Anasayfa Manevi Yazarlarımız Çetin GÜNGÖR SON SÖZ:"Eğer yakalanırsam poliste çözülmeyi öneriyorum"13

SON SÖZ:"Eğer yakalanırsam poliste çözülmeyi öneriyorum"13

demisEnver ATA ile Zülfü GÖK arkadaşların ölümleri, yaşadığımız günlerde devrimci hareketin ortak ve genel mücadelesini yakından ilgilendiren çok önemli tartışmalara neden oldu. Şimdi cinayetleri işleyen örgüt PKK, bu tutumlarından ötürü bütün yönleriyle kamuoyunca yeniden ele alınmakta ve değerlendirilmektedir. Her kişi Ya da gurup, kendi bulunduğu noktadan hareketle PKK'nin bir yerinden tutmakta ve nihai kararını vermektedir.


 Biz bu raporumuzla, kamuoyunda PKK'ye yönelik yapılan tartışmalara (PKK'de yaşayanlar olarak) ışık tutmayı amaçladık. Buraya kadar yazdıklarımızla da PKK'yi kısmende olsa anlattığımızı sanıyoruz.

 

 Bizim amacımız Marksın öngördüğü sosyalizm ideali il PKK'nin eliyle uygulanagelen “sosyalizm” alayişinin bir ve ayni şeyler olmadığını ve bunların arasına kesin ayrımların konulmasını halkımıza anlatmaktır. Birbirine taban tabana zıt bu iki mantığın özdeş tutulması, PKK'nin sol'da yaptığı tahribatı Kürdistan halkı arasında sosyalizm fikrine yüklemeye götürüyor. Faşist cunta daha ziyade bu örgütün olumsuzluklarından hareketle sosyalizmi karalamış ve halklarımızı önemli oranda kendi safına çekmiştir. Bütün bu verilen zararlara karşın PKK ise hâlä eskiye benzer davranışlarını ısrarla sürdürüyor.

 

 Bugün o 'utanç veren” mantığında ideal Kürdistan toplumunun ve demokrasinin özelliklerini görüyor ve kendisine halkımız arasında yer edinmeye çalışıyor. işte biz bu raporumuzla, PKK'nin “ne menem” bir ulusal Kurtuluşçu olduğunu ve nasıl bir sosyalist demokrasi vaad ettiğini, ille de bir şeylere benzetilmesi gerekiyorsa, PKK'nin sosyalist bir örgütten çok faşizan bir örgüte benzediğini anlatmak istedik.

 

Yazımızın, halkımız ve siyasi guruplar tarafından sağduyu ile değerlendirileceğini umut ediyor ve bekliyoruz....

 

16 AĞUSTOS 1984

 Dipnotlar:

(I)-Üzerinden beş yıl geçmiş olmasına rağmen, Siverek sürecinin tüm yönleriyle henüz değerlendirilmediğini söylemiştik. gerçekten de bu olayda hangi güçlerin, nasıl rol aldığı daha bilinmemektedir.

Örneğin MİT'in konumu hâlâ kapalıdır. Bize kalırsa, birçok yönü ile olduğu gibi, bir de bu yönüyle Siverek'in ele alınıp tartışılmasında yarar vardır. Çünkü ortaya çıkmış bazı ipuçlarına bakılırsa, Siverek olayında MİT'in belli oranda (hem de başından itibaren) denetimi söz konusudur. PKK yönetimininde yaptığı tahlile göre “Siverek'te ilk üç aydan sonra devrimceler denetimlerini kaybetmiştir." deniliyor.

Bu çok önemli bir tespittir. Eğer PKK'nin yönlendiriciliği kaybetmiş ise, bir yıl süren çatışmalar, kimlerin inisiyatifinde sürdürülmüş ve yüzlerce insan nasıl öldürülmüştür? Bu soru mutlaka cevaplandırılmak zorundadır.

 

Siverek'i bir de bu yönü ile tartışmak isteyenlere yardımcı olabilir düşüncesinden hareketle, bildiğimiz ve duyduğumuz bazı önemli ipuçları vermek istiyoruz.

 

a-) Ferit Uzun'un PKK tarafından öldürülmesinden bir süre önce, Uzunlar ailesinin çeşitli siyasi hareketlerde önderlik yapan üç üyesinden birinin öldürülmesinin MİT tarafından planlandığı yönünde iddialar vardır. Acaba, ortaya atılan iddianın ardından Ferit Uzun'un PKK tarafından öldürülmesi arasındaki organik bağlantı nedir?

 

b-) Çatışmaların ikinci ayından sonra Siverek yöresine gelip, PKK'nin askeri faaliyetlerini organize eden Fehmi HOCA isimli bir şahıs yakalandıktan sonra resmi MİT ajanı çıkmıştır.

 

c-) Çatışmalar sırasında Siverek'te bulunan, şimdilerde ise Suriye hududunda bir subay, sik sik gittiği Kamişli'da yaptığı propagandalarla dikkati çekmiştir. Bu söylenenlere göre: “Siverek çatışmaları kısa süre sonra MİT'in kontrolüne geçmiş ve istenildiği gibi yönlendirilmiştir. Bucak aşireti sıkıştığında Celal Ağa'ya, devrimciler sıkıştığında ise PKK'ye yardim edilmiş. Böylelikle taraflar dengede tutularak çatışmalar bir yıldan fazla uzatılmıştır.”

 

(2)- PKK'nin hayata geçirdi direnişi istismar politikasının, halkımızın gelecek nesilleri açısından özellikle üzerinde durulmasına değer olduğu kanaatindeyiz. Bu deney oldukça acı derslere yüklüdür. PKK yönetimi en çok “şehit” ve “direniş” sözcükleri nezdinde alabildiğine demagoji yapmıştır. Hâlâ da yapmaktadır. Günümüze kadar birçok kişi ve gurup direnişi istismar eden politikaları kavrama yetersizliğinden ötürü aldatıldılar ve PKK'ye belli miktarda değer biçtiler. Sol içinde bu tür manevralara inanarak PKK'ye sahip çıkmak isteyenler daha yok değil.


Çünkü Kürdistan'in toplumsal gelişim özelliklerinden ötürü birçok kişi ve gurup bu istismar mantığını fark edememekte vede kabule yatkın görünmektedir. Halkımız içindeki bazı çevreler, sahte pozlar takınan, gayet resmi ve ciddi görünen, her ağızlarını açtıklarında besmele çeker gibi “yüce parti”, “soylu değerler”, “şehit” ve “direniş” türünden tumturaklı laflar söyleyen, “keskin yurtsever” kılığındaki şahısların özünü ve entrikalarını tanımakta başlangıçta epey güçlük çekmektedir.

 

Zaten PKK gibi “keskin yurtsever”ler en çokta kitlelerin ve kadroların bu tür zayıflıklarından yararlanıp kuru ve kaba ajitasyonla nam yapmaya çalışmaktadır. Sorulsun PKK'ye, yıllar boyu yaptığı bundan baka nedir? Kürdistan halkının ve devrimcilerinin ruh hali PKK tarafından en iğrenç biçim de istismar edilmiştir. Türk sömürgeciliğinden ve yerel gericilikten yeteri kadar nefret eden her Kürdistanli en keskin konuşan, en aşırı eylem öneren ve en sivri tahlilcilik yapanların, düşmana karşı en militan kişiler olduğunu düşünür ve onları “önder” olarak görmeye başlarlar. PKK yönetimi işte bu anlamda bilimsel eğitimi değil, halkımızın geri taraflarını temel alarak örgütlenmeye çalışılmıştır. Dolaysıyla PKK çağdaş değil, feodal değerlin örgütlenmesidir.

 

Halbuki bilimsel sosyalist siyaset bu kadar ilkel ve basit olsaydı halka önderlik katına bu kadar kolay çıkılsaydı en başta şarlatanlara gün doğardı. Marksın, Leninin ciddi kavranması, sınıf savaşlarının pratiğine bilimsel değeri olan yöntemlerle yaklaşılması fazla önemli olmazdı. Zaten devrimci hareketi yıllardan beri uygulanan dogmatik politikalar yenilgiye götürdü. Görülüyor ki, PKK hâlâ eski çizgisini sürdürmekte ısrarlıdır.

 

Kaldı ki PKK genel sekreterini çok yakından tanıyan insanlar olarak bizler, onun direniş karşısındaki kişisel tutumunu çok iyi bilmekteyiz. Kişisel yaşamında bir ödlekten daha ödlek olmasına rağmen, teorik ve siyasal yaşamında "kahraman" havasına giren bu adamın içine düştüğü çelişkisinin izahı, ancak ruh doktoralarının ilgisine mazhar bir konu olsa gerektir. Çünkü kendi arkadaşlarına ve Kürdistan halkına seslenirken "ölünüz", "kendinizi doğrayınız" v.s türünden nutuk çeken birinin, kendi özel yaşamında ayni fedakarlıklara katlanmaması açık ki izaha muhtaç bir durumdur.

 

PKK'nin çöküşe gittiği 1979 yazında yakalanma ve ölüm korkusuna kapılan ve bu nedenle yapılan bir merkez toplantısında "lider olarak yasamam gerekiyor. Kürdistan halkının bana ihtiyacı olacaktır. Eğer yakalanırsam poliste çözülmeyi öneriyorum" diyen ve bu görüsünü diğer merkez üyelerine onaylattırmaya çalışan ve de onaylattıran PKK genel sekreterinin direniş anlamlı bir sözcüğü ağzına sakız etmesine daha fazla tahammül etmek, gelinen noktada artık mümkün olmamalıdır. Yakalanırsa muhtemelen yapacağı ihanete bile "Kürdistan'in bana ihtiyacı var" gibisinden kendince anlamlı keramet yükleyen, ihanet yolu ile olsa dahi hayatta kalabilmenin teorisini yapan PKK genel sekreteri (kendisini dışarıda garantiye aldıktan sonra) hiç utanmadan direniş ve şehit sözcüklerini dilinden düşürmez olmuştur.

 

Birbirine bu denli zıt iki olgunun yan yana gösterilmesi büyük bir anlamsızlık ve sahtekarlık örneğidir.

 

 SEMİR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum ekle