Anasayfa Manevi Yazarlarımız Çetin GÜNGÖR ”Sırtındaki kambura bakmadan.. " 11

”Sırtındaki kambura bakmadan.. " 11

kamburÇetin Güngör / Şimdi, tartışma ve eleştiri hakkını izah ettiğimiz gibi manyakça anlayan bir örgütte, demokrasinin olup olmadığını tartışmak bile bize göre gelinen noktada gereksizdir. Üzerine basarak söylüyoruz: PKK demokrasiden nasibini almamıştır. Faşizmin bile, kendi koşullarında tartışılabilir bir demokrasi perspektifi vardır ve bu bir anlamda “akla aykırı” değildir.

 Ama PKK'nin demokrasi mantığı bu çağ dışlığında dışında bir yerlerde durmaktadır. Dünyada en akla aykırı şey PKKn' in demokrasi anlayışıdır. Denilebilir ki, eğer PKK'nin demokrasi mantığı akla aykırı değilse, dünyada hiçbir şey “akla aykırı” değildir.

 

 

PKK'deki örgüte ve mücadeleye bakış açısı 12 Eylül günlerine değin aynen devam etti. Aynı bakış açısı, 12 Eylül sonrasında varlığını korumuştur. Ama biçimsel bazı farklılıklarla tabi. Konumuzu birazda 12 Eylül sürecinin özelliklerini dikkate alarak sürdürmek istiyoruz.

 

12 Eylül sonrasını gelindiğinde PKK siyasi bir mevta görünümü arz ediyordu. Gerçi genel olarak sol hareket belli miktarda tecrit sürecinde idi, ama PKK'nin durumu hepsinden çok kötüydü. Tarihte hiçbir hareket PKK kadar olumsuz rol oynamamış ve teşhir olmamıştı da ondan. Bu nedenle PKK'nin kendisini yenide halka ve sol'a kabul ettirmesi her bakımdan oldukça zordu. Bunun için büyük  'fedakarlıkların’ gerektiği ortadaydı. İşte PKK önderliği içine düştüğü açmazın bilincinde hareket ederek, kurtulmak için manevra olanakları aradı, durdu. Hayalini 12 Eylül sonrası bir ara gerçekleştirme şansını yakaladı ve bunu sonuna değin oportunistçe kullandı.

 

Üç aşamalı, ayni zamanda iç içe geçmeli bir strateji tam dört yıl boyunca hayata geçirilmeye çalışıldı. Bilindiği gibi PKK işe, herkesin ilk beklediği özeleştiriyle başladı. Bu özeleştiri PKK'nin birinci manevrası oldu. Ama yumurta cılk çıktı. PKK tam bir aldatmaca örneği göstererek “yandan çarklı” bir özeleştiri yaptı. Bu tutum bazı siyasi çevrelerde “zayıfta olsa düzelme belirtileri var” biçiminde yorumlanınca, PKK sol ile ilişki trafiğini giderek hızlandırdı.

 

İkinci önemli manevra aşaması ise PKK'nin birlik faaliyetlerinede el atması olayıdır. ”Sırtındaki kambura bakmadan Palandöken dağlarına odun toplamaya çıkan adam” misali PKK'de devrimcilik ve halk düşmanlığı teorisine bakmadan birlik havarisi kesildi. Ve bu sorunda tüm eski “birlikçilerin” pabucunu dama atmaya çalıştı.

 

Başlangıçta Kürdistan kökenli hareketlerle ilişki kurulmaya çalışıldı. Fakat bu girişiminde muvaffak olamadı PKK. Çünkü verilen her türlü tavize karşın Kürt hareketleri yapılan özeleştirinin ve savunulan birlik tutumunun samimiyetine inanmadılar. Ardından ayni özeleştiri dilekçesiyle Türkiye devrimci hareketlerine gidildi ve özellikle Devrimci Yol halkası yakalanmaya çalışıldı. Nihayet çok geçmeden bu halka yakalandı. (ya da öyle zannedildi!) PKK yönetimi sol'a kabul edilmenin tek yolunun Devrimci YOL ile işbirliği yapmaktan geçtiğini,  başka yolların artık tıkalı olduğunu, o günlerdeki örgütiçi toplantılarda ısrarla vurguluyordu. Bilindiği üzere Devrimci YOL ve diğer bazı partilerle birlikte PKK, kısa süren ve tadı damağında kalan bir balayı dönemi yaşadı.

 

PKK'nin sol'a kabul edilmesinde üçüncü ve en önemli aşamada cezaevlerinde sürdürülen direnme “politikasıdır”. Bu politika tecritten kurtulmak için yukarıda bahsettiğimiz diğer iki manevradan çok daha fazla işe yaramıştır. Diyarbakır zindanlarındaki direnmelerden sonra içerde ve dışında PKK'nin etkinliği o zamana kadar görülmemiş biçimde artar göründü. Öyle ki bazı örgütler PKK hakkındaki görüşlerini yenide gözden geçirme ihtiyacını duyarken, diğer bazı örgütlerde bu örgütün direkt denetimi altına girdiler.

 

Cezaevi direnişi işte bu anlamda bilinçlice düşünülmüş olup PKK tarafından tam zamanında devreye sokuldu. Çünkü içine düşülen açmaz o denli derindi ki, basit bir özeleştiri ve art niyetli birlik çalışmaları ile düzlüğe çıkılmayacağı çok iyi biliniyordu. Halk saflarına yeniden 'kabul’  için -hiç kimsenin kolay kolay ses çıkaramayacağı- daha güçlü bir katalizöre ihtiyaç duyulmakta idi. Bugüne dek sürdürülmeye çalışılan cezaevi politikası bu amaca uygun olarak hayata geçirilmiştir. Daha işin başında iken PKK'nin resmi merkez toplantılarında söylenen şu sözler hâlâ kulağımızda çınlamaktadır ve de çok şeyi açıklamaktadır: “Ne yapalım, halka karşı büyük suçlar işlemiş bir partiyiz. Kendimizi yeniden kabul ettirebilmemiz için ölmemiz gerekiyor. Öyle ise arkadaşlarımız ölmesini bilmelidir. Diyarbakır cezaevi bu amaca varmak için en elverişli alandır.”

 

 işte bu tutumun ardından zindanlara talimatlar gönderilince, dışarıda taktikten (istismar niyetinden) habersiz bulunan tutuklu devrimciler dört yıl boyunca, çıldırtan bir direniş başlattılar. Yüzlerce insan düşmanın zulmüne karşı başkaldırırken, dışarıda çok uzaklarda bir yerlerde ise, PKK yönetimi, bu olayı özünden iyice boşaltarak, tecritten kurtulmanın politik “yarar nesneleri” olarak kullanıyordu. Sanıldı ki, 12 Eylül öncesi halka karşı işlenmiş  büyük suçların kefareti, devrimciler kurban edilerek ödenecekti.

 

 Neticede benzersiz bir istismar örneği gösterilerek uzun yıllar direniş sermayesi kullanıldı. Öyle ki her şeyin, her olayın karşısına şehit baskılanma aracı olarak kullanıldı. Dışındaki devrimci harekete karşı “herkes teslim oldu, sadece PKK direniyor, önderliğimiz kabul edilmelidir” şeklinde dayatma yapılırken, parti içinde ise hedef şaşırtmanın, sorunları bastırmanın ve tartışma zeminini ortadan kaldırmanın tek yöntemi olarak denendi. Herhangi bir örgütün yönelttiği bir ideolojik eleştiri anında, ya da PKK içindeki herhangi bir ayrılık anında, hiç alakası yok iken “Mazlum-Şahin” ikilemi dayatılarak karşı konulmaya çalışıldı.  PKK'nin yayın organları, direnişin cuntaya karşı bir mücadele aracı olarak kullanılmasından ziyade, daha çok sol harekete ve kendi içine karşı kullandığına dair sayısız örnekler ile doludur.

 

Not.Dıyarbakır cezeevınde hücre bölümünde yedi yıl boyunca kalan, bütün direnışlere yakından tanık olan ve içinde yer alan biri olarak dışardan cezaevine gelen talımatlar sonucu biz direnmişiz iddiası doğru değildir.. Bütün direniş kararları, bize yapılan işkenceler sonucu bizzat cezaevi örgütü tarafından verilmiştir. Çetin Güngör'ün partinin dışardan içeriye "direnin" talımatını verdiğini, direnişlerin bundan dolayı olduğunu söylüyor. Bu görüş doğru değildir. Ama cezaevindeki direnişlerin Öcalan tarafından Parti içindeki insanlara ve diğer hareketlere karşı silah olarak kullanılarak onların mahkum edildiği gerçektir, Bunun yüzlerce örneği vardır. (Selim Çürükkaya)

Yorum ekle