Anasayfa Manevi Yazarlarımız Mehmet ŞENER “Ga dımıre post dımıne, Mer dımıre nav dımıne

“Ga dımıre post dımıne, Mer dımıre nav dımıne

resimAydınlık ideallerin eşiğindeki bir devrimcinin anısına…“Ga dımıre post dımıne, Mer dımıre nav dımine!”

Bir Kürt özdeyişi böyle diyor!Değerli Kürt yurtseveri Mehmet Şener’i düşünürken bu sözü hatırladım. Halkının özgürlüğü için gençlik yıllarının bir kuşağa tekabül eden on yılını, sömürgeciliğin her türlü vandallığa başvurmaktan çekinmediği Diyarbekir cezaevinde geçiren ve o kalleş pusuda son nefesini verdiği ana dek pir u pak ideallerine sadık kalmış olan bu Kürt dava adamını anımsarken, tutulan nutkum  beni alıp bu söze götürdü.

 Kuşkusuz, artık nesli tükenen Mehmet Şener’i sadece “yiğitlik” mertebesinde ele almak, O’nun anısına saygısızlık olur.Çünkü Mehmet Şener sıradan bir yiğit ve kahraman değildi.

 Zira O’nun sınanacağı bir deney kalmamıştı. Kısacık yaşamında feleğin her türlü çemberinden geçmişti.On yıllık bir işkencenin ardından başı dik, alnı açık yeniden kavga alanına çıkmıştı.Tarihi iğdiş etmek isteyenler bile O’nun cezaevi yıllarında sergilediği kararlılığı, tüm çabalarına karşın karartamamışlardı.

Mehmet Şener iyi bir aydındı. Dönemin içerdiği ideolojik kaosa ve çevresini kuşatan kalleşliklere karşın sağlam bir doğrultu tutturmuştu. Celladı bile çeşitli monologlarında O’nun bu aydın özelliklerini teslim etmek zorunda kalmıştı. Mehmet Şener’in esmer teni, o aydınlığın ışığında ışıl ışıl parlıyordu.

Mehmet Şener, celladının tüm acımasızlığına karşın, eşit olmayan koşullarda bile olsa, celladı ve kiralık katilleriyle, onların egemen oldukları mekanlarda kavgayı göze alan ender insanlardan birisiydi. Resul Altınoktan sonra ikinci kişiydi.

PKK adlı devletin suikast örgütünde, bu suikast’e kafa tutan, temellerinden sorgulamaya kalkan ender insanlardan biriydi.

PKK içindeki muhalif hareketlere bakıldığında, Mehmet Şener’in çıkışının hem fikri planda, hem de kitleselleşme anlamında iz bırakan, geleceğe ışık tutan bir hareket olduğu rahatlıkla görülür. Denebilr ki, Mehmer Şener politik anlamda Çetin Güngör kadar derinlikli eleştiriler yerine güncel eleştirilerle yetinmişse de, Çetin Güngör’ün devamcısıdır.Çetin Güngör, Resul Altınok, Baki Karer, Mehmet Şener ve Selim Çürükkaya’nın Abdullah Öcalan’ın despotluğuna karşı yürüttükleri mücadele özünde, Kürtlere karşı bu ‘suikast’ aletini icad eden sömürgeciliğe karşı yürütülen bir mücadeledir. Öcalan ve halen piyasada cirit atan suç ortağı katiller, bu mücadeleleri ‘tasfiyeciliğin tasfiyesi’ adı altında boğarak, Kürt dava adamlarına karşı planlı bir katliam politikası uyguladılar.Devlet, PKK vasıtasıyla diğer Kürt yapılarını susturup atıl hale getirirken, PKK içinde politika yapma yeteneğine ve Kürt dava adamı olma özelliklerine sahip binlerce kişiyi de, Öcalan’ın eliyle katletti.

Hayat Mehmet Şener’i doğruladı, doğrulamaya devam ediyor. Asıl tasfiyecinin ve Kürt halkına düşmanlık edenlerin kim olduğu günümüzde iyice açığa çıkmış bulunuyor.

Mehmet Şener’in yazdığı ve deşifre ettiği konular bugün güncelliğini yitirmiş gözükse de, aslında hem yazıldığı zaman hem de bugünlerde tartışılması kısmen tabu olan şeylerdir.

Kürt kamuoyunun büyük bir kesimi Mehmet Şener’in 1991 yazında duyurduğu gelişmeleri bugün bile anlamakta veya vicdanen kabul etmekte güçlük çekiyor. Fakat Mehmet Şener olmasa, o günlerde olan bitenlerden habersiz yaşayan bir çok Kürt, ‘PKK-Saddam ilişkileri’, Bekaa ve bir çok yerde sürdürülen Kürt katliamı, PKK içindeki işkence, Güney Kürdistanlı halka karşı yürütülen saldırılar gibi yaşamsal bir çok gelişmeyi anlayamayacaktı. PKK içinde olan bitenler kuşkusuz diğer siyasi çevreler tarafından biliniyor, tartışılıyordu. Ne ki, Mehmet Şener’in olan biteni deşifre etmesi başlı başına büyük bir önem taşıyordu. Kuşkusuz PKK içinde başından beri yer alan, ancak on yılını içerde geçiren Mehmet Şener’in Öcalan ve PKK vakasını siyasi analize tabi tutarken, sorunu sadece ‘sol çocukluk hastalığı’ noktasında ele alması bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Ancak Şener’in PKK şahsında, devletin planladığı siyasi amacın farkında olmaması ya da o günün koşullarında dile getirmek istememesi doğal karşılanmalıdır. Çünkü her şeyin ayan beyan ortaya döküldüğü günümüzde bile kendilerine ‘Kürt Partisi’ yakıştırmasında bulunanların sorunu bu noktada kavramakta veya dile getirmekte gösterdikleri acizlik ve korkaklık göz önüne alındığında, bu ‘eksikliğin’ en azından moral ve vicdani açıdan anlaşılır nedenleri vardır.

Mehmet Şener’in eleştirilecek bir yanı da, O’nun da bir dönem Apo’ya övgü düzmüş olmasıdır. Kürtlerdeki tapınmacılık kültürüne ilaveten, Mehmet Şener’in PKK şefini tanımaması da dikkate alıdığında bu da bir kusur değildir kanımca. Zira Mehmet Şener Bekaa’ya geldikten çok kısa bir süre sonra Öcalan’a tavır almakta gecikmemiştir.

Tüm bunların yanı sıra Mehmet Şener’in kardeşlerinin, ağabeylerinin onun yazdığı ve savunduğu metinleri kalıcılaştırmak isterken, Mehmet Şener’in Öcalan’ı öven yazılarını da bu kitaba almaları objektiflik açısından herkes için büyük bir derstir. Çok cesurane ve örnek alınması gereken bir davranıştır.

Mehmet Şener’i anarken şunu da vurgulamakta yarar görüyorum: Mehmet Şener’in yazdıkları, söyledikleri diğer siyasi çevrelerde de gizli olarak okundu ve konuşuldu. Fakat Mehmet Şener’e yeterince sahip çıkılmadı. Bu da utanılacak bir durum olsa gerek. Dahası İsmail Beşikçi gibi ‘bilim adamlığı’ iddiasındaki bir aydın bile, Mehmet Şener’i ‘itirafçılıkla’ suçlama gibi ahlaki olmayan tutumlar sergiledi.

1991 Kasımında Qamışlı’da Mehmet Şener’e kurşun sıkanlar, onu katledenler, aydınlığa ve tertemiz ideallere kurşun sıktılar, Kürt halkının geleceğini karartmak istediler.

Mehmet Şener’i öldürenler, onunla birlikte düşüncelerinin de öldürülebileceğini sandılar.Şener’i anlamak, ona sahip çıkmak için bu gün geç değildir.Yaşamı önünde saygıyla eğilmek, Malabadi’nin kenarında, Dicle’ye karşı O’nun tertemiz türkülerini haykırmak bile yeterli olabilir.Ki bir gün…aydınlık ideallerin eşiğinden ayrılmamakta israr eden, Kürt yurdundaki kocaman yalnızlıklara rüzgardan yumruklar indiren bu devrimciyi göz yaşları kadar tanıdığı memleketinde halaylarla defnedelim.

Yekiti Gülbaran

Nisan 2000

 

 

 

Yorum ekle