Anasayfa Haberler Kürdistan Kürt siyasetine ve siyasetçilerine çağrı

Kürt siyasetine ve siyasetçilerine çağrı

 

1327826770 sait-aydogmusSait Aydoğmuş-

Türk egemenlik sistemi, Kürt ulusal hareketini tasfiye etmek için neredeyse yüzyıldır çıplak katliamlara kadar varan plan ve saldırılarla sürdürdüğü uygulamalarını özellikle son zamanlarda alabildiğine hızlandırmış bulunuyor. Bu özellikli zamanlamanın, bölgemizin yeniden dizaynı ile ilgili olduğu açıktır. Zira Kürt ulusal hareketi, Kürdistan’ın dört parçasında da, bu parçaları egemenliğinde bulunduran devletlerin politik olarak en aktif ve örgütsel olarak da en örgütlü muhalif dinamizmini teşkil etmektedir. Bu nedenle Kürt ulusal mücadelesi, bölgenin yeniden dizaynında ulusal hayal ve taleplerini gerçekleştirmekle kalmayacak; önümüzdeki süreçte dünya ve bölge güçlerinin de coğrafyamızda nasıl ve hangi rollerle dizayn olacaklarını da önemli ölçüde etkileyecektir. Kürtler, dün Saddam rejiminin devrilmesinde belirleyici rol oynadıkları gibi, bugün de Maliki ve dolayısıyla Irak rejiminin kaderinde en etkili aktör durumundadırlar.

Bu, durum Suriye’de İran’da ve Türkiye’de de böyledir ve böyle olacaktır.

Tüm bunlar, bölgede emperyal bir rol üstlenmek isteyen sömürgeci Türk egemenlik sisteminin, neden Kürtleri yok etme ve Kürt ulusal hareketini tasfiye etme plan ve uygulamalarını hızlandırdığının temel sebebini ortaya koyuyor.

Böylesi stratejik olduğu kadar kritik de olan tarihsel politik bir ortamda, Kürt ulusal hareketi , gerek her parçanın kendisinde ve gerekse parçalar arasında birlik, bütünlük, dayanışma ve ittifakını güçlendirip pekiştirme göreviyle yükümlüdür.

Bu görev, başta Kürt ulusal hareketini, örgütlerini yöneten, yönetmek iddiasında olan politik lider ve şahsiyetlerindir, olmalıdır.

Oysa dün gece (26 Ocak), başta Devlet kanalı TRT olmak üzere, neredeyse tüm Türk TV kanalları, belli başlı bazı Kürt politik liderlerin, biri birlerini karşılıklı olarak ajanlıkla itham eden demeç ve yazılı iddialarıyla çalkalanıyordu.

Eminim ki, bu programları izleyen sağduyu sahibi her Kürt kahrolmakla kalmamış; ciddi biçimde kaygılanmıştır da. Zira bu iddialar, hem ulusal çapta hem de her örgütte en azından moralsizleşme, inançsızlaşma, bölünme ve parçalanma demektir. Daha kötüsü de var: Bu iddialar; yakın geçmişimizde sıkça yaşadığımız gibi, kendi aramızda kavga başlatıp biri birimizi öldürüp toplumsal ve siyasal geleceğimizi karartarak siyaseti, toplumumuzda zaten hayli yaygın ve etkili olan kan davalarının kör inançlarıyla yoğuracaktır.

Bu, her zaman ve özellikle şimdilerde tüm Kürtler için, Kürt ulusal hareketi ve onun siyaseti için ölümdür. Bu yöntem, Asıl sorunu (Kürt ulusal sorunu) ve onun siyasetini yapmayı ıskalamakta, onun yerine, özünde siyaset olmayan “polisiye” bir yöntemi ikame edip Kürt ulusal hareketinin siyasetini ve enerjisini amacından saptırarak, devletle değil, içsel bir kavgaya/mücadeleye sürüklemektedir, sürükleyecektir.

Şundan emin olmalıyız; yılların mücadelesi ve bedeliyle ulusal, bölgesel ve evrensel olarak vardığımız ulusal politik eşikte, iç kavga dışında, artık hiçbir güç ve hele de ajan, Kürtlerin uluslaşma ve devletleşmelerini engelleyemez, engelleyemecektir.

Türk egemenlik sisteminin, kimi Kürt liderlerinin, politikacılarının biri birlerini karşılıklı “ajanlık”la itham etmelerini bir siyaset tarzı biçiminde furyaya dönüştürerek, Kürtleri iç kavgaya sürüklemek istemesinin temelinde anılan çaresizlik bulunmaktadır.

Bunun içindir ki anılan yöntem, kim (örgüt, lider veya politik şahsiyet) tarafından başlatılmış olursa olsun, geçmişte kim daha çok yapmış ve fayda sağlamış olursa olsun acilen terk edilmelidir.

Bu yöntemi kullanmakta ısrar edenleri, onu teşvik edenleri ve deşenleri hep birlikte eleştirmemiz ve mahkum etmemiz gerekir.

Zira devamı halinde bu yöntem, günümüzü başarısız kılmakla kalmayacak, İttihat ve Terakki miraslı Türk egemenlik sisteminde olduğu gibi, siyasetimizi karakterize ederek, geleceğimizi de belirleyecek ve bizi kendi geçmişimizle yüzleşmemizi zorlaştıracaktır.

Çağrımı yeniliyorum: Bu yöntem acilen terk edilmeli, devam edenler mahkum edilmelidir!...

Yazımı, değerli dostum Av. Cihan İpek’in geçenlerde Diyarbakır’da yayınlanan Özgür Haber Gazetesi’nde, aynı konuda yazdığı bir köşe yazısında kullandığı Cigerxwin’in bir şiiri ile sonlandırmak istiyorum:

Çocuklar için

Aslan ve kaplan birlikte giderken

Buldular bir miktar peynir.

Bir o yedi peynirden, bir öbürü

Sonra başladılar biribirlerini sopalamaya

Biri dedi ki öbürüne

Gidelim vahşi hayvanların üstadı tilkinin yanına

O bulur bizim aramızı.

Vardılar her ikisi de tilkinin huzuruna

Sofu bir derviş gibiydiler

Anlattılar davalarını

Yürek ve ciğer dağlayan sözlerle

Tilki hemen kalkın dedi

Getirin bana bir terazi

Getirdiler önüne bir teraziyi

Koydu kefelere tilki peyniri

Birine fazlaca koydu, ötekine az

Dengelemek için ağırından ısırdı

Öbür taraftan daha da hafif oldu o taraf

Bir sağ kefedeki peynirden yedi tilki

Bir sol kefedeki peynirden

Ortada peynir kalmayana dek.

27 Ocak 2012/Diyarbekir

(Gelavej.net)

Yorum ekle