Dilaver Yıldırım
Elif ORHAN
/Dilaver Yıldırım.
"Gözelerim Munzurun karşı yamaçına mıhlanmış…
...bakiyorum..
İki koldan halaya durmuş Günesin oğulları kızları var..!
Halayın başında Görkemli duruşuyla Dilaver ,Semir, Şiar, Komutan İsa, Xıdır..
Benim masal kahramanlarım…
Halayın diğer başında Saçları rüzgarda uçuşan Saime, Güler, Güllü, Ayten, Bircan, Betül, Xezal…."
- - - - - - --
_ “İnsan ilişkileri ve yaklaşımı canlı ve düzeyliydi, her şeyini devrime adayan bir kişiliği vardı.“(parti içinde tanıyan eski bir yoldaşı)
_“Kendinden emin kararlı bir dava adamı . Görünümü insana çok güven veriyordu. Görkemli bir duruşu vardı. A. Öcalan O'nü Kastro'ya benzetiyordu. Yerine geçecek diye korkuyordu da... Gururlu ve onurlu bir duruşu vardı. Açık tenli Uzun boyluydu. Öcalan O'nun fiziki duruşunu çok kıskanmıştı. Şık giyinirdi. Çokta yakışırdı. Medeniydi. PKK'de öyle birini görmemiştim. Hayri, Semir ve Karasungur da öylelermiş.(onun parti içinde tanıyan sorumlu yoldaşı)“
_“Dilaver Yıldırım’la Ankara Dal’da kaldim, diyebilirim ki direnmenin ismidir, yürekliydi, güzel-tertemiz bir yüreği vardı, devrim sonrası insanıydı, yazık olmuş ki onu yok etmişler..(PKK gerila komutanı)“
Bu sözleri Dilaver Yıldırım için yoldaşları söylüyorlar..
Dilaver Yıldırım…
Günesin oğullarını-kızlarını anlatmak..
…Xızırımızın emri olmalı..Bunu bildim, bunu tanıdım..Dapiramin Keje’nin O’ağıtlı haykırısı mı, yakarışı mı kulaklarım da..
…Onlar önce Romların zülmünü yaşadılar..Sonra başkaldırıp zülüme karşı savaşmak isterlerken, yanlarına yaklaşan karanlıklardan geleni tanımadılar, tanıyınca da önderleri Seyid Rıza, Ali Şer gibi yüreklice karşı durdular…
Düsmanda, karanlıklardan alavere dalavere-çukurluğun haddi hesabı yoktu ki…!
… ve onlar yenildiler…
Ancak yüreklerdeki yerleri asla silinmedi..!
Dilaver Yıldırım..!
Benim masal kahramanlarım…Masal kahramanım..öyle çoklar ki, nerede, hangisini yazsam…!
Dersimin Yüz akları..Günesin çocuklarıydı....
Dilaver Yıldırım..!
Onur abidesi Dersimli bir yürek daha..!
O’ Munzurların parlak yıldızı kadar pir u pak, yoldaş katili olmiyan, zındanlardan düşmana boyun eğmiyen yürekli bir Dersimli..
O’ devrimin baş eğmiyen neferi, direnişin sembolü..
Dilaver Yıldırım..
Yıllar sonra gittiğim bir dağ yamaçında konaklamıştık. Sorumlumuz uzun yıllar zındanda kalan biriydi..Ankara Dal’da kaldığını ve Dilaver Yıldırım ismi geçince, biri safca ve birazda kinli sordu;
_“ Dilaver Yıldırım’i devlet içerden hazırlayıp göndermiş bir alçak“ denilinçe, alan sorumluşu;
_ „Hayır doğru değil, Dilaver direnişin sembolü, yürekli bir devrimci, güzel bir dost“ söylemesi üzerine şaşkınlıkla;
_ “ Neden devlet onu ajan yapıp önderliği öldürmeye göndermiş diyorlar ? dedim..Yüzüme bakan gözlerinde garip bir buruk ısıltıyla;
_ „Yok yok ajan değildi, devrim sonrası insanıydı, olağan üstü direngenliğinin getirdiği bir onursal yapısı vardı, gördüklerine dayanamamış, ne olduğu bilinmiyorkı“ denilinçe,şaşkınlığım uzun sürmedi…Zira gözlerimin önüne taş altı edilen, iskenceyle katledilenler, suskun hale getirilenler ve sevgili „Şener“ geldi… evet ya onların hiç biride ajan-xain değildiler…asıl ajan-xain Imralidaki baykuş olduğunu bir kez daha iliklerime kadar inandım.. Başkası değildır.
Dilaver Yıldırım:
"Apocuların ilk oluşum dönemlerinden beri PKK’ye dönüşen çizginin içerisinde yer almıştır. 1977 yılı başlarında Kemal Pir’in Sinop Ulubey Hapishanesinden kaçırılışında yer alarak, ilk eylemini gerçekleştirmişti. Örgütün en güvendiği isimlerden biri olan Yıldırım Ankara’da örgüte silah ve malzeme almak için gerekli olan parayı bulabilmek amacıyla Güven Hastahanesi soygununa katılmış ve bu soygun olayından sonra yakalanarak 12 Eylül dönemini cezaevinde geçirmişti. Suriye’de rehin olan Öcalan ne hikmetse, 1987 yılının sonlarına doğru Dilaver’i ziyaret etmek için Bulgaristan’a gider ve görüşür. Öcalan’ın talimatıyla Bekaa kampına getirtilen Yıldırim, bir sürü uygulamadan sonra bir gece nöbetinde intihar (!) ettiği söylenir. "(Hüseyin Yıldırm ve Kesire Öcalan’ın 29 sayfalık broşür ”Dilaver Yıldırım Olayı..)
Örgütün birikimli, entellektüel kadrolarının çoğu cezaevinde, önemli bir kısmı da pratik alanlarda-Bekaa kampında yaşamını yitirdi.
Örgüt daha çok köy kökenli, birikimsiz, olaylara geniş bir perspektiften bakamayan kadrolara kaldı.
Sabıka kaydıma, geçmişle ilgili bir günah yazılacaksa, en büyük günahım bu olabilir.
Onun için esas olan, hileyle, kurnazlıkla, komplolarla ele geçirdiği iktidarıydı.
Devrim ile karşıdevrimin hesaplaşmasıydı.( Dilaver için yoldaşların yazılanlardan bir kaç belirleme)
Dilaver Yıldırım..!
Dersim Diyarında baş eğmiyen bir yiğit daha..
Karanlıklardan gelen O’nu da yedi, onun yürekliliği karşısında yenildğini anladı ve onu yok etmeye çalıştı..Tıpkı diğerleri gibi..Şaşırtıcı gelmiyor… Acı veriyor..!
Sevgili Dilaver 80 öncesi devrimci mücadelenin içinde aktif olarak yerini aldı..Gerek kitle faaliyetlerinde gerek eylemlikte en öndeydi..Yanındaki yoldaşlarına kendini siper etti ,ta ki onu yedikleri a’na kadar..
80 öncesi Hacetepe üniversitesi-jeoloji mühendisliği bölümü öğrencisiyken, okulu-kariyeri kendisi için kurtuluş görmedi.. Hakkı, Kemal Ve Hayrilerle birlikte okulu bırakıp mücadeleyi fiilen başlatmak için ülkeye yayılan ilk gurubun içinde yerini alır..
Hareketin daha grup aşamasında yürekliliği, dürüstlügü ve geleceği iyi tahlil eden yanını yoldaşları iyi tanıdılar…Sevilen yoldaş olmasını bildi..Hiç bir görev ve fedakarlıktan kaçınmadı, en rizklı görevlerden yoldaşlarından önce yerini aldı ki, yanindakiler zarar görmesin, kendini siper etmesiyle bilinen güzel mı güzel geleceğin devrimcisi olarak sıyrıldı… görüşleri, pratiğiyle ciddi-saygın güç olarak devrim saflarında yerini aldı… kişiliği, emeğiyle yoldaşlarına güç verirken, faşistlerinde korkulu rüyası, en önde giden-katılan oldu..
Devrimcileri katleden bazı faşistleri cezalanmasında yer aldı..Bundan dolayı 75-76 yılında tutuklandı..
Zındanda Kemal Pir, Yılmaz Güney ve mücadelenin ileri gelenleriyle aynı alanı paylaşti, tanisti..Tartıştı, mücadeleyi diğer devrimcilere anlattı, taktirlerini kazandı, safları genişletti.
PKK hareketine saygli baktırmasının gerekliliğini gösterdi.. Imralıdaki itirafçı bile onun bu güclü etkin rolünü zaman zaman dile getirmek zorunda kaldı.. Şöyle diyordu;
_”İlk geldiğinde Kastrovarı sakal bıyıklarıyla, ırı-yarı cüssesiyle hareketimizin eylemcısı, eğer gelişirse askeri sorumlusu olabileceğini hatırlatan bir pozisyondaydı..Biz bile O’ zaman 1980’lerden tamda partimizin şiddet anlayısını hayata geçirecek adam dedik, ve gerçekten görev vermeye de çalıştık.Bir çok kişinin hayranlığını kazanacak kadar uzman bir tip..Yeni önderlere ihtiyaç var, yani böyle fazla açığa çıkmamış, teşhir olmamış; hem de PKK’nin iyi gözdesi olabilecek elemanlara ihtiyaç var ki birinci sırada Haydar vardır.. Bunu biz bile bu niteliği ortaya çıkmadan önce böyle biliyordum ve çoğumuzunda duyguları bu yöndeydi.Çok ilginçtir tabii dışarı çıktıktan sonra bizde bunun peşinde koşmak durumunda kaldık..Bir de hiç bir kötü alışkanlığı yok, sapasağlam biri”..
Bu sözleri onu karalamak için sıralıyor..Yani bu devrimci-üstün-güzel özelikleri taşıması suç, ismi "ajan "oluyormuş..Kendi yeteneksizliğini –kopleskslerini böylece konuşturuyor..
1977 de Kemal Pir’i Ordu-Ulubey zındanında kaçırır.. Bu eylemde tümüyle Dilaver yıldırım yer alır..
Bir soygun eyleminden sonra 8 yıl tutuklu kalir.Zındanda direnişin sembolü arkadaşların taktirini, güvenini kazanan biridir..İşkencelerden baş eğmiyen duruşu iyi biliniyor..
Zından çıkışında onuda zorla askere alırlar, ancak düşmana askerlik yapmaz ve yaklaşık iki ay sonra bir yurtseverle birlikte kaçar.Gittiği yakın komşu ülkede askerlerin sınır korumasında çıkan çatışmada ağır yaralanır, hastaneye kaldırarak gerek yarası gerekse de zındanda edindiği ağır verem hastalığından dolayı tedavi altına alınır..Bu arada hastanede bulunduğu ülkeye iltica eder..
Dilever Yıldırım’ın bulunduğu ülkeye iki aylık tatil ve gezi amacıyla gelen karanlıklar prensi ziyaret ederek kendisini durmadan Över..arkadaşları, mücadeleyi yeren-küçümsüyen,her şeyi kendisinin yaptığını söyleyince sevgili dilaver ;
_ “Bırak buna arkadasalar karar versin-söylesinler, her şeyi bir tek kişi tek başına yapamaz, bundan tüm arkadaşlarında emeği var” demesini karanlıklardan gelen tahamül edemez, içine korku düşer, ona korkusuzca bakan gözleri karşısında çocukluğundaki distalanmış-hirpalanmis-kopleksli hali gelir oturur..Içinde karar verir. bu güclü iradeyi yemeliydi…
Sevgili Dilaver Bekaa vadisine gitmek için avrupaya gelir, burada onu gören bir parilı aynen söyle diyor;
_ ” Kaygılıydı, geldiği ortamı anlamaya çalışıyordu, yüzünde hayalkırıklığı vardı” buna rağmen ortadoğunun yolunu ikirciliğe düşmeden tutar..
Ortadoğuda karanlıklar prensin arkadaşları küçümsiyen sözlerini-hareketlerini eleştirir..Onun yönetime grime önerisini de red eder..Arkadaşların kaldığı koğuşta kalır, onlarla birlikte yemek yer..Bu hal karanlıklardan geleni endişenlenirir…Yüzündeki maskenin bu ışıktan gelenin aralıyacağı kuşkusuna düşer ve her zamanki karanlığını oratalığa serer..
Bir gece ansızın bilinmiyen bir şekilde Sevgili Dilaver tutuklanır..Kimsenin anlamadığı-anlam vermediği şekilde sorgulanır..Özelikle Dersimli kadroların çeşitli şekillerdeki tepkisinden de ürken baykuş tüm planlarını tatbik eder..
Bir sabah kimisine göre ensesinde kimisine göre alnında –şakağında tek kurşunla vurulmuş bulurlar…
Apo alandaki arkadaşları günlerce toplar ve korku silahını dayatarak Dilaver’in ajan olduğunu, onu öldürmeye geldiğini işler…
Buna inan var mı ?
Yok, hayır inanan bizce yok..
…Ve yıllar sonra Bekaa Vadisine gelen sevgili Mehmet Şener onun gömüldüğü yeri öğrenir…
Bir sabah kader birliği ettiği yoldaşı Sarı Baran’a Dilaverin yattığı yeri gösterir..
İkisi Dilaverin gömüldüğü yere bir süre bakarlar, sonra çevrede yaban çiçeklerini toplıyarak mezarı başına indirirler..
Sevgili Şener ve Baran’in bu durumunu gören bir ıspiyoncu karanlıklarda gelene söyler..çok korkar, korkaklığını da iki can yoldaşı çağırarak bir şekilde onlara diyor ki;
_”Dilaver’i niye vurdular, neden onunla uğraştılar bilmiyorum, benim onunla hiç bir sorunum yoktu”..
Evet ya, yıllar sonra avukat görüşme notlarında da “Saime Aşkın’i niye vurdular ki, hiç haberim yoktu, hala anlamadım” diyecek kadar pişkinliğini-yüzsüzlügünü gösteriyor..
…Ve bir düş görüyorum..!
Gözelerim Munzurun karşı yamaçına mıhlanmış…bakiyorum..
İki koldan halaya durmuş Günesin oğulları kızları var..!
… Halayın başında Görkemli duruşuyla Dilaver Yıldırım, Semir, Şiar, Komutan İsa, Xıdır..
Benim masal kahramanlarım…
Halayın diğer başında Saçları rüzgarda uçuşan Saime Aşkın, Güler,Güllü, Ayten, Bircan, Betül, Xezal….
..Ya xizır bunlar gökyüzündeki yıldızlar gibi renkga renk ve pırıltılar saçıyorlar..
Bunlara nasıl kıydılar ki..!
Devrimin, güzelliğin, direnmenin, ihanete boyun eğmiyen yüz aklarıdır..
Kulaklarımda Dapiramin Keje’nın ağıdı yükseliyor..
Onlar güneşe doğru yolculuğa çıktılar ki güneş edebiyen daha parlak olsun..
…Onlar ihanete boyun eğmeyen yürekliler…
..Hep yüreğimizdeler..
Anıları önünde saygıyla eğiliyorum..
Elif ORHAN
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


