Anasayfa Manevi Yazarlarımız Çetin GÜNGÖR PKK'DE DEMOKRASİ ANLAYIŞI VE MUHALEFET BİÇİMLERİ 10

PKK'DE DEMOKRASİ ANLAYIŞI VE MUHALEFET BİÇİMLERİ 10

burunÇetin Güngör / PKK'de değişmelerin ve gelişmelerin temel belirleyici etkeni genel sekreter sultasıdır. Kongre ve parti merkezi başta olmak üzere diğer tüm örgüt aparatları kayıtsız şartsız genel sekreterin denetimi altındadır. PKK'nin günümüze değin reforme edilmesine yönelik her olumlu girişimin esas engelleyicisi daima genel sekreter,  birde merkez komitesi olmuştur. Bu örgüt bütünüyle anti-demokratik ilkeler ile donatılmış olup, birçok bakımdan faşizmin bile gerisindedir. 200 yıl önce Fransız burjuva demokratik devriminin elde ettiği en ilkel hakların kırıntısını dahi PKK içinde görmek mümkün değildir.

 


PKK'nin kelimenin en dar anlamıyla demokrasi alayışından hoşnut olmayan büyük bir çoğunluk vardır. Bu çoğunlukta ise, PKK'de ciddi (teorik-pratik) değişiklikler olmadığı müddetçe hiç bir şeyin yapılamayacağı inancı egemendir! Bu nedenle mevcut demokrasi ve mücadele anlayışından hoşnut olmayan yığınlar suskunluğa gömülürken, yaşama şansını bularak ayrılabilenler ise devrimci mücadeleyi bırakmak zorunda kalkmaktadır.


 Çünkü PKK'nin teori ve pratiğinin eleştirilmesi gibi aksi tutumlara girilmesi halinde kendilerinin şiddet yöntemiyle ezileceği fikri yaygın olarak zihinlerde yer edinmiştir. Ancak PKK'nin çevresinde var olan korkunun ve moral bozukluğunun yerini bilinçli bir tepki gücü aldığında örgüt merkezinden kaynaklanan baskıcı ve keyfi uygulamaların varlığına son verilebilir. Özellikle sol hareketin dayanışma göstermesi durumunda bu durum daha da kolaylaşacaktır. PKK'yi çok iyi tanıyanlar olarak şunu kesinlikle iddia ediyoruz, bir PKK'liden "ölüm korkusu"nu kaldıralım onun PKK'ye duyduğu "inancı"da ortadan kaldırmış olacağız.

 

İşte bu anlam da PKK'nin sapık yönetimine karşı bugün “ilk defa” somut, etkili ve ciddi tepki belirtileri vardır ve de bu gelişme memnuniyet vericidir. Şimdi artık, bir şans eseri yaşayarak ayrılmış bazı kişiler, mektup ve bildiriler yayınlarken, hâlâ örgüt içinde kalan birçok devrimcide moral ve ölüm baskılanmasını hiçe sayarak direnmekte ve özgür düşüncelerini söylemektedirler. Ayrıca kamuoyunda PKK'ya karşı şimdiye değin görülmemiş boyutlarda tepki var ve bilinçli bir tecrit faaliyeti sürdürülmektedir. Bütün bu gelişmelerin PKK yönetiminin içine düştüğü girdaptan kaynaklandığı demokrasinin ve belirgin bir ilerlemenin işareti olduğu kuşku götürmeyecek kadar açıktır.

 

Atılan adımlar olumlu kabul edilmekle birlikte, mevcut PKK tehlikesiyle kıyasladığımızda yeterli değildir. Çünkü PKK'li kadrolar ve kitleler arasında seçenek oluşturmaya yeterli olacak örgütlenmiş bir sosyalist muhalefet henüz yoktur. PKK içinde sosyalist muhalefetİ örgütlenmeye götürebilecek kişiler erkenden öldürüldüğü ya da değişik biçimlerde etkisiz hale getirildiğinden, muhalefet ögeleri tek tek “dışarı” çıkmak zorunda kalmaktadır.

 

Bunu, yani dışarıda sürdürülen muhalefet girişimlerini, örgüt içinde kalarak muhalefet etmenin olanaklarıyla kıyasladığımızda daha zor olduğu ortadadır. Dolayısıyla bugün PKK'yi doğru devrimci çizgiye “getirmek” uğraşında olan eğilimin temsilcileri, genelde PKK taraftarlarının ortak rahatsızlığını ve derin özlemlerini dile getiriyorsa da henüz sadece örgüt içindeki aydın kesimin dışına çıkmış değildir.

 

Ama bu durum her şeye rağmen ortaya çıkmış bulunan bölünmenin önemini küçültemez. Şimdiki çatlak ufak ta olsa, PKK'nin mantığını gelecekte mezara gömecek bir nitelik taşımaktadır. Kürdistan'nin genelinde olduğu gibi PKK'nin özelinde de önemli teorik siyasal ve örgütsel fonksiyonlar üstlenen aydın kesim, süreç içinde mutlaka PKK'yi mezara gömecek görevini yerine getirecektir. Bize göre, başlangıçta zorlukları çok, sayıları az olsa bile devrimci eğilimin temsilcileri PKK'nin örgüt ve demokrasi anlayışını zamanla doğrudan doğruya değiştirme gücüne sahiptir. eğer kamuoyunun aktif desteği sürekli kılınabilirse PKK'deki sosyalist eğilim mevcut önderliğin ve gerici mantığın sonunu getirebilir. Bunun yerine getirilmesi için gerekli olan iç ve diş koşullar her zamankinden daha elverişli olarak mevcuttur. Öyle ki Enver Ata ile Zülfü GÖK arkadaşların katledilmesiyle birlikte PKK yeni bir evreye girmiştir. Şimdiki durumda PKK, bu evrenin başlangıcını, yani sonunun başlangıcını yaşamaktadır.

 

İşçi hareketinin içinden bilimsel sosyalizmi benimseyen bir akim olarak ortaya çıkıp örgütlenen Marksizm, hiçbir zaman tek sesli olmamış ve her zaman bu şekilde yorumlanmaya karşı durmuştur. Doğaya ve topluma bakışta Marks'ta, Engels'te ve Lenin'de gördüğümüz hep budur. İster devrimci mücadelenin belli bir anında olsun ister içinden çıkılmaz en karmaşık örgütsel sorunlarda olsun Marksistler daima çok canlı ideolojik ve politik çalışmaları savunmuş ve bu temelde mensubu bulundukları örgütlerin içinde çeşitli gurup ve eğilimler olarak birbirleriyle kıyasıya tartışmışlar.

 

 Temel meseleler üzerindeki ortak görüşler etrafında gidebildikleri kadar birlikte yürümüşler ve bu mümkün olmadığı zaman da uygarca yollarını ayırmışlardır. Herkes bilir ki, Marks-Engels ve Lenin yaşadıkları çağda ve kendi örgütlerinde “tartışmasız” önderdiler ve de hiç kimsenin kolay kolay erişmeyeceği yüksek yerlere sahiptiler. Ama bütün bu yüksek meziyetlerine rağmen, bu önderlerin hepsi kendilerini birer diktatör ve dogma haline getirmemiş getirmeye çalışanlara da şiddetle tepki göstermişler. Her zaman yine çok yüksek meziyetlere sahip (ayni anlayışta olmasa bile) seçkin insanlar ile birlikte çalışmasını ve yanyana yürümesini bilmişlerdir. Siyasal savaşlar tarihi bu konuda sayısız örnekler ele doludur.

 

Henüz reformculaşmadığı dönemlerdeki Alman Sosyal-demokrat İşçi Partisiyle, 1924'lere kadarki Bolşevizmin tarihini anmak sanırız yeterli ve mümkündür. Bunlar ve benzeri partilerde, birbirinden değişik düşünen herkes resmi toplantılar sırasında doğruluğuna inandıkları görüşlerini bildikleri gibi ifade etmiş, Marks, Engels ve Lenin'e karşı yoğun tartışmalara girmişlerdir. Zaten Marksist temeldeki işçi partilerinin örgütlenme ilkeleri hiçbir zaman farklı görüşlerin örgüt içinde tartışılmasının inkarı üzerine oluşmamıştır. Aksine 'bazı istisnai durumlar hariç) farklı görüşlerin tartışılması ilkesi, sosyalist demokrasinin zorunlu bir gereği olarak savunulmuştur.

 

Eğer şimdilerde dünya ölçüsünde belli parti örgütler Marksizmde genel olanı unutup, yerine istisnai olanı kural olarak benimsemiş iseler, bunu Marksizmin dogmatik yorumuna denk düşen bir gelişme olarak anlamak gerekmektedir.

 

Yeryüzündeki birçok örneğinde görüldüğü üzere PKK'yede, daha ortaya çıktığı ilk günden bu yana hep anti-demokratizm ve sosyalizmle bağdaşmayan örgütlenme ilkeleri egemen olmuş. Bu hareketin bütün evrelerinde tek sesli bir düzen görülmüştür. İster mücadelenin Kürdistan'da alçaldığı ya da yükseldiği dönemler olsun, isterse herhangi bir başka dönem olsun, PKK'nin içinde ve diğer guruplara karşı hiçbir zaman ideolojik ve politik faaliyetler hüküm sürmemiş, farklı düşüncelere sahip eğilimler birbirleriyle tartışma imkanı bulamamıştır. “Körlerin ülkesinde, şaşı kral” misali yüzlerce köle beyinlinin içinde önderliğe layık görülen PKK sekreteri hep dokunulmaz olmuş ve putlaşmıştır.

Devam edevek

Yorum ekle