Uludere 1 günlük değil asırlık hata
AKP hükümeti, Türk Hava Kuvvetleri’nin 35 Kürt gencine yönelik katliamının enkazı altından kolay kolay çıkamayacak. Yeni yılın hemen öncesinde işlenen Uludere katliamı, Türkiye’yi hızla gerginliklerle ağırlaşmış bir gündemin içine soktu
AKP hükümeti, Türk Hava Kuvvetleri’nin 35 Kürt gencine yönelik katliamının enkazı altından kolay kolay çıkamayacak. Yeni yılın hemen öncesinde işlenen Uludere katliamı, Türkiye’yi hızla gerginliklerle ağırlaşmış bir gündemin içine soktu. Aynı minvalde yürümeyi sürdürdüğü takdirde sonu Irak gibi federasyona ve belki de bağımsızlığa dönüşecek olan bir soruna daha fazla ışık tuttu. Aslında bu ışık, bir gün dahi solmamıştı.
Uludere katliamı sonrası Türkiye’de Kürt sorunu, önceki gibi değil artık. Bazıları, birçok büyük olayın geçen yıllarda yaşandığını ifade edecektir, fakat bununla birlikte UIudere olayı, farklı özelliklerle de öne çıkmakta. Birincisi, bu katliam bir lokma ekmek için katır sırtında mazot ve tütün kaçıran Kürt grubun tamamen sivil olmasına ve günlük olarak geçtikleri askeri karakol tarafından bilinmesine rağmen işlendi. Bununla birlikte bombardımandan sonra ölenlerin bir kısmı, ambulansın zamanında gelmemesi sebebiyle hayatını kaybetti. Bu kasıt, olayın sorumlusu olan iktidarın üzerine önemli sorumluluklar yükleyecek.
Sorunla ilişki kurabilmek
İkincisi, olay siyasi iktidarın askeri otoriteyi kontrol altına almasının ve askerin tek başına karar alamamasının gölgesinde yaşandı. Geçen Ağustos sonundan itibaren ilk kez asker, doğrudan sorumluluklarından elini eteğini çekiyor ve bu yükü sivillerin, yani hükümetin sırtına yüklüyor.
Üçüncüsü, olay Türkiye’nin kendisini Arap sokaklarındaki özgürlükleri destekleyen demokratik devlete model olarak sunmasının gölgesinde yaşandı. Ancak bu model Kürt sokaklarına düştü, hükümete en yakın kesimler tarafından bile sert eleştiriler alan katliamın içinde sivillerin hayatlarını bitirdi. Türk basınını inceleyenler, Uludere’de yaşanan ‘hatanın’ boyutunu görebilir.
Dördüncüsü, olay Türkiye’nin göbeğinde yer aldığı, Ankara’nın mevcut ve önümüzdeki süreçte mücadele edeceği bölgesel ve uluslararası gerginlik ortamında yaşandı. Türk hükümetinin Kürtlere ve kurbanlara yönelik tepkisi uygun olmadı. Sivillerin kasıtlı olarak bombalandığına işaret eden bilgilere rağmen hükümetten kurbanlara yönelik manevi bir özür çıkmadı, tazminatların ayrılmasıyla yetinildi.
Erdoğan, devletin kendi halkını bombalamasının mümkün olmadığını belirtiyor, ancak yazarların çoğu Türk yönetiminin başta Kürt sorunu olmak üzere hassas dosyalarla sağduyulu biçimde ilişki kuramamasının yeni bir dönemine işaret ediyordu. Hükümete yakın olan yazar Ali Akel, Washington muhabiri olduğu Yeni Şafak gazetesinde katliam sonrası yazdığı makalede ne kadar da haklıydı. Akel, sorunun Uludere’de işlenen ‘hatanın’ ömrünün bir gün, iki gün değil, tam bir asır olması olduğunu ifade ediyor, hatayı Türkiye’de sistemin Kürtlere yönelik yüz yıldır izlediği asimilasyon, inkâr ve red politikasıyla özetliyor. Köyler yakıldı, halk tehcir edildi ve hatta insanlar, kendi ana dillerini unuttu.
Zihniyet değişmedikçe...
Türk sisteminin azınlıklara muamele biçimi, 1. Dünya Savaşı sonrası kurulan her ulus devlet için genelleştirilebilecek yapısal bir yöntemi yansıtıyor. Ulus devletler, azınlıklar sorununa yaklaşımında ırkçılığa temas eden ulusal ‘ben’i terk edemedi. Türkiye, ekonomik kalkınmada ve askeri sivil yönetime boyun eğdirmede ilerleme kaydetmesine rağmen diğer bütün sorunlara yaklaşımında yetersiz kaldı. AKP gölgesindeki sistem, şimdiye kadar hâkim olan tüm sistemlerden farklı olmaya hazır görünmüyor. Bu zihniyet değişmedikçe, Türkiye kendi bölgesinde boşuna istikrarlı bir model teşkil ediyor.
(Katar gazetesi Şark, 7 Ocak 2012)


