Zoraki Sürgün 5
Av.
Hüseyin Yıldırım / Beyaz Dağdan inen asker Ox Deresinden bizim köye girdi.
Seyit Bakılın eşini kızı küçük Dilifi, Bornekli iki hizmetçi kadını önüne katıp götürüyorlardı.
Seyit Bakılın eşini ve iki hizmetçisini Ware sewutide katlediyorlar, küçük dilifi de asker alıp götürüyor.
Annem ben, halam Fatma, Abemin eşi ve küçük Hıdır, bize yakın Zargovit Dağının eteğindeki ormana kaçtık.
Asker evlerimizi ateşe verdi. Evlerimizden alevler yükselince, yanımızdaki köpeğimiz Sıço askere doğru koşarak havlamaya başladı.
Asker bize doğru koşunca, annem abemin eşine Hıdırı bana ver kaç dedi.
Abemin hanımı kucağındaki Hıdırı anneme fırlattı, kaçtı. Kaçtı sanki kurtuldumu.
Yaşadığı korku, oğlu küçük Hıdırın katledilişine dayanamadı, çıldırdı. Midesi şişti, bir duvarın dibinde can verdi.
Asker bizi korumaya çalışan kopeğimizi öldürdü.
Bizi önüne kattı, başka yerlerden yakaladıkları kadın ve çocuklarla birlikte, Ox Deresinden bilmediğimiz derin bir vadide o uğursuz çukurda topladılar. Kadınların, çocukların boyunlarındaki altın gümüş ne varsa çekip aldılar. Annem bacısı Fatmayla kolkola girmiş, beni kucağına almiş, sıkıca göğsüne bastırmıştı. Gerisini hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde annemin sıcacık kanı yüzüme akıyordu. Bacağım kolum yanıyordu. Annemin cesedi altında boğulur gibiydim. Ağlamaya başladım. Fedekar Ali Bıra bir eliyle midesini tutmuş, diğer eliyle kolumu tutarak çekti, yerden sürükliyerek kenara götürdü. Yanı başımda abemin oğlu küçük Hıdır yere uzanmış inliyordu. Üçümüz inliyor ağlıyorduk. Baban ile Seyit Mehmet geldiler bizi Zargövit Ormanına götürdüler. Ali Bıra ile yeğenim küçük Hıdır öldüler. Keşke ben de onlarla birlikte ölseydim, bu kahredici hayatı yaşamasaydım’ dedi, boğulurcasına ağladı, baygınlık geçirdi. Annem yüzünü gözünü sildi, bir bardak su içirdi.
Eme biraz sakinleşince tekrar anlatmaya başladı. ‘ Katliyamlardan sonra asker çekilince, ağabeylerim gizlendikleri ormandan köye indiler. Evler yakılmış her şey talan edilmişti. Kış yaklaşıyordu. Abilerim yeni bir ev yapmak için yakılan evimizin enkazını temizlediler. Asker altı abimi yakaladı, askere yolladı. Askere giden ağabeylerim kimi Selimiye Kışlasında, kimi Samsunda acı ve zülme dayanamadılar öldüler. Cenazeleri yerine teneke parçaları geldi. Geride ben, 13 yaşındaki küçük abim Hüseyin kalmıştık. Abim Hüseyin yakın akrabalarımıza sığındı. Ben de sizde kalıyordum. Allah razı olsun annen baban bana çok iyi baktılar. Bir dediğimi iki etmediler. Amma ben dert küpüydüm. Hiç bir şey beni teselli etmiyordu. Büyüyünce topal ayağımla köy köy dolaşmaya başladım. Ne aradığımı ben de bilmiyordum. Dolaşınca rahatlıyacağımı sanıyordum. Halbuki her gittiğim yere acı ve dertlerimi de beraberimde götürüyordum.
Eme, yanıbaşında oturan ve onunla birlikte ağlıyan annemin elini öptü devam etti.’Bir gün annen beni karşışına aldı, nasihat etti. Bak Eme büyüdün, serpildin çok güzel bir kız oldun. Tek başına dolaşma. Ortalıkta jandarmalar dolaşıyor. Kendini bilmez kötü bir insan gelir sana bulaşır Biz kendimizi affedemeyiz dedi. Sustum cevap vermedim. Ben dolaşmadan edemiyordum. Evde kimsenin olmadığı bir gün, bohçamı topladım şehre geldim. Tek odalı bir gecekonduya yerleştim. Allah razı olsun komşular, tanıdık çevreler yatak yorgan, kaşık tencere eve ne lazımsa getirdiler, tek odalı evimi donattılar. Çarşı esnafı benden hiç bir şey esirgememiyordu.. Aradan birkaç gün geçtikten sonra rahmetli baban ile annen çıkıp geldiler. Korktuğum başıma gelmişti. Israrla hadi gidelim. Sen burada bu sakat halinle yaşıyamazsın dediler. Kalktım babanın elini öptüm, xalo ben burada kalacağım. Yine sık sık size gelirim dedim. Baban ağlıyarak bana sarıldı. Sen ablamdan bana yadigar kalmışın. Kalk gidelim dedi. Ben inat edince üzülerek ayrıldılar. Babanı, anneni kırdığım için ardlarından uzun süre ağladım.
Artık tek odalı evime şehre çevremdeki komşularıma alışmıştım. Bir gün birini sevdim. Onunda beni sevdiğini anlayınca, dünyam değişmişti.Sanki sırtımda taşıdığım dert torbası kaybolmuştu. Onunla birlikte oldum. Ben hamile kalınca sevdiğim adam paniğe kapıldı, Kaçıp şehri terk etmeyi düşündü. Sevdiğim adam evliydi. Yuvasının dağılmasını istemedim. Karşıma aldım, Korkma, kaçmana da gerek yok. Dön karına, çoluk çocuğuna. Beni dilim dilim etseler senin adını kimseye söylemem dedim ve çekip gitti.Bir daha da onunla buluşmadım. Töre ve geleneklere isyan ettim. Hamileliğimi kimseden gizlemedim. Muratım dünyaya geldi. Muratım tek mutluluğum oldu. Onunla dertlerimi unutmaya çalıştım.
Muratım iki yaşına gelmişti. Komşu kadınlar, gençsin güzelsin,yalnız başına yaşıyamazsın evlen diye başımın etini yediler. Oysa ben bir sevgi yaşamıştım. Yarım kalan bu sevginin üstüne bir başkasını sevemezdim. Alo diye benim gibi bir bacağı bir kolu sakat birini karşıma diktiler. Töredir gelenektir dediler, beni Aloyla evlenmeye zorladılar. Dedikodulardan kurtulayın diye Aloyla evlendim. Alo bana destek olacağına yük oldu. Sabah evden çıkar, restorantlarda masa masa dolaşır, akşam geç saatlerde zilzurna sarhöş eve dönerdi. Alonun benimle ilişkisi sevgiye dayalı bir ilişki değildi. Hayvani ilişkiydi. Üstelik Alodan hamile kalmıştım. Kararımı vermiştim. Çocuğumu doğurduktan sonra Alodan boşanacaktım.
Doğum için hastaneye yattım. Azeri kökenli iki hemşire bana çok iyi baktılar. Hiç beklemediğim bir yakınlık gösterdiler. Hastahanede bebeğim dünyaya geldi. Oğlandı. Nurtopu gibiydi. Azeri iki hemşire bana sen bu sakat halinle bebeğe bakamazsın. Bebeği bize bırak biz bakarız. Bir iki hafta sonra gelir bebeğini alırsın dediler. Onlara çok güveniyordum. Bebeğimi onlara emanet ettim, hastaneden çıktım. Alodan kurtulmak için boşanma davası açtım. Mahkeme günü çarşının orta yerinde Aloyu ensesinden yakaladım tokatlıya tokatlıya mahkemeye götürdüm. Bir celsede Alodan boşandım.
Alodan boşandıktan sonra, bebeğimi almak için hastaneye koştum. Hemşireler ortalıkta yoktu. Bebeğimle birlikte kayıplara karişmışlardı. Dünyam yıkılmıştı. Göğsüm alev alev yanıyordu. Bebeğimi emzirmemiş, daha ismini koymamıştım.’ Dedi, uzun süre hıçkıra hıçkıra ağladı. Eme kalktı gitmem lazım dedi. Bana sarılarak yüzümü öperken göz yaşları yüzüme akıyordu. Eme sakat bacağı ve eliyle kapıdan çıktı, gecenin karanlığında kayboldu. O gece uyku gözüme girmedi. Sanki Eme ömür boyu taşıdığı dert torbasını sırtıma yüklemişti.
Murat büyümüş delikanlı olmuştu. Dersimde gerila savaşı başladı.Silahlar patlayınca korkular Emeyi sardı. Varını yokunu harcadı, Muratı Avrupaya gurbete yolladı.Ancak tek dayanağı Murat’ın yokluğuna dayanamadı. Yemeden içmeden kesildi. Dayanacak gücü takatı kalmamıştı. Bir kış günü elinde heybesi çarşıdan ekmek almak için evden dışarı çıktı. Buzlu yolda kaydı yere düştü. Eme bir daha ayağa kalkmadı. Murat’ın adını sayıklıyarak yaşadığı çileli hayata son noktayı koydu, veda etti.


