Anasayfa Haberler Türkiye Geçmişe ilerlemek

Geçmişe ilerlemek

 

Ahmet Altan3Ahmet Altan-
Sadece iktidarda olanları korumayı amaçlayan, yanlış kurulmuş bir cumhuriyetin insanlarıyız biz.

Halkı küçümseyen, dahası halktan korkan küçük bir zümrenin diktatörlüğü, bütün gücüyle kendini koruyabilmek için her şeyin kirlenmesine göz yumdu, sıkıştığı yerde bizzat kendisi her şeyi kirletti.

Bunun temel nedenini aslında tek bir soruyla anlayabiliriz.

Mustafa Kemal, bu ülkede seçim kazanabilir miydi?

Eğer aradan geçen onca yılda bilmem kaç kuşağı korkunç bir eğitimden geçirip, beyni yıkanmış insanlar yaratmasına rağmen Atatürk’ün görüşlerini savunduğunu söyleyen partiler hâlâ seçim kazanamıyorsa, Cumhuriyet’in ilk yıllarında hiç kazanmazlardı.

Seçimle kazanılamayacak bir iktidar nasıl korunur peki?

Silahla ve baskıyla.

Bütün diktatörlükler, denetim manyağıdır.

Her şeyi denetlemek, muhalefeti saptamak ve onu ezmek isterler.

Bunun için kendilerine sadık kullar yaratırlar ve onlara iktidardan pay verirler.

Onların yolsuzluklarına göz yumarlar.

Diktatörlüklerin ahlakı yoktur.

Ahlakı ve ahlaki değerleri çürütür, yok ederler.

Silahlı küçük bir azınlığı koruyabilmek için o azınlığın çevresinde yolsuzluklara, ahlaksızlıklara bulaşmış bir çember, bir asalaklar duvarı oluştururlar.

Nerdeyse bütün Cumhuriyet tarihimiz bir ahlaksızlık tarihi oldu bizim, “sayın muhbir vatandaşların” ahlakı en değerli ahlak sayıldı, bütün kurumlar “iktidarı” koruyabilmek için yozlaştırıldı.

Cuntacı generaller, yalancı tarihçiler, pespaye gazeteciler, dikta dalkavuğu politikacılar, cinayet işleyen polisler baş tacı edildi.

Diktayı desteklemek koşuluyla bütün yandaşlara ahlaksızlık ve suç işlemek serbest sayıldı.

Cumhuriyet’le kurulan diktanın, şık şıkırdım giyinip dans etmeyi Batılılık sanan zavallı özentiliğinin dışında bir fikri, ideolojisi, inancı yoktu, insanlar sadece ikiye ayrılıyordu onlar için, yandaşlar ve muhalifler.

Liberal Cavit Bey’i de, Komünist Mustafa Suphi Bey’i de aynı hunharlıkla öldürdüler.

Nâzım Hikmet’e de Necip Fazıl’a da eziyet ettiler.

Ne dindara, ne dinsize acıdılar.

Kürtlere özellikle acı çektirdiler.

Sadece “koşulsuz” bir yandaşlık sergileyenler ödüllendirildi.

Bu anlayış, her türlü değeri yok saydı.

Ve, bütün kurumların hukuksuz bir karanlıkta mikroplanıp kangrenleşmesine yol açtı.

Bu sistemi, ancak halkı gerçekten temsil eden, Cumhuriyet iktidarının kendisine “yabancı” bulduğu siyasi bir güç değiştirebilirdi.

Sisteme ilk büyük darbeyi Turgut Özal vurdu.

Asıl büyük hesaplaşmayı başlatan ise AKP oldu.

Silahlı Cumhuriyet diktasına karşı kendi gücünün tek başına yeterli olmayacağını bildiğinden, evrensel bir demokrasi ve hukuk sistemi kurulmasını isteyen Avrupa Birliği’nin desteğini sağladı.

Halkın ve dünyanın büyük desteğiyle bir temizlik operasyonuna girdi, hukuk reformları yaptı, Ergenekon’un ve darbecilerin üstüne gitti, askerî vesayeti geriletti, Kürtlerin hakları olduğunu kabul etti, barış için müzakerelere başladı,  Alevilerin dertlerini dinledi, yeni bir anayasa sözü verdi.

Artık iyice çürümüş olan sistemi değiştirmek için attığı her adımda halkı ve gelişmiş dünyayı yanında buldu.

Büyük bir ümit yarattı.

Başbakan Erdoğan, bütün dünyada “Müslüman bir ülkede demokrasiyi yerleştiren” ilk lider olarak saygıyla karşılandı, dünya liderleri arasına adını yazdırdı.

Sonra birden AKP durdu.

Değiştirmek için söz verdiği sistemin, “yöneticilere” ne kadar büyük avantajlar sağladığını, nasıl büyük bir iktidar alanı açtığını, pay dağıtarak nasıl büyük bir yandaşlar kalabalığı oluşturmasına olanak verdiğini fark etti.

Sistemi değiştirmek için mücadele etmektense, sistemle anlaşmanın ve sistemin parçası haline gelmenin daha “kurnazca” olacağına hükmetti.

Şimdi yeniden geçmişe dönüyoruz.

Kürtlere baskı arttıkça artıyor, faşist yasalara sahip çıkılıyor, sistemin kirliliğine yönelik sorgulamalar yavaşlatılıyor, “ben Cumhuriyetçi yetiştireceğim” anlayışı yerine “ben dindar yetiştireceğim” anlayışı getirilerek “yöneten istediği gibi adam yetiştirir” kuralına dibine kadar sahip çıkılıyor, anayasaya dokunulmuyor, bombalarla parçalanan zavallı köylülerin hesabı sorulmuyor, onun yerine Genelkurmay Başkanı’na teşekkür ediliyor, Hrant Dink’in katilleri korunuyor, Denktaş yüceltiliyor, futboldaki kirlenmenin temizlenmesine engel olunuyor.

Bu anlayıştan bir hayır çıkmaz.

Halk gene ezilir, gene ahlaksızlık prim yapar, gene eğitim “liderin” meşrebine göre şekillenir, gene çürüme yayılmaya başlar.

Bunu durduracak olan ahlaksızlığın acısını yıllarca çekmiş olan halktır.

Uludere’de köylülerin öldürülmesine, futbolda şikenin yayılmasına göz yuman bir ahlak anlayışını sorgulamadan bu sistem düzelmez.

Ahlaksızlık bir kez kabul edildi mi o ahlaksızlık kısa zamanda hukuksuzluğa ve suça dönüşür.

Ahlak ve hukuk yoksunlunun ilk ve büyük kurbanı ise daima halk olur.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yorumlar  

 
0 #1 harunsiyabend 02-02-2012 20:06
umudunu taze tut ahmedim.. Gun dogmadan neler dogar yetmez ama evet dedik mi? dedik.. yetmedigi icin sandiga gitmeyenleri barisa darbe vurmakla sucladik mi? sucladik ...hatta mansetlere cekip yedi duvele rezil ettik mi? ettik ...hatta sandiga gitmeyen kurtleri kendi kardeslerine kose verip elestirttik mi ?elestirttik...Kürtlerin en buyuk siyasi yapisina aylarca boykot uyguladik mi? uyguladik... baktik olmadi avrupadaki asiri aydinlanmis kurtlerle roportajlar yapip diger kurtlere aptal olmayin dedik mi ? dedik....muzik peygamberleri sivandan , cok istemesine ragmen bir kedi sahibi bile olamadigi icin kalbi kirik bir sekilde avrupaya yerlesen kemal abilerini mansetlere cekip ozel davetiyelerle kendi degimi ile ulkesine getirdik mi?getirdik ... daha ne yapalim ahmedim...bu ak ap ak parti niye boyle bizi utandiriyor bunu hic sormayi akil ettik mi?etmedik... soralim bi kere ahmedim ne dersin tabiiiii eger gercekten vicdan kirintisi varsa bizde degil mi ?ahmedim
Alıntı
 

Yorum ekle