Anasayfa Haberler Kürdistan Ahmet Kahraman'ın dili, deli delik

Ahmet Kahraman'ın dili, deli delik

 

1328043831 kutbettin-ozerKutbettin Özer-
Türk Mehmetçiği ile Kürt Ahmetçiği,
Sayın Dr. İsmail Beşikçi bir Türk olmasına rağmen Kürt halkı ve Kürdistan ülkesi için bilimselliğini kaybettirmeden bütün ömrünü gerçeklikle erdemliğini korudu. İsmail Beşikçi Türk devletin hedefinde olduğu gibi derin devletin hedefinde de ön planda idi-dır. Yıllardan evvel Beşikçi durgun esasi duruşu ile bekler ve olaylara aniden yanıt vermez. Olayların nihai sonuçlarını somut bir bilgi edinmeyene kadar eline kalem almaz.

Türk solcuları Dr. İ. Beşikçi’yi pek sevmedikleri için medyalarında da pek yer vermezler.

Sn. Beşikçi’ye önem verenler Kürdistan’ın dört parçasındaki Kürt aydınları tarafından gözbebekleri kadar destekliyor ve seviyorlar.

Maalesef ideolojik ayrıntılardan dolayı bazı Kürt aydınları tarafından da görüş saldırısına maruz kalıyor. Beşikçi, bir ara PKK hareketine sessiz kaldı, PKK tarafından desteklendi, yıllarca övüldü ve bütün basın yayınlarında destek gördü. Daha sonra PKK anti Kürdistancılık yaptığında İ. Beşikçi görüşünü belirtti ve PKK’nın yanlış noktalarını vurguladı. Bu vurgulamada PKK rahatsız oldu ve birçok tarafından küçültülerek sıfırlaştırılmak istendi. Bu çirkin tavır-ı kabul etmeyen Kürt aydınları destek verdi ve görüşlere, eleştirilere ve özgür iradeye saygı gösterin denildi.

1999 yılında Sn. Abdullah Öcalan İmralı’ya götürüldüğünde ve sonra İmralı’da mahkemedeki ifade tutumunu beğenmedi ve daha sonra İmralı’dan gelen mesajlarda İsmail Beşikçi A.Öcalan tarafından topa tutulduğunda bütün PKK’lılar tarafından da saldırıya uğradı. Bu konuda anti PKK’lıların dışındaki bütün Kürdistanlı Aydınlar tarafından destek gördü. Bu desteklilerin içinde en başta Sayın Yazar ve politikacı İbrahim Güçlü idi.

İbrahim Güçlü daha önceleri ve bu son AKP döneminde de PKK’ yi eleştirdi. Bazen yerinde bazen de biraz sert eleştirilerde bulundu. İ. Güçlü eleştirilerinden dolayı PKK tarafından ölüm cezası verildi ve büyük saldırıya uğradı. Kürt aydınları İsmail Beşikçiyi desteklediği gibi İ. Güçlü’ye de destek verdiler. Tabii ki PKK kendisinden olmayana ve eleştiren her kesimin hakkında infaz cezasını verdi ve bir kısmını infaz etti, bir kısmını da infaz etmek için karar verdi.

Sayın Kemal Burkay, PSK Başkanlığından sonra sinesine çekilerek birçok tamamlayamadığı, bitiremediği yazılarını bir araya getirerek kitaplar haline getirmeye çalıştı. Vakti boş geçmeyen Sn. K. Burkay ‘’Anıları’’ üzerinde kitap bastı ve merakla okuyanlar arasında ve partisinden ayrılan birkaç kişi reformcular tarafından topa tutuldu ve sonradan sesleri kesildi. Ama Kemal Burkay yerinde durmadı, bir taraftan reformcu arkadaşlarına cevap verirken diğer taraftan da konferanslar verme çabasında yoğun çalışmalarda bulundu. Daha Avrupa’da iken, K. Burkay’ın bazı yazı dilindeki eleştirileri BDP ve KCK-PKK’ rahatsız etti. PKK’nın her üç ayda bir, bir konsept vermesinden dolayı inandırıcılığı olmayan konseptler üzerinde K.Burkay sıradan biri olarak özgürce görüş iradesini kaleme aldı ve yazdı. Bu görüşlere tahammül edemeyen PKK’nın üst düzeyindeki elemanlar tarafından ağır eleştirilere tabi tutuldu.

Kemal Burkay, 32 yıl sonra Türkiye’ye temenni gidince; devletin K. Burkay’ı karşılamasında ve görüşmelere yer vermesinden gocuklaşan ve tahammül edemeyen Kürt kesimleri tarafından eleştirildi. BDP Burkay’dan rahatsız olduğu halde, BDP Amed Belediye Başkanı Sn. Osman Baydemir görüşmesinde KCK’lı tutukluların anlamlı resmini hediye etti.

Başından beri PKK, Burkay’a soğuk baktı.

Bendeniz de Sn. Kemal Burkay ile ilgili bir makalemde görüşümü yazmıştım; demiştim ki, keşke kemal Burkay önce doğduğu yere gidip bir bardak su içip tekrar Ankara’ya dönüşünde görüşlerine başlasaydı. İkinci eleştirim; keşke Burkay ‘’ülkeme geldim mutluyum’’ demeseydi yerinde, Türkiye’ye geldim deseydi, daha iyi olurdu gibi yumuşak kibar eleştirilerim oldu. Çünkü ilk bastığı toprak onu öldüren topraktı. Şu ana kadar Hiçbir emeği olmuş Kürt yurtseverlerine hakaretim olmadı. Abdullah Öcalan’ın duruşu hakkında birçok makalelerim oldu ama hiç ve hiç alçak veya şerefsiz demedim. Onun söyledikleri cümlelerini belgeli yazdım ve altında görüşlerimi belirtmeye çalıştım. Bendeniz asla ve asla Ahmet Kahraman gibi ucuz Ahmetçik olmadım.

Türk Mehmetçiği ile Kürt Ahmetçiği,

Türk devleti diyor ki, bir Mehmetçik bin düşman askerine bedeldir. Bu slogan Türk ulusu için bir slogandır. Mehmetçiğin arkasında Türk devleti var. Mehmetçik devletine, devleti de Mehmetçiğine güveniyor. Her iki taraf da birbirlerine yaslanmışlar, korunuyorlar. Bizim yaşlı sözde aklı ermiş Ahmetçik (Ahmet) Kahraman ise, Yeni Özgür politika yazarı olarak basının Ahmetçik kahramanı olmuş. Yani Kürdistan Ulusal Ahmetçiği adına değil. Bir örgütün, bir gazete parçasının kahramanı yani anlayacağınız. Y. Özgür Politika maaşa bağladığı Ahmetçik kahraman’ı olmuş. Bu adam istediği şekilde yönlendiriyor. Yarın Y. Özgür Politika uluslaşır bir Kürdistan-i basın gazetesi olursa dayanacağı yer yine Türk basınında Mehmetçik denilen- Türk safında Ahmetçik yazar kahramanı olur. Bu adamın duruşu ve karakter yapısı zaman düzenine müsait olduğu içindir. Kürt ve Alevi kesimlere ve Kürdistan için çok emeği olmuş yazar, Sn. Haydar Işık, Y.Ö. Politikanın da gülü idi.

Ahmetçik Kahraman, dili özü bir küfürbazdır, kelimeleri yan yana getirir uydurur, uyduruktur. Kibar kelimelerden uzak boyu kadar çok kabadır, gülüşü de öyle, oturup kalmasına bakanlar veya onun davranışını izleyenler, onu deli sanır, aklı dengesi yerinde olmadığını anlayınca onu bir Dr. Psikolojisine götürme ihtiyacını duyar. Bu insan gerçekten dengesiz ve adamı tedavi etme ihtiyacı vardır.

Sn. Kemal Burkay, ne babam çocuğudur ve ne de örgütümden olanın biridir. Kürt liderlerine saygı duyduğumu ve eleştirdiğim kadarıyla Kemal Burkay’a da o kadar saygı olma yaklaşımım vardır. Bir Kürt yurtseverin Kürt halkına hizmet eden emeğe değer verdiğim kadarıyla saygıyla da değer biçiyorum. Kürt halkına bunca yılar hizmet edenlerin bir hatasına karşı hemen silip atmak çok kütü bir üsluptur. Bence Ahlak dışı bir davranış desek yeri vardır. Ayıptır, günahtır. Ahmetçik Kahraman, güya 17 kitap yazmış veya daha fazla yazmış olabilir. Ahlak değişmedikten sonra isterse 200 kitap yazar sahibi olsun, neye yarar.

Ahmetçik Kahraman, yazarlığını birilerin emrinde yazan bir Kürt kılıfına sığınmış bir Türk yazarıdır. Bunun yazı dili bozuk ve bölgesel, mıntıka ve kişiler hakkında bildikleri sadece hayali-efsane ve iftira üçgeninde yalan atan yazanlardan biridir.

Dikkat ediniz bu Ahmetçik kahramanın kuru yalancılığına,

Biz Kemal Burkay’ı tanımasaydık kim bilir ne düşünürdük. Belki Ahmetçik Kahraman’ın elindeki kurşunla Burkay’ı da öteki Kürt yurtseverleri gibi infaz ederler. Vay be ne kahramansın. Türk derin devletine karşı bu kadar saldırına rastlanmadık, sebep ne? Neden Bu kadar emeği olmuş Kemal Burkay’a? Gerçeklerin, karanlıkların aydınlığa çıkmasından neden bu kadar korkuyorsun, seni iten güç ne?

Musa Anter’in kim vurduğu meçhul, Hikmet Fidan’ı Ahmetçik Kahraman gibi dengesiz Yazarlar tarafından fişlenerek öldürüldü, katili belli ama belirsizler zamanla cezalandırıldı iyi oldu dediler. Yazar Ahmetçik Kahraman arkasında bir ajan daha eksildi dedi. PKK’dan ayrılanları kovdular, dövdüler ve intihar süsü verilerek öldürenleri kutladılar. Ahmetçik Kahraman alkışlayarak bu cinayetleri ballayarak yazdı. Ormanda eli bağlı Kürt yurtseverlerini döverek işkence yapıldığını Ahmet denilen yazar bunları bildiği halde Kürt halkından olayları gizledi ve suç ortağı olduğunu kabul etti. Kuzey Almanya’da merdivenin başında iki genç Kürdü iki kurşunla öldüren katilleri bildiği halde Ahmetçik Kahraman katilleri gizleyerek evinde besledi. Kani yılmaz’ı infaz edenleri destekleyerek bir kez daha suç ortağı oldu ve yazısını ballandırarak yazdı.

Kürdistan’da dostluğun, diyalogun önünü kesenlerden biri de Kürt Ahmetçiğidir. Kışkırtmak için uzmanlaştırılmış oportünist (fırsatçı) kişilikli bir insandır.
Böyle vasıflara sahip olduğu için üslubunu sürekli kötüye kullanır ve kullananlardan biri olarak kişiliğe sahiptir.

Aslı astarı olmayan bir uydurma, çarpık ve kullanmaya elverişli bir kuklanın yazısı aşağıda, insan imreniyor.

Ahmet Kahraman / Tutmayın sülük Kemal’i o şimdi Kontra.


12Kemal oğlu Kemal, çok yüzlülere has, sayısız lakaplıdır. Lakaplarından biri, Kürtlerden para emme yeteneğinin delili olarak Sülük Kemal, insan oğlu hayallerini dolandırmaktan Sülün
Osman’a nazire Sülün Kemal, bir başkası katır katır, ona buna para karşılığında istihbarat servisinden ötürü, öteki lakabı İngiliz Kemal’dir.
Tutmayın, hızını kesmeyin sülün, sülük, kurbağa Kemal’i. O şimdi, Kontra Kemal’dir.
Gençliğindeki köy öğretmenliğinde, hırsının hızına yetişilemeyen tutkulu bir Kemalist’ti. Düçar olduğu aşağılık kompleksiyle, bir zamanlar kendisine reva görülenleri tekrarlıyor, Kürt çocuklarını, Türk ırkçılığı aşısıyla devşirneye çabalıyor, Kürtçe konuşanların el parmaklarını sopayla vurarak, işkence ediyordu.
Türk gibi hükmederek fiyaka yapmayı seviyor, polisler içinde baş polis olmayı hayal ediyordu. Dışarıdan sınavla hukuk diplomasını aldığı gün, bu hayalinin peşinden giderek, derin devletin adamı adaylığı için dilekçe veriyor, gördüğü kabulle İçişleri Bakanlığı kadrosuna dahil oluyordu. Derin kurstan geçip, staj görürken dağıtımı, satışı olmayan, cama yapıştırılan sayılarıyla varlığı fark edilen, tek yapraklı, taşra gazetesinde, ilk yazısını yazarak, amirlerinden afferim almaya hevesleniyordu. Utanç verici, ama yazının kalitesi orta okul çocuklarının kompozisyon ödevinden de düşüktü. Gel gelelim o bunu, yazı hayatının başlangıcı olarak sunuyordu, 80 yaşına merdiven dayarken…
AHMET KAHRAMAN
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Ashavan Sirac Kekuyon: Ahmet Kahraman’ın Bingöl (Çolig) ile derdi ne? -30.01.2012

Ekran AlntsAshavan Sirac Kekuyon bir Kürt aydını ve bütün ömrünü Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesine adamış olan Sayın Ashavan Sirac Kekuyon Ahmetçik (Ahmet Kahraman) hakkında ne diyor ve neler yazmış hep beraber okuyalım. Okuyalım ki Ahmetçik Kahraman’ın hasta olduğunu ve yalan söylediğini, iftira ettiğini, yazı yazma üslubundan çok uzak olduğunu, saçma sapan yazılar yazdığını… v.s. -, v.s.

Sanırım, Bay Kahraman’ın 22.01.2011 tarihli Özgür Politika’da yayınlanan yazısını okuyan her Bingöl’lünün tepesi atmıştır. Hizbê Kontra dediği, Halk arasında Hüzb-ül Kontra olarak bilinen parti elemanlarının Çolig’de toplaştığı, Çoligliler’in de bunları kucakladığı gibi bir teze (kendisine bakılırsa gerçeğe) dayanarak söz konusu “yazı”yı ortaya çıkarmıştır. Çolig’e “kara yara” diyen bu sayın zat, hiç bir tereddüt göstermeden orada yaşayan insanlara hakaret üstüne hakaret yağdırıyor.. Zımni bir genellemeye giderek, “Kürdistan ihanetinin kanlı kaması, TC rejiminin ‘şerefli kaatiller’i Çolig’de doğmuşlardı” diyor. Çolig’in 1960’tan beri Türk Irkçılığı’na “bekçilik” ediyormuş. olarak niteliyor Çoligliler’i. Bu hizmetlerine karşılık Türk Devleti’nin, “Dimilî Kürtleri’nin kirli kazançlarına göz yumuyor”muş. 1960’tan beri bu xulamlığın (hizmetkarlığın) ödülü olarak devlet kontrollu narkotik ticareti yaptıklarını bazan ima ediyor bazan da söylüyor.

Şimdi Bay Kahraman’ın yazısında buraya kadar yumurtladığı zırvalara şöyle bir bakalım.

Önce yazının özü: Bay Kahraman’ın bu yazısı, hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde bölücü, Zaza’yı (Kird’ı) aşağılayıcı bir karalamadır. Cevap bile vermeye değmeyen bir zırvalıktır.. Ama Özgür Politika gibi, Kürt Emekçi ve işverenlerinin gönüllü kanuni finansmanı ile yayın hayatını sürdüren bir kurumda yazdığı için es geçemedik. Kürtler arasında bölücü kalem oynatış ve aşağılama, sırtını nereye dayarsa dayasın bu adamın haddi değildir. Bu kişilik haddini yeterinden fazla aşmış, ruhu Türkleşmiş, işsiz kaldığı için Kürt Hareketi’ne bulaşmış, sözün tam anlamı ile cahilin teki olduğunu defalarca ortaya koymuştur. Ondan bundan aşırarak 1925 Direnişi’ni yazmış olmasına rağmen okuyanlar ortaya çıkan laf salatasında bir ruh görememişlerdir.

Peki, içeriğin lafzında ne var? Bu kişiliğe bakılırsa Çolig bir kara yaradır. Kürdistan ihanetinin kanlı kaması Çoligdir.. Yaşadığım o güzelim topraklar Türk ırkçılığının kalesidir.Xulamdırlar. Türk Devleti bunları, Türklüğe yaptıkları hizmetlerinden dolayı narkotik ticaretini bunlara zımnen serbest kılarak ödüllendirmiştir.. Büyük laflar! Bunları teker teker sana geri yutturacağım, bekle..“Çolig ne durumdadır ve niçin o durumdadır” sorusuna bilimsel bircevap verirsek bazı şeyler daha açık bir şekilde ortaya çıkar..

1925’teki kıvılcımından sonra oluşan gelen direnişleri sınıflandıran Türk Devleti, üç önemli direniş odağını önemle ele alma gereğini duymuştur. Birincisi; Çolig, İkincisi; Dersim ve üçüncüsü Agirî.. Çolig Direnişi pek çoğunun sandığının aksine 1925’te bitmemiş, Gür bir şekilde 1932-33’e kadar sürmüştür. Kelaxsi’dan başlayan, beş büyük savaşın da yaşandığı ve Fransız işgal bölgesinde (Suriye-Binê Xetê) son bulan Büyük Yürüyüş oldukça önemlidir. Bu durum Türk Devleti’ni oldukça korkutmuş, Çolig’e özel bir “mim” koymalarını birlikte getirmiştir. İkinci önemli merkez Dersim’di. Çolig’den bile daha dağlık olan ve Kızılbaşlığı yaşatan bu yöremize Türk Devleti bütün gücü ile yüklenmiş, bir etnik temizlik, bir katliam gerçekleştirmişti. Paleolithic Çağ boyunca Neolithic Çağ dahil, günümüze kadar orada yaşayan Dersimli insanlardan onbinlercesi kan emici Kemalistler tarafından öldürülmüş geride kalanlar toplu olarak Anadolu’ya sürgün edilmişlerdi ('İskân Kanunu' Kanun No: 2510, 13 Haziran 1934’te kabul edilen kanuna göre). Orada sıkı bir türkleştirme eğitiminden geçirildikten sonra 1947’de geri dönüşün serbest olduğu yolunda bir yönerge kabul edilince geri dönmüşlerdi. Üçüncü Yöre Agir’i Yöresi’dir. Hoybun’un ve Kor Huseyn Paşa’nın öncülük ettiği bu direniş yine onbinler’in ölümüne yol açmıştı. Agirî SSCB ve İran’a komşu olduğu için önemli idi.

Türk Devleti bu üç yöreyi sıkı bir şekilde elde tutmak için çok büyük askeri, istihbarat ve kontra yatırımları gerçekleştiriyordu.

Özellikle Çolig.. Nasıl?

Birincisi; bu Direniş Kalesi önce vilayet yapıldı (1936).
İkincisi; ardından askeri açıdan çok önemli olan demiryolu yeni ili bir boydan diğer boya katetti.
Üçüncüsü; Ormanlar bir plan dahilinde 1948-49’dan itibaren yokedildi. Bu demiryolu marşandisleri vasıtasıyla yakacak olarak nakledildi.
Dördüncüsü; okumuşların çok azına Çolig’de kalma fırsatı verildi. Aydınlanma engellendi (1925-1970’li yıllar arası). Halk Aydınları sindirildi, 1925 Direnişi ve sonrasının sistemli bir şekilde konuşulması, nesilden nesile sağlıklı bir şekilde nakledilmesi engellendi. Büyük bir terör dalgası estiriliyordu. Ailemin 1950 “Af”fından istifade ederek dönmesi ile yeni bir kıpırdanma başlamış, insanlar aradıkları bir limana kavuşmuşlardı. Fakat Türk devleti mıntıka mıntıka sitemini kurmuş, olan bitenden anında haberdar oluyordu. Mahalli istihbaratı şêxler ve mellalar vasıtası ile sağlıyordu. Ben özellikle yılın karsız geçen sekiz ayında her ay evimize baskın yapıldığını hatırlıyorum. Bütün ev korku içinde yaşamaya zorlanıyordu. Türk Devleti çok esaslı bir kontra teşkilatı kurmuş, bunlar vasıtası ile dehşet saçıyordu.

Bay Kahraman’ın uyuşturucu “ticareti”nin bir ödül olarak verildiği tezine gelince..

Tamamen işkembeden atılmış, maddi temelleri olmayan bir tezdir bu. Şöyle;

Birincisi; uyuşturucu ticareti 1950’li yılların ortalarından itibaren İran-İstanbul bağlantısının bir halkası olarak başladı. O Zamanlar bu ticaretle uğraşanları çok iyi tanırım. Bunların hiç biri, MHP’yi Çolig topraklarına getiren Zıktê aşiretinden değildi.Zaten MHP’de yoktu.
İkincisi; Çolig bu ticarette sadece bir geçiş yolu idi, tıpkı Muş gibi.. Asıl patronlar İranlı, Vanlı ve son durakta Xarpêtli idiler. O sıralar Çolig’de sivrilmiş hiç bir “uyuşturucu baronu”na rastlamazsınız.
Üçüncüsü; 1980’den sonraki Özal Politikaları’nın başarılı olması, Batı’nın da göz yumduğu bu uyuşturucu ticareti sayesinde oldu. Yani Batı’daki bazı ülkeler, para vereceklerine bu illegal, ticareti Türkler’e teslim etmişlerdi. Biz bunu yayınlanan raporlardan biliyoruz. Hatta önemli bir Türk Dergisi bu yüzden kapandı/kapatıldı.
Dördüncüsü; bu yeni dönemde bazı Kürtler Avrupa’da sadece taşaron olarak kullanılmıştı. Hiç unutmam, “PKK uyuşturucu ticareti yapıyor” dedikodusunun ayyuka çıktığı sıralarda bir gün PKK’liler gelecek olan bir TIR’ı ve yükünü teslim edeceği yeri polise bildirdi. Ama ilgili Avrupa ülkesi’nin polisi bu TIR konusunda hiç bir işlem yapmadı. Bazı Çoligliler sadece baronların taşaronu olarak kullanılıyordu, ki bunların bir kısmı, geri gönderilme tehdidi altında tutulmakta idi.
Beşincisi; bu ticaretin taşaronu olan Çoligliler’in hiç biri MHP’li değildi (bildiğim kadarı ile). Kontrol dışı çalıştıkları için de sık sık yakalanıyor, hapisleri dolduruyorlardı.

Doğrudur; MHP’li Hikmet Tekin Devlet destekli olarak Çolig’de belediye başkanı seçilmişti. Bu MHP’linin Ağabeysi kendisi başkanlığa seçildiğinde MİT’te idi ve Türk Ordusu’nda yüzbaşı idi. Bu adamın seçilmesi için bütün kontra teşkilatı (özel harp dairesi) harekete geçirilmişti. Nihayetinde diğer adayların oyları bölmesi üzerine Kontra’nın adayı Hikmet 34 oy farkla seçimi kazandı.. Türk Devleti istediğini almıştı. Fakat bu uzun sürmedi. Hikmet 1979’da vurularak öldürüldü. Bu defa devreye ulusal güçler ile Bazencir ailesinin Rıza’sı girdi. Ulusal güçler adaylarının seçim için yatırılması gereken parayı yatırmayınca Rıza yalnız kaldı. Seçim boykot edildi ve bu kez de Hilmi Elçi (Bu Hilmi Elçi, Sadık Elçi’nin oğlu Hilmi Elçi değildir) MHP adayı olarak seçimi kazandı (aslında galibiyeti kucağında buldu)..

Çolig’de MHP’nin bu son zaferi oldu.

Veya Çolig’de’ın herhangi bir noktasında, herhangi bir Türk partisinin seçim kazanması utanç vericidir. Ama bu lafı ederken sosyolojik gelişim çizgisi ihmal edilmemelidir. Cahil, iğrenç ve köşeden bucaktan Kürtlük Dünyası’na bulaşmış Kemalist eskisi biri bilimsel yolu tutamaz. Bilmez. Yapacağı en kestirme hareket, beyninin derinliklerinde yer etmiş olan Akşam Gazetesi lafazanlıklarını Kürd’ün tepesinden boca etmektir. Peki şuna dikkat çekelim; Ahmet denilen kişilik Kürdistan’ı çok mu iyi biliyor? Kürdistan’ın başka yerlerinde uyuşturucu ticareti yapılmıyor mu? Hele bu merkezlerden Wan, Kürdistani Direniş’in bir kalesi değil mi? Licê ve Gewer’in bu yurtseverlikten geri kalır yanı var mı? Haaa.. Şu söylenebilir; Ama Çolîg’de belediyeyi hiç kazanmadık.. Bu da bir yarım yalandı. Çünkü Yurtseverler’in desteklediği ve Bay Kahraman’ın arkadaşı olan Selahattin Kaya 1989-1994 yılları arasında SHP’li olarak belediye başkanlığı yaptı. O seçimde SHP ile Kürt Yurtseverler’in seçim ittifakı yaptıklarını dönemi yaşayan herkes bilir. Eğer yurtseverler desteklemeseydi bu adam rüyasında bile belediye başkanı olmazdı (şimdi oturup kalkıp PKK’ye küfür ediyor). Türk Devleti bu hatayı tekrarlamamak için tedbirini sıkı sıkıya almış, aslında bir iyilik yaparak Kürtler ile Türkler’i siyasi mücadele açısından da karşı karşıya getirmişti. Oysa şunu da hatırlayalım; 1989-1999 Yılları arasında dinci bir profesör Ahmet Bilgin iki dönem üst üste gönüllerimizin başkentinde Belediye başkanlığı yapmıştı. Yine MHP ve Kürdistan’ı ele alırsak, Muş’ta ve Iğdır’da da MHP belediye başkanlıkları ele geçirmişti..

Böyle oldu diye bu iki güzide ilimize çamur mu atacağız?

Çolig’de elle tutulur büyüklükte bir “uyuşturucu baronu” hiç yetişmedi. En büyüğü Mercedes alacak düzeydeydi. Mesela 2010’da Çolig’de 10 Mercedes binek araba satılmıştı. Dersim’de de aynı dönemde 10 Mercedes satılmıştı. Aynı dönemde Amed’de 122, Batman’da 101 Mercedes yeni sahiplerini bulacaktı.

Avrupa’daki “Dimilî Kürtler” dediği dilime bir daha bakalım; Çoligliler bir yandan taşaron uyuşturucu ticareti yaparken, öte yandan da yurtseverliklerini hiç bir şeye değişmiyorlardı. İçlerinde bol muhbir vardı ve hapishaneleri 3000 kişi doldurmuştu, hala da yatanlar cabası.. Buna rağmen Avrupa’daki Kürt insanı hiç bir yurtsever etkinliği kaçırmaz, Sadece Bremen’den 30’un üstünde otobüsü doldurarak Newroz’lara, Kültür “mihricanları”na giderler. Yurtsever kurumları hiç bir fedakarlıktan kaçınmayacak şekilde destekler, legal yollarla finanse ederlerdi.

Ahmet denilen kişilik senin konuştuğun TV’nin, yazdığın gazetenin masraflarını kimler karşılıyor?

Senin de masraflarını karşılayan o kemalist solcu eskileri mi?

Bay Ahmet, Hizbullah’ı da küçülterek bir kaç Çolig köyünde ortaya çıktıklarını ballandıra ballandıra anlatır. Oysa bu kişiliğin yazdıkları sağdan soldan duyma uyduruk yöresel şeylerdi. Çünkü 1979’da ortaya çıkan Hizbullah-î Kurdî, hemen iki yıl sonra Hikmet Fidan’ın ana İslami kitapevi Vahdet’en ayrılarak Menzil kitapevini kurdu. 1982’de ise bu kez Hüseyin Velioğlu İlim kitapevini kurmak üzere Vahdet’ten ayrıldı. İlimciler Kürt Kan’ı dökme esasına göre örgütlenmişlerdi. Oysa menzilciler bu eğilimi mahkûm ediyor, asıl düşmanın Kemalist Devlet olduğunu söylüyorlardı. 1987’de ilimciler Batman’a geçtiler. İlimciler, Batman dışında Silvan’da da güç kazandılar ve “Yolaç Köyü”nü üs olarak seçtiler. Velioğlu kısa bir süre içerisinde Özel Harp dairesi (Kontralar, Gladio) ile iç içe geçtiler. Bu örgütü artık devlet silahlandırıyor, hedefteki bazı insanları ise devlet yok ediyordu. Bunların en tipik örneği, Mehmet Ağar’ın emri uygulanarak domuz bağı ile öldürülen Med Zehra Cemaati’nin lideri İzettin yıldırımdır. Sahne tümü ile Xarpêt-Amed-Silvan-Batman ekseni idi. Oluk gibi Kürt Kanı akıyordu.

Görüldüğü gibi bu tarihi gelişim içinde Çolig’in adı bir parantezin içi kadar bile geçmiyor. Ama Ahmet denilen kişilik, Çolîgic’e hakaret etmeyi aklına koymuş bir kere. Arkasına aldığı güce güvenerek hakaretin daniskasını yapıyor. Zaza’yı aklı kafasında değil, dizinde bir yaratık olarak nitelemesi de cabası.. Zazalar hakkındaki düşüncesini şöyle dile getiriyor: “Aklı ve vicdanı diz kapağında”..

Bana dava aç Ahmet.. İşte açıkça yazıyorum. Bu yazıyı İsveç’in Uppsala kentinden yazıyorum.

Sen bir alçaksın!
Shavan Sirac Kekuyon
2011-01-24
Kaynak / A http://www.bilgin.nu/

kaynak: Bütün yazılar Nurhakdagi.net ten alınmıştır

Yorumlar  

 
0 #2 Bedirhan 02-02-2012 23:48
Birakin herkes kendi fikrini yazsin .. Onlari elestirirken onlara benziyorsunuz malum ayni toprak.. Yazi adam öldürmez birakin rahat olun..
Alıntı
 
 
+1 #1 bawer 01-02-2012 19:16
bu adam 2. yalcin kuciktir bi cumle yeter artar bile .
Alıntı
 

Yorum ekle