı.
Bu ayırım ona dehşet acı veriyordu..
Kutlama ve gözü aydın..
Içinde yanlızca gözyaşı barındıran acı, dehşet kokuyordu..
Dünya mı değişmişti yoksa hafızasınımı yitirmişti, anlamaya çalıştı, sonra kendini sokağa telaşla attı..
Yürüdü ayakları onu taşıyana kadar, gidip tanımadığı bir alanda sırtını yüksek taş kütlesine dayadı..
….güneş soğuk havaya inat insanın içini ısıtıyor gibi cömerti..ne çok sevrdi güneşi, ya şimdi canı yanıyordu yanlızca..
Kutlama, gözü aydın..
Bu iki sözcüğü duyduğu yılları aklına getirince yavaşça yaslandığı yere doğru yığılırcasına çömeldi, çevreye bakmadan önce için için sonrada sesli ağlamaya başladı..
Üzerinde tam tamına yirmi yıl geçmiş olsada ona dair anılar dünmüş gibi canlıydı..
Evet ya, yıllar anlamını kaybetmişti, sanki dün sabah evden ayrılmıştı. Kokusu hala evin dört bir yanında duyuluyordu..
Fakat yirmi yıl önceki gidiş o gidiş olmuştu..
Onu nerelerde aramamıştı ki, neler neler duymadı , ya da hiç bir şey..
Görgü tanıklarına rağmen ispatlayamadı, dünyada yok olmuştu..
Ne çok aramış, umutlara bağlanmıştı..
Gün gelipte umutları tüketince bir mezarı olması için bu kezde aramıştı..
Gidip başında ağlıyabileceği, konuşacağı, ayırımı bilmeden yeri, adresi olmalıydı..
Yirmi yıl boyunca ardı arkası gelmeyen baskı, tutuklama, sürgünler onu ne aramaktan bıktırmış ne de yüreğindeki sevgiyi azaltmayi...
Nihayet yıllardır sürdürdüğü arama, başvurularına bir sonuç almıştı.
Bir zamanlar kendi (leri)ni devlet yerine konan biri, kimleri, nasıl, nerede öldürdüklerini, nereye gömdürdüklerini anlatmıştı..
Bunu duyunca isyanla o da aradığını sorup soruşturmuş ve cevabını almıştı.
Yakın zamanda onun gömüldüğü yerde kazı yapıp onu alıp her an gidip başında kokusunu duymasada ağlıyacağı, ait olduğu, ona, yakınlarına yakın bir yer mezarı olacaktı..
Elindeki kağıt parçasına tekrar baktı.. az bir zaman kalmıştı..
Gidip alacak ve bir yeri olacaktı, yok öyle kimsesiz değildi, bunu göstrecekti onlara..
Nihayet gün geldi, çok mu az mı bir kalablıkla ağaç ve taşlarla gölgelik bir yere bir kaç kişi pek de yavaş olmayan kazma kürekle bir yeri kazmaya başladılar..
Yüreği yerinde fırladı, ya başına o ellerindeki sert cisimler gelirse, canı acıdı.. kaç kez engel olmak istedi, bırakmadılar...
Acıyla baktı baktı..
Toprakta uzun bir kemik çıkarılıp konulan kutuya bırakıldı..hatırlamaya çalıştı, evden ayrılırken üstünde gök mavisi gömlek ve gri ütü tütmayan buruşuk keten pantolan vardı…
Hayret çıkarılan parçalarda renkli bir şey göremedi..Sonra başka bir parça çıkarıldı, kafatası..
Düşündü, hani hafif dalgalı siyah saçları neredeydi?
Ya yüzünde gülüşle çıkurlaşan yanaklarındaki gamzeler de yok olmuştu..
Baktı baktı..mavi gömlek de yok olmuştu..
Bir kutunun içine bırakılan kemik parçaları geride kalanlar olmuştu..
Onu tutan eller gevşedi, yavaşça kutudaki kemik parçalarına doğru gitti..
Eline aldı, göksüne bastı..
Evet kokusu, kokuşunu aradı, ona varmış gibi geldi..
Sımsıkı sarıldı..
Artık bir adresi, gidip yakaracağı, konuşacağı bir mezarı vardı..
Teselisi olmuştu..
Zulüm u tufan onun kimsesiz olmadığınıda öğrenmiştiler….
Beli mi olur, gün gelir dewran döner..
….yapanlar akan gözyaşı ve vicdanlardan mahkum olur, tarihin karanlık sayfalarına gömülürler..
Onun ve onların tek teselisi bu oldu..
Elif ORHAN
Web Sitesi;http://www.eliforhan.de/


