Olmuyor Hasan Cemal olmuyor
Ali ERDOĞAN
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Milliyet gazetesi yazarlarından ve sevilerek okunan Hasan Cemal ve Kürt Şair ve yazarı Bejan Matur’un konuk olacağı bir çağrı almıştım, bir hafta önce. Toplantı Londra Stoknewington semtinde yapılacaktı. 10.01.2012’de belirtilen adrese vardığımda, salon doluydu. Önce lokantanın altındaki kafetaryaye inildi.
Büyük bir heyecanla Hasan Cemal’ın yanına gittim. Elini sıkarak hoşgeldiniz dedim. Uzun süre vatan hasretini çeken biri olarak O’na yakın olmak istiyordum, ülkemin kokusunu getirmiştir diye...
Hasan Cemal, elinde rakı bardağı içkisini yudumluyordu. Başkalarını bilmem ama yazarın bu pozisyonunu yadırgadım. Diyasporada yaşıyan bizler, kan ve barut kokan, hatta kimyasal silahların kullanıldığı ve hergün onlarca sivilin toplu olarak öldürüldüğü cenazelerin evlere getirildiği ve hasretini çektiğimiz ülkemizden geliyordu. Bir aydın, bir yazar olarak bizlere ne söyliyecekti? Barışa giden yolun ilk adımı nasıl atılacaktı? Yazardan bir öneri bekliyorduk. Buluşmayı organize eden arkadaş, nihayet Hasan Cemal Beyi mikrofona davet etti.
Kafeteryadan soluklar tutuldu. Çıt çıkmıyordu. Hepimizin gözü ve kulağı, yazarın söyliyeceklerine kilitlenmişti.
Yazar Hasan Cemal, Suya sabuna dokunmadan 3-5 cümle ile konuşmasını bitirdi. Bir aydın olarak suya sabuna dokunmadan eldeki kan nasıl temizlenecekti? Yazar Bejan Matur çağrıldı, mikrofona. O Hasan Cemala göre daha tasfilatlı kısa bir konuşma yaptı. Halk üst kata yemeğe çağrıldı.
Ben yine Hasan Cemal’in masasına oturdum. Uzak durmak istemiyordum. Her konuşmasında, ülke hasretimi gidermeye çalışıyordum. Sanıyordum ki, esas konuşma yemekte yapılacak. Hepimiz beklenti içindeydik.
Konuşma yapılmadı, yemekler yenilirken Hasan Cemal, bol buzlu bir rakı kadehını istedi. İçkisini yudumlarken, kendisine uzatılan kitablarını imzaladı. Bir vatandaş yanına geldi “masamıza buyrun, içkinizi orda içersiniz” dedi. Hasan Bey de “esas masaları gezmek lazım” dedi ve oturduğu masadan kalkıp gitti.
Bizim burdaki düğünlerde, düğün sahibi, masaları gezer, misafirlere “bir eksiğiniz, bir arzunuz var mı?” diye sorar. Masada kendisine uzatılan kadehlerden birer yudum alır ki, misafirleri hoşnut kalsın... Baktım ki, yazar her gittiği masada içmeye devam ediyor.
Bizim, yazarın içki içmesine kesinlikle karışmak ne hakkımız ve ne de hattımız var. Yazar Hasan Cemal, turistlik amacıyla Londra’ya gelmiş olsaydı, istediği yerde oturur ve istediği tarzda eğlenir ve içkisini içerdi. Kimseninde karışmaya hakkı yoktu.
Hasan Cemal, halkla buluşmak, bir etkinlik yapmak için gelmişti. Halk da onun için etrafına toplanmış ve söyliyeceklerini dinlemek için gelmişti.
Sayın Hasan Cemal, bu davranışınız ve tarzınız halka saygısızlıktı dersem gücenmeyiniz. Halk içki içme şeklinizi seyretmek için gelmedi. Sizlerden bir şeyler öğrenmek için gelmişti. Gelenlerin % 95’ı gençlerden oluşuyordu. Sizin gibi aydınların görüş ve önerilerine ihtiyacı vardı.
Ülkede dökülen kanlardan ve yaşanılan kaoslardan tüm Türkiye halkları sorumlu, ama ülkenin aydın ve yazarları ikimisli sorumlu. Bizler, sizler görevlerımızı zamanında yerine getirmiş olsaydık, gençlerimiz darı misali yad ellere dağılmazdı en azıda. Ben 70’e merdiven dayamış bir yaşlı olarak kendi payıma gençlerden özür diliyorum.
Salonda ayrıldığımda, Hasan Cemal, halen rakısını yudumluyordu. Olmadı sayın yazar olmadı. Bir şeyler düşünüyor musunuz.....????



Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için