Anasayfa Haberler Öykü Diyarbakır Zindanı ve Geleceğimiz!

Diyarbakır Zindanı ve Geleceğimiz!

altMehmet Yıldız

/Diyarbakır Zindanı ve Geleceğimiz..!

Zulüm gören bir halk adına hayatını hiçe sayarak mücadele eden insanların normal olarak beklentisi söz konusu halkın sevgisine mazhar olmaktır. Bu gibi bir sevgiye sahip olmadınız diyelim, ne yaparsınız? Öfkelenip halka hakaret eder misiniz? Hayır, çünkü devrimin el kitabında “halk” her zaman “bilinçli” olmasa da  masumdur.  Asla suçlanmaz. İçinden bazı kesimler “karşı-devrimci” bir tutum alabilirler, ama bir halkın bütünüyle zalimleşmesi asla düşünülemez.

Zulüm altındaki Kürt halkını kurtarmak amacıyla kurulduğu söylenen PKK’yı kurulduğu ilk günden itibaren asla ilerici, devrimci, özgürlükçü vb. bir örgüt olarak görmedim. PKK’ya hiçbir zaman sempati duymadım.

12  Eylül Darbesi ile birlikte onbinlerce Kürt işkencelerden geçirildi.  PKK üye ve sempatizanlarının işkence kurbanı Kürtler arasındaki oranının ne olduğunu bilmiyorum. Ancak Diyarbakır zindanında ortaya konulan tarihi direniş bir PKK direnişi olarak biliniyor.  Burada kullandığım “tarihi” kavramını  “20. yüzyılda daha önce hiç benzeri görülmemiş türde ve yoğunluktaki işkencelere karşı direnme veya bu koşullar altında yaşamakta ısrar etme mücadelesi” anlamında kullanıyorum.

İşkencenin her zaman politik tutuklulara karşı kullanılan bir yöntem olduğunu biliyoruz. Özellikle 19. ve 20. yüzyılda politik tutuklulara yapılan işkencenin çok ağırlaştığını da biliyoruz. Nazi Almanyası, Stalin Rusyası, Bağımsızlık öncesi Vietnam, Pol Pot yönetimindeki Kamboçya, Pinochet dönemindeki Şili, İran ve Saddam yönetimindeki Irak  işkence yapılan ülkeler arasından en çok bilinen ülkelerdir.  20. yüzyılın  en insanlık dışı işkenceleri ise 1980’li yıllarda Diyarbakır’da yapıldı.

Temel hipotezim şudur: 1980’li yıllarda Diyarbakır cezaevinde 20. yüzyılın en ağır veya en insanlık dışı işkenceleri yapıldı. Türk devlet yöneticileri işkencecilikte Nazileri, Stalinistleri ve Pol Potçuları geçtiler.

Bu hipotezi empirik olarak test etmem için 20. yüzyılda uluslararası düzeyde ortaya çıkan belli başlı bütün işkence merkezlerine ait verileri inceleyerek, işkence merkezleri arasında bir kıyaslama yapmam gerekir. Bu çok zaman alan akademik bir çalışma olur. Araştırmanın zaman alması imkansız olduğu anlamına gelmez. Yukarıda adı geçen ülkelerde yapılan işkenceleri bütünüyle saptayarak Diyarbakır’da yapılanlarla kıyaslayabilir ve böylece objektif bir sonuca ulaşabiliriz.

Söz konusu uluslararası kıyaslamalı işkence araştırmasını en azından şimdilik yapacak durumda olmadığımı belirtmeliyim. Yaptığım kıyaslama sınırlı bir literatür çalışmasına dayanmaktadır.

Her şeyden önce araştırmada kullanılacak olan temel kavramlara tam bir netlik kazandırmamız gerekir. Bütün kavramların operasyonel bir tanımını yapmak zorundayız. Bunların başında şüphesiz işkence gelir. İşkencede ağırlığın iki yönü vardır: a) fiziki acı, b) insan onurunu kırma, haysiyeti ile oynama.

Benim konu ile ilgili olarak incelediğim yayınlar Diyarbakır’da yapılan işkencelerin daha ağır veya daha insanlık dışı olduğunu gösteriyor. Diğer işkence ve imha kamplarının büyük çoğunluğunda Diyarbakır ile kıyaslanmayacak kadar çok sayıda insan öldürüldü. Örneğin bu açıdan Diyarbakır   Auschwitz , Treblinka, Belzec , Maly Trostenets , Chelmno , Majdanek ve Sobibór ile kıyaslanamaz ancak öldürmek ayrı, işkence ayrıdır. Diyarbakır’da öldürülen insan sayısı çok daha azdır ancak yapılan işkenceler daha ağırdır. Aşağıdaki işkencelerin önemli bir kısmını Naziler, Stalinistler, Pol Potcular vb. yapmadılar:

1.     GERME: Tutuklunun bir bacağı merdiven tırabzanına bağlanır, diğer bacağı da açık bırakılan koğuşun gözetleme deliğine bağlanır. Kapı kapatılır. Tutuklunun bacakları koğuş kapısının eni kadar gerilir ve öylece kalır.

2.     TEPE: 50-60 kişi havalandırmaya alınır. Gardiyan 'tepe ol' komutu vererek, tüm tutuklular üst üste binerler. Bir tutuklu da üst üste yatan tutukluların üstüne çıkar, istiklal Marşı'nın 10 kıtası okutulur.

3.     KULE: Havalandırmaya çıkan tutuklular 6 kişilik daire oluştururlar. Bunların üzerine 3-4 kat olacak biçiminde tutuklular çıkarılır. Gardiyanın 'yıkıl' komutuyla kule oluşturan tutuklular kendini yere bırakır. Tutukluların değişik yerlerinde kırılma, incinme, çıkık olur.

4.     KANTAR: Tutuklular havalandırmada çırılçıplak soyundurulup tek sıra halinde dizilirler, sıranın ön tarafında duran tutuklu sırt üstü yatırılır. İkinci tutuklu, yatan tutuklunun testis ve erkeklik organlarından tutarak yukarı kaldırır. Tutuklunun kaç kilo geldiğini söylemesi istenir. Tüm tutuklular birbirini tartana kadar bu işlem devam eder.

5.     KERVAN: Havalandırmada, tutuklular tek sıra dizilir. Her tutuklu önündeki tutuklunun sırtına bindirilir; bacakları, altındaki tutuklunun boynundan aşağıya sarkıtılır ve kulaklarından tutması istenir. Gardiyanın komutuyla tutuklular yürümeye başlarlar. Bu işleme tutuklular ayakta duramayacak duruma geldiğinde son verilir.

6.     COP SOKMA: Gardiyanlar copu zeytinyağına batırır ve yağlı copu tutuklunun makatına zorla sokar.

7.     ÇEK-ÇEK: Tutuklu çırılçıplak soyundurulur ve erkeklik organına bir ip takılır. Gardiyan ipin açıkta kalan ucunu alıp hızla koşar. Tutuklu da zorunlu olarak gardiyanın peşinden koşar.

8.     LAĞIM SUYUNA SOKMA: Tecrit bölümünün alt katındaki bazı tuvaletlerin delikleri tıkanır. Hücrelerin pisliği ve lağım suları burada biriktirilir, diz boyu kadar oluşturulan pisliğin içine tutuklu atılır ve pislik yedirilir.

9.     ÖL DEDİĞİMDE: Tutuklu havalandırmanın orta yerine çıkarılır, hazır ol durumuna geçirilir. Gardiyanın 'öl' komutuyla tutuklu kaskatı, eklemlerini kırmadan yere düşürülür. Bu işlem gardiyanın keyfine göre tekrarlanır.

10.  LOKOMOTİF: Tutuklular havalandırmaya çıkarılır. İki kişi çırılçıplak soyundurulur. Bunlardan birisi domalıp iki eliyle diz kapaklarını tutar, diğeri de arkadan bunu kucaklar. Gardiyanın 'uygun adım marş' demesiyle her iki tutuklu havalandırmada dolaşırlar. Diğer tutuklular da bunları izlemek zorundadırlar.

11.  PİSLİK YEDİRME: Her havalandırmanın ortasında bir lağım çukuru vardır. Lağım suları ve insan pislikleri burada toplanır. Bu çukurdan avuç avuç pislik alıp yemeleri istenir.

12.  İŞEME: Havalandırmada bir tutuklunun yere yatması istenir. Diğer tutuklularda, yerde yatan tutuklunun yüzüne işetilir.

13.  TECAVÜZ: Cezaevinde görev yapan gardiyanlar, genç tutuklulara merdiven altlarında zorla tecavüz ederler. Ayrıca iki tutuklu çırılçıplak soyundurularak birbirlerine tecavüz etmeleri için zorlanırlar.

(Kaynak: Yaşayanlar Anlatıyor (İsa Tekin) http://www.diyarbakirzindani.com)
 
Diyarbakır zindanında direnen insanların bir kısmı sonradan işkenceleri anlatan pek çok kitap ve makale yazdı. Bildiğim kadarıyla hiç kimse söz konusu işkencelere uluslararası bir mukayese çerçevesinde “süperlatif” bir konum vermedi. Bu insanlar arasından kendisini önemli bir şahıs veya büyük bir direnişçi olarak takdim eden kimse de çıkmadı. Eşine az rastlanır bir alçakgönüllülük içinde yalnızca yapılan zulmü genel biçimde anlatmaya çalıştılar.

 PKK A. Öcalan’ın direktifleriyle 1990’lı yılların başında “Zindan Konferansı”nı düzenledi ve bu konferansta akıl almaz bir biçimde Diyarbakır zindan direnişçilerini aşağıladı. Konferansın amacı direnişçileri aşağılamak ve gözden düşürmekti. A. Öcalan şunları söyledi: “Bu konuda şunu söyledim: İçeri için elde edilen haklar, dışarıdaki halkın haklarından fazladır. Halk yarı yarıya açtır, gazete, kitap okuyamaz, büyük işsizler ordusu vardır. Fakat zındandaki yapı bunun çok üstünde bir yaşam seviyesi, okuma, inceleme düzeyi tutturmuştur. O zaman dışarıyı istemeyin, uğruna savaştığınız taleplerin en önemlilerini ancak içerde elde edebilirsiniz dedim.” (http://www.kurdistan-aktuel.org).

Diyarbakır zindanında direnen insanlar yalnızca A. Öcalan tarafından aşağılanmakla kalmadılar, büyük kısmı PKK tarafından öldürüldü. PKK bunu yaptığı için Kürt halkı nezdinde bir itibar kaybına uğramadı. Aksine Kürt sorunu bugün daha çok bir A. Öcalan sorununa dönüşmüştür.

Kürt halkının çok ilginç bir hak arama zihniyetinin olduğunu söylememiz halinde yanlış bir şey söylemiş olmayacağız. Diyarbakır direnişçisi evlatlarına böyle bir muameleyi reva gören bir halktan komşuları haklı olarak korkarlar. Diyarbakır direnişçilerine gösterilmeyen adalet insanlığın tükendiğini gösterir. Açılımı maçılımı boşverin, geleceğimiz karanlıktır.

Mehmet Yıldız

05.10.2009