Hakim: Neden Kürdistan Diyorsunuz? 6
Mazlum Doğan / Örneğin, diyelim örgütlenme konusunda, neyi savunuyorum, hangi görüşü ifade ediyorum, onun üzerinde konuştum, tartıştım, onlardan aldığım bilgileri taşıdım, kitlelere kadar götürme mücadelesi verdim.
Bu tür faaliyetim 1978'in Haziran'ına kadar mıdır, Mayıs sonu mudur iyi bilemem, oralara kadar sürdü yani, genel olarak ben çeşitli yerlerde sözlü propaganda yaptım. Diyarbakır'da bir olayda benim adım verilmiş, ben ilk defa iddianamede karşılaştım.
Ali Dursun'un kaçırıllması olayında, bu doğru değil, kesinlikle doğru değil. Zaten ben böyle eylemlere falan hiç katılmadım, en fazla 1-2 defa kuryelik yaptım; yani bir yerden bir yere eşya götürdüm. Diyelim ki; Diyarbakir'dayım, herhangi bir toplanti için, ya da bir tartışma için, bir konuşma için, ya da bir kişi ile bir yerde tanışmiş, konusmuşum, onunla ilişkileri sürdürebilmek, onu kazanabilmek için, Batman'a gideceğim, ya da Bismil'e gideceğim, benim gideceğim yerde, burada ne yaparım?. Bir kitaptır, gazetedir, ya da dergidir veya bir afiştir, ben onu da beraber götürüyorum.
En fazla yaptığım budur. Eylemlere falan katılmadım. O dönemde zaten ben Diyarbakır'da da değildim. Bahsettiğim şeyi, yani Ali Dursun'un kaçırılmasi olayını ben gazeteden öğrendim. Hatta gazetede yanlıs yazılmıştı, şöyle yazılmıştı, iyi hatırlıyorum:
"İşte Ali Dursun kaçırıldı, arkadaşları tarafından, öldürüldü" biçiminde, "polisten alınan bilgiye göre arkadaşları tarafından öldürülmüş" biçiminde yazılmıştı. Ben böyle duydum o zaman. Bu arada çok ilginç bir noktaya daha değinmek istiyorum, o da şu: Halk mahkemeleri, bu halk mahkemeleri yalnız Hilvan ve Siverek için geçiyor, başka hiçbir bölgede geçmiyor.
Bu halk mahkemeleri konusunda konuşmak istiyorum. Halk mahkemeleri demokratik bir yargılama biçimidir, halkın bizatihi kendisinin yargı yetkisini kullanmasıdır. Bu parti programı, parti hedefleri içerisinde vardır; ama parti, hakimiyeti altinda olmayan bir alanda, yönetim kuramadığı bir alanda nasıl halk mahkemeleri kurulabilir?
Kendisinin hükmü geçmiyor ki. Eğer hükmü geçse; yani eğer diyelim bir alani kurtarmış olsa, orada elbette yargılamasını kendisi yapacak, idaresini kendisi kuracaktır; ama bugün Kürdistan Türkiye devletinin denetimi altındadır, onun idaresi altındadır, onun hukuk kuralları geçerlidir, onun tarafindan her şeye hükmedilmektedir. Yani, halk mahkemeleri falan diye bir sey yok. Eğer olsaydi, ben de duyardım.
Hilvan'da olduğum dönem içerisinde herhangi bir yargılamayi falan duyardım. Derler ki, efendim işte biz şu adamı yargıladık, şu kadar şey verdik. Hatta halk mahkemeleri hakkında çok ilginç şeyler var. Örneğin, halk mahkemeleri denen şeylerin aynı zamanda parti üyelerini yargıladığından bahsediliyor, parti üyelerini yargilayip cezaya çarptiriyor. Hâlbuki parti tüzügünde deniyor ki. "parti üyelerinin yargılanması konusunda, parti merkez komitesi disiplin kuruluna havale ediliyor. Disiplin kurulu cezayı veriyor" deniyor: yani partinin kendi üyelerini cezalandirması için yetkili organlar var, tüzükte belirtiyor, buradaki tüzükte de asıl tüzükte de var.
Parti tüzüğünde, parti üyelerinin nasıl cezalandırılacakları, ne tür cezalar alacakları onları yargilayan merci, hiçbir zaman söz konusu olmayan bir halk mahkemesi falan değildir.
DURUŞMA HAKİMİ - Şimdi, sizi Kürdistan fikrine ileten sebep ne? Neden Kürdistan diyorsunuz? Tarihi tetkik ettiniz mi?
MAZLUM DOĞAN - Ettim.
DURUSMA HAKİMİ- Hangi kaynaklardan tarihi tetkik ettiniz. Bunun tarihi gelişimi ne? Bir de Marksist olduğunuzu söylüyorsunuz. Marksizm'in ırkçılığı reddettiğini söylediğiniz, belirttiğiniz halde neden bu işe yöneldiniz? Kendi fikirleriniz arasnda bir çelişki doğmuyor mu?
MAZLUM DOĞAN - Şimdi benim Kürt ve Kürdistan fikrine nasıl ve ne zaman yöneldiğim konusundaki soru ilginç bir soru benim açımdan. Çünkü bu bir günde yönelinecek bir şey değil. Ben 26 yaşındayım. Bu hareketle ilişki kurduğum dönemin 1976 seneleri olduğunu düşünürsek 21 yasında falan oluyorum. Bu döneme kadar benim hayatta çeşitli pratiklerim ve insanlarla çeşitli temaslarım vardi. Okuyorum, görüyorum, duyuyorum, tartışıyorum.
Elbette bende belli bir fikir oluşmaya başlıyor. Kürtlerin varlığı veya yokluğu sorunu benim açımdan tartışılmaması gereken bir soru. Tartışma konusu bile yapmayı gerekli görmüyorum. Çünkü bu son derece açık olan somut bir gerçektir. Bu, Türkiye'deki resmi çevreler tarafından bile artik benimsenmektedir. Gerçi TRT'de etnik gruplar tabiri kullaniliyor ama Türkiye'deki diğer basın artık daha önce hiç kullanmamasına rağmen "Kürdistan" tabirini kullanıyor; bu çok ilginçtir.
Devam edecek


