o dönem çocuktum!.
İsmail Güner
/Kayalık ve dağlık Nurhakdağı yamacında kurulu toprak damlı, tavanı mertekli meşe ağacından yapılmış evleriyle sabah güneşin vurduğu şavkıyla güne başlayan Kistik köy halkı işe koyulurken, bağrında doğup büyüyen Gûle ve Kozi, mutlu bir yaşam kurmak için şehire yerleşirler. Gûle ve Kozi’nin bir erkek çocuğunun doğduğunu ve daha sonra hemen öldüğü söylenir. Köyünden uzakta daha sonra ikisi arasında henüz kimsenin pek bilmediği huzursuzluklar baş gösterir...
Bu huzursuzluklara dayanamayan Gûle, bir yolunu bulup baba ocağına köye gelir…
Ben, henüz o dönem çocuktum!...
Sabah dışarıya çıktığımda az ötedeki komşumuzun kapısında, yüzüne vurduğu sabah güneşin şavkıyla yüzü karbeyaz olan Ay parçası bu dilber de kim? diye anama sorduğumda; komşumuz topal Hasan’ın en büyük kızı Gûle olduğunu öğrenmiştim.
Gûle’nin ne zaman evlenip şehire gittiğini bilmiyordum.
Derken, daha iki gün bile olmamıştı Gûle baba ocağına döneli, Kozî bir ticari taksi ile Gûle’yi almaya gelmişti.
Kozî sıska ve kısa boylu buğday tenli, kıvırcık saçlı idi.
Eşine küsürek baba ocağına ilk dönüşü idi Gûle’nin.
Gûle, çaresiz hüngür, hüngür ağlayarak, annesi, babası ve kardeşi Haydar ile birlikte arabaya yolcu edilmeye götürülürken, Gûle’nin annesi Kozî’nin kıvırcık saçlarından tutarak; „bak Kozî bu sana son itharımız olsun! Gûle’nin saçının teline bile bir zarar gelmeyecek!” dedi ve peşi sıra Haydar da Kozî’ye tehditkâr sözler sarf ettikten sonra, Gûle, arabada arka camına bakarak, hıçkırarak gözünden akan yaşlarla gözden kayboldu...
Henüz bir yıl bile olmamıştı ki, anlatılanlara göre Kozî, alkol içerek Gûle’den çok çirkin hareketler yapmaya zorluyormuş.
Gûle’nin babası şehirlere çok gidip gelirdi. Çocukluğunda yakalandığı hastalıktan dolayı bir bacağından sakat kalmış. Kalabalık bir hurantası vardı ve çoğu henüz çocuktu. Onları geçindirmek için, tek seçeneği vardı. Büyük şehirlerde dilenmek! Bırak böyle sakat bir insanın dilenmesini, o dönemlerde sağlıklı olanlardan bile dilenenler vardı. Kistikli olarak Topal Hasan, ekmeğine cömert bir insan idi. Ancak birçğumuz belki zaman zaman üslubumuzu bozarız ama, Topal Hasan emi, daha çok okkalı küfürler savuran bir insan idi...
Topal Hasan, Gûle’nin kaldığı şehirede gidip kızının durumunu yakında görmek ister. Eskisinden daha beter bir durumla karşılaşır. Bir yolunu bulur kızını oradan uzaklaştırır. Zaten Kozî’nin son şansı idi. Onuda kaybetmişti.
Kozî’nin askere gitme zamanıda gelmiştir. Fakat Kozî, askere gideceği yere kendi köyüne döner ve asker kaçağı olur. O dönemlerde bekâr veya dul kadın kısmının baba ocağında kalması garipsenirdi. Gûle’yi ve ailesini ikna edeceğini düşünür Kozî. Nede olsa dayısının kızı’dır.
Kozî’nin köye gelmesiyle köy halkıda Gûle’nin gerçekten nerede olduğunu bilemiyordu!
Herkes kendine göre yorumluyordu. Fakat Kozî’nin kabilesi sonradan Kistik köyüne gelerek, birbirlerine kız vererek, köyün gelenekleri doğrultusunda Kistiklilerle bütünleşmişler.
Ancak, kimi fitneler, olumlu bir ortam sağlayacağına tam tersi Kozî’yi dolduruşa getirerek, Gûlenin ailesinin üstüne sürmeye çalışanda az değildi hani!
O dönemde köylerde henüz elektirik ve telefon yoktu. Devrimci gençliğin şahlanış dönemleri idi. İnsanların kaçak olarak yaşaması hiçte zor olmuyordu. Kozî de bu durumda istifade ediyordu.
Söylenenlere göre, her nasıl oluyorsa Kozî, Gûle’nin Antepte bir ailenin yanında kaldığını öğrenir. Oraya vardığında evi kolaçan eder ev halkı Gûle ile birlikte akan dere kenarında kilim, halı vs. yıkamaya giderken takip eder.
Antepli aile reisi misafiri ile içki sofrası kurmuş ilerleyen saatlere kadar muhabbeti derinleştirerek, misafirini ağırlamaktadır. Bu arada Kozî, gündüzün planını yapmıştır. Perdeleri çekilmiş pencerden süzülerek, perde altından içeri dalar Antepli’yi ve mudahale etmeye kalkışan misafire kurşun yağdırarak kaçmayı başarır.
Artık Kozî’nin çemberi daraldığını düşünerekten, ailesi Gûle’yi kendi köyüne getirir.
Yine Kozî, doğduğu köyünde ve çevre köylerde insan canına kasten aranmakta ve asker kaçağı olarak barınmaktadır. Kısa bir süreliğine ailesi Gûle’yi çevre Aşiret’ten bir akrabasına bırakır.
Kozî, için artık çember daha da daralmıştır. Gâh tanıdıklarda kalır, gâh Mağaralarda sabahlar. Eşini genç yaşta kaybetmiş yaşlı doyîkê Mirce kadın ile kuzu otlatırken ben, Kozî, îşkeftê Moşê (Mağarası) den klâm söyleyerek yanımıza gelirken,
Söylediği klamda;
„ yandım anı yandım anı
Su vereni su vereni
Yetmiş senede geçse
Unutmam vururum
Yine seni
Yandım anı yandım anı
Yedi kurşun yedi o yare“
Mirce kadın; „ Kozî, bu seninki ne iştir? Bu böyle gitmez! Git teslim ol! Askerliğini yap geri dön. Verhasıl işin kendiliğinden yola girer. Gençliğine yazık etme! Sevdiklerini daha fazla üzme bre inatçı adam!...“ tabii Kozî, uzun uzun iç çekerek meramını ve haklı yönünü anlattı durdu.
Köyün hemen az ötesinde Gûle’nin ailesi kadın kısmı yolma biçerken, Kozî yanlarına varır bir yanda birlikte yolma biçmekte hemde Gûle’nin annesini ikna yoluna zorlamaktadır. Bakın bende korkmanıza gerek yok! Ben size zarar vermem diye Gûle’nin annesinin kaygılarını bertaraf ederek, amacı Gûle’yi köye getirmelerini sağlamaya çalışır.
Bir gece Ay güneş kadar parıldıyordu. Gündüzün Kozî’ye rakı içirip sarhoş ederek dolduruşa getirirler. O gün Gûle’nin babasıgil asker adaylarını yemeğe davet etmiştir. Bunu fırsat bilen Kozî, evin kapısına dayanır. Tehditler savurarak, „ Çarko Haydar evin içinde bağırma çık dışarı!“ diyerek silahını ateşledi. Pencereye ateşlediği mermiler şans eseri kimseye isabet etmez. Ev halkı camlardan uzak yerlere atar kendini. Evdeki bağırtıların sesine çocukların korkudan ağlamaklı sesi karışır. O dönemlerde hemen her yetişkin erkekte en az bir 7,65 mm tabanca bulunuyordu. Kozî’nin elindekide öyle bir silah idi. Hepimiz dışarı çıkmıştık. Ben, Gûle’nin babasıgile doğru yavaş, yavaş ilerlerken Kozî ile karşılaştım. Kozî abi neden böyle yapıyorsun dememe bırakmadan; „ çek git lan!“ diyerek hızla uzaklaşıyordu.
Kozî’nin o geceki davranışının hiçbir insani yanı yoktu…
Gûle’nin kardeşi Haydar ve akrabaları Kozî’yi takibe alırlar. Okul köy meydanında idi. Okul öğretmeni Mustafa Genç, „ Kozî gel yol yakınken adalete teslim ol! Bu yolun sonu yok gözüm!“ diyerek Kozî’yi ikna etmeye çalışıyordu karşı meydan da. Kozî; „ Mustafa hoca, bunlar benim yuvamı yıktılar. Beni bu hale getirenler onlardır.“ Diye ağlamaklı ses tonunu yükselterek köyün üst tarafındaki kırmızı kaya üstünde söylenip durdu.
Epey bir zaman geçmişti ve Ay batmak üzereydi. Kozî, karanlıktan istifade ederek, köy öğretmeni Mustafa’nın yanına gitmek için dereyi geçerken, Çarko Hayadar ve akrabaları fark eder etmez av tüfeğiyle Kozî’nin üstüne doğru ateş açar, açmaz av tüfeğinden çıkan bir kaç saçma Kozî’nin bedenine saplanır. Sabah ilk arabayla karakola haber verilir bir Jandarma postası köye gelir. Fakat Kozî’yi ahır’ın koyun yemleme kovuğunun içinde yapılmış yerde saklar akrabaları. Gelen jandarmaya yemin ederek haberlerinin olmadığını söyleyerek sıyırırlar.
Bu olup bitenlerin haberi tez elden Kozî’nin Doğanşehirdeki babası Guro’ya ulaşır. Guro, fukara adam çaresiz bir biçimde yıllar önce göçtüğü Kistik köyüne gelir. Fakat Kozî’yi ikna etmek için bir türlü bulamaz. Elleri böğründe azar işiterek evine geri döner.
Derken, harman sonuna doğru gelinmişti. Komşu Aşiret köyünde akrabasında kalan Gûle, tekrar baba ocağındadır yine! Köy halkı kış ekmeğini güzden itibaren yapmaya başlarlardı. Gûle’nin aileside kış ekmeği yapmak için damın kenarında yaptıkları tandırlıkta hazırlıklara başlamışlardı. Komşularından Aşe kadın, haberimi vardı vehayut kendiliğinde mi söylemiş olmalı derki; “ Gûle, ya şimdi Kozî buraya gelse ne yaparsın?“ Gûle ve ailesi Aşe kadının söylediklerini pek ciddiye almaz. Fakat çok geçmeden taşlardan örülü bahçenin duvar dibinde etrafı kolaçan eden Kozî, fırsatı yakalar. Tandırlıkta yufka ekmek yumaklarını açan Gûle’nin bedenine kurşun yağdırır. Yaklaşık yedi mermi isabet eder. Kozî, çok sevdiği Gûle’nin ölüme yakın yerine değilde yaralı veya sakat kalabilecek biçimde silahını ateşlemiştir.
Gûle’nin boyu teni ve güzelliği ile bir Ay parçası adeta! Kozî’nin Gûle, uğruna deli-divane olupta onun uğruna cinayet işlemesi ve sergerdan, sefil olması buşuna değildir. Gûle, okur-yazar ve yüksek kültür alt yapısı olsaydı eğer, aşkının benliğinde eritemeyeceği insan kalmazdı.
Bazende aşk perdelenir ruhlarda. Sevmesini bilmeyen insanların içinden kendi aşkını alır hakikat. İşte Kozî gibi adamlar o zaman cinayet işlemeye başlar. Denilirya, „Dünya aşkla dönmektedir.“
O gece baya kar yağmıştı. Sabahın erken saatlerinde Kistik köyün az aşağısındaki komşu köy Kantarma’da arabayla Elbistan’a gitmek için hayvan sırtında Gûle’yi götürürler. Yol boyu Kozî, kervanı takip eder fakat yaklaşmaya cesaret edemez.
Gûle Elbistan da tedavi olurken her nasıl oluyorsa çarşı polis karakolunda görev yapan iki eşli bekçi Ali ile evlenir. Kızılca ova mahallesinde ikâmet eden Bekçi Ali’nin evini kimse bilmez. Derken, 12 Eylül darbesi olur. Bir çok devrimci gençlik işkence tezgahında ölür, sakatlanır ve ağır hapis cezalarına çarptırılır. Ortamın esnekliğini fırsat bilen Bekçi Ali, devrime sempati duyan Elbistan’ın gecekondu (Cumhuriyet mahallesi) mahallesine yakın oturmaya başlar. O dönemlerde köylerden şehire doğru birinci göç başlamıştı. Gûle’nin aileside Gecekonduya yerleşir. 1980 yılının sonuna doğru ilkokul diplomamı almış Elbistan gecekonduya göçen dayımlara gitmiş ve aile ekonomisine destek olmam için, simit ve tatlı satmak için onlarda kalmıştım. Benimle yaşıt olan Gûle’nin kardeşleriyle bazen şehire simit satmaya giderken, Gûle kardeşleri ile konuşmaya ne kadar çaba sarf ettiyesede kardeşleri tembih sonucu muydu? Ya da gururu sonucu muydu? Asla konuşmamakta ısrar ediyor kendisinden kaçıyorlardı.
Daha sonra 1980 darbesi öncesi, devrimci gençliğin gecekondu da kurduğu derneği, Bekçi Ali kendi sahiplenerek, ailesine hazır ev haline getirir. Bekçi Ali, neye dayanarak söyler bilinmez; “ sanki birşeymi yaptılar. Bak kurdukları derneklerini kendime ev yaptım. Şimdi gelsinde alsınlar bakalım!” der.
Hayli bir zaman sonra birgün, Bekçi Ali, Traktörle Atmalı Kaşan ve Hasanali köylerine giderken, Kozî, Traktöre binerek, Bekçi Ali ve beraberindekilerle yol gider. Yol boyu konuşarak bazı konulara girerler. Daha sonra Kozî, bu yolculuğu bir yerde anlatır. Kozî’ye o senin Traktörüne bindiğin adam, Gûle ile evlenen kişidir der demez, Kozî, yine beyninden vurulmuşa döner.
Yine uzun bir zaman geçmişti ki, Kistik ve çevre köy halkına, Söğütlü Çayı’nın taşması sonucu sürükleyerek götürdüğü yüzünden pek tanınmayan bir cesedin taş öbeğinin dibinde, bulunduğunu ve üst tarafta bir dişinin gümüş kaplama olduğu söylentisi yayılır. Kozî’ninde gümüş kaplamalı dişi vardı ama yapılan otopsiden pek sağlıklı bir sonuç alınmadığı için, Kozî’nin akibeti belirsiz olur.
Kimiside, Atmalı Kaşan köyü taraflarında hazine araması sırasında öldürüldüğü söylentisi yayılır.
İnsan’ın keşke böyle bir olay/olaylar bir daha yaşanmasa diyor…
Hoşkelam…
İsmail Güner /İsviçre
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


