Çarık, petersburg behazat
Hüseyin Avnî Cinozoğlu / Garipler Köyü sakinleri, bir aydır büyük bir heyecan içindeydi.
Öyle ki köydeki kedi, köpek, kaz ve tavuklarda dahi bu heyecanı fark
etmek mümkündü.
Muhtarın köy sakinlerine ilettiği haber, Devleti Aliye'nin köylüler
için, onlar yararına " devrim" niteliğinde bir kanunname mevzubahisti.
Köyü resmi bir heyet şereflendirecekti.
Devleti Ali'ye ile o zamana kadar münasebetleri, ülkedeki diğer kariye
ve komün idarelerinde olduğu gibi Jandarma Gedikli Başçavuşu,
Tahsildar ve Orman Zabıta Memur'larıyla sınırlı olan köy ahalisi için,
bu güne kadar görülmedik faideler içeren bir kanunname müjdesi, sanki
bir düğün, bayram arifesindeymişçesine köy halkını, umulmadık derecede
mutlu, heyecanlı kılmaya yetip, artmıştı.
Davul zurna hazır edildi ve köyün girişinde, Mutasarrıf ve resmi
erkânı beklenmeye başlandı.
Nerdeyse akşam olmak üzereydi. Öğlen gelmesi beklenen heyet ve
mutasarrıf gecikmişti.
Tam sabırları tükenmek üzereydi ki, köy başında yolu, toz duman içinde
bırakarak, dörtnala gelen atlı görüldü.
Muhtar'ın bir el işaretiyle, davul zurna ünlemeye başladı
Gelen kısa boylu kuru ve kemikli yüzünde çukura kaçmış küçük gözleri
yanaklarında kırmızıya çalan seyrek ama çenesinde aşağıya doğru
incelip, nihayetinde ucu sivrileşen sakallarının daha da yaşlı ve
güçsüz gösterdiği, elli yaşlarında bir posta tatarıydı. Başındaki koyu
siyah renkte, silindir şeklinde siperli serpuş, posta tatarının
görünümünü gülünçleştirmekteydi üstelik.
Atından indi, daha önce binek taşına benzeyen ve hazır edilen, yerden
az yüksek taşa çıkarak, önce dikkatli bakışlarıyla meydandaki ahaliyi
süzdü, elindeki fermanı içeren tomarı açtı genelde köselerde
rastlanılan ince tiz ama çatlaşan bir ses tonuyla, okumaya başladı.
Davul Zurna ara verdi.
--Ey Garipler Köyü ahalisi! Bundan böyle Asri memleketlerin sahip
olduğu özgürlükler sizin içinde şu andan itibaren yürürlüktedir. Bu
kanunname, memleket hudutları içindeki, köy, kariye, bucak ve
nahiyelerde, dans etme yasağını emreden kanunu meriyetten kaldırarak,
milletimizin hakiki ve her daim efendisi olan köylü milletine de, dans
etme hürriyetini bahşetmektedir!
Köylüler konuyu anlamasalar da, usulen ve görgü gereği posta tatarını
alkışladılar
Posta tatarı, Muhtara dönüp, davulcu ve zurnacıyı göstererek, sert bir
tonlamayla
--Artık bu iptidai çalgılara ve çalgıcılara da ihtiyacınız kalmadı.
Muhtar, davul ve zurnacıya köyü terk edip, bir daha ne olursa olsun
köye dönmemelerini, emret" dedi.
Posta tatarı, binek taşından tam inmek üzereydi ki, kalabalığın
kenarında bir köşeye çökmüş, gömleği yırtık, sarı benizli, ama hayli
uzun boylu "köyün delisi" umulmadık bir çıkış yaparak:
-- Git padişaha söyle, çarıklarımız ayaklarımızdayken nasıl dans
edebiliriz ki? Önce ayaklarımızın çarıklı hali değişmeli ki,
hafifleyip kadril, tango yapabilelim... Bu kanunname de bir üstyapı
devrimi. Onun için cılız ve enez. Seksen sene sonra millet ayaklarında
hâlâ çarık varken, Padişah Efendimiz'in ferman ve kanunları, kimsenin
umurunda olmaz.
Posta tatarının hiddetten suratı kıpkırmızı bir hal aldı, hırsla
köyün delisinin üzerine yürüdü, kulaklarından yakalayıp
--Seni gidi fırfır deli seni, hangi cüretle sen Padişahımızın Devrim
Kanunlarını eleştiriyorsun. Dans medeni bir ihtiyaçtır. Daha ne
istiyorsun seni gidi hınzır deli, kremalı pasta mı umuyordun behey
zırzır deli. Bayan Gobels size bir de, siz çarıklıların damak zevki
içün keşkülü fukara mı yapsaydı? Gaduncağız pastalı krema yapmaktan
bıktı. Bayan Gobels, elindeki sopayı beyhude tutmuyor. Gerekirse
sahaya da inmesini bilir, kafanıza bir balyoz gibi indirmesini de...
Topunuzun, sülalenizin, gelmişinizin geçmişinizin .mına bile goyar.
Erkek gibi gadundur vesselam Bayan Gobels... Dans edin lan
şerefsizler, asrileşin biraz... İktiza ederse, jandarma süngüsünü
dayar, zorla sizi dans ettirmesini de biliriz. İyilik bile yaramıyor
size.
Köyün Delisi bu darbeye rağmen suratı asılmadı, posta tatarı atına
binip uzaklaşırken, arkasından koşarak, bağırdı.
--Efendi Efendi, bizim alınyazımızı Petersburg çizmeyecek, seksen sene
sonra da olsa, yüzümüzü tekrar Kâbe'ye döneceğiz. Siz kremalı pasta
yediniz seksen yıldır afiyet, sıhhatle. Anadolu Sürat Katarı'nda
birinci mevkide seyahat edip, durdunuz. Bak ben bu bir çift çarığımı
Kara Orman'da yaşayan meşhur bir meczuba göndereceğim. Bu çarıklar var
ya, bu çarıklar onlarca hatıranın şahitleri. Demin, "evvela
çarıklarımızı çıkarmanız lazım" derken kinaye yapmak istedim.
Rivayettir; Ulu Hakan Gazneli Mahmud, Padişah olunca bir dolapta
muhafaza ettiği Ayaz'ın çarıklarını her gün öptüğü gibi,
çarıklarımızın kıymetini yine bizler biliriz... Seksen senedir
ödediğimiz fidye gayrı yeter. Senden sonra Mutasarrıfla, Sipahi Beyi
gelecek. Seferberlik çağrısını ahaliye duyurmak için. Hep böyle olur,
bu idraki kıt köylü milletine önce Devleti Aliye'ce küçük önemsiz bir
lütuf sunulur, ardından seferberlik ilanıyla köyün ihtiyarları,
gadunları hariç, köyün erkekleri, gençleri, hatta çocuklar hudut
boylarına telef olmak için Padişahın Kapıkullarınca, Sipahi Beyi
tarafından âdeta rehin alınırlar. Ağaların, Efendilerin oğulları zaten
askere alınmaz bu memlekette. ... Onlar yan gelip yatar, keyif
çatarken, fukaranın evladının şehit düştükten sonra köye künyeleri
bile gelmez. Hele ben şimdi seyirtip, tepeyi aşmadan davulcuyla
zurnacıya yetişip, onları köye çağırmalıyım... "
Sonra geriye döndü köylülere hitaben:
-- Yuh olsun size posta tatarını tanıyamadınız, o posta tatarı
sandığınız adam tebdili kıyafet eylemiş zalim ve tilki misali kurnaz
Subaşı, meddah ve maskara Behzat Çankaya'ydı. Ana avrat sövmesinden,
küfür etmesinden de mi anlamadınız bre gafiller... Ben olmasam bu
meddah ve maskaralar, sizleri daha senelerce uyutmaya, devam edecek.
Ama bu olaydan en çok zarar uğrayan da, büyük bir başarısızlık
nedeniyle sükûtu hayale uğrayan köyün muhtarına oldu. Ne Devlete
yaranabilmişti ne de Devletin kullarına. Altı ay sonra seçim sandığı
köy odasına konulduğunda, rey istemek için hayli manevralar, türlü
desise ve hileler düşünmeliydi. Vesselam Muhtarın geceleri tam bir
kâbusa dönmüştü. Muhtar her gece rüyasında bazen posta tatarını, bazen
Subaşı Behzat Çankaya'yı, bazen meddah ve maskara görünümündeki köyün
delisini, bazen de köydeki erkekleri Zangoç kıyafetleri içinde
görüyor, ateşler içinde tere batmış vaziyette, dehşet ve korkuyla
uyanıyordu.


