Anasayfa Manevi Yazarlarımız Mehmet ŞENER Şairleri susturulan milletler

Şairleri susturulan milletler

olduKurdistan Aktuel / Bir zamanlar iki şairimiz vardı. Her biri Kürt gençliğinin belleğinde asla silinmeyecek birer şiir yazmışlardı. Bu şairlerimizin biri, manevi olarak öldürüldü. Yazdığı şiire bile sahip çıkamadı. Bekaa vadisinde Öcalan kendisini ayağa kaldırdı.


"Sen artık neden şiir yazamıyorsun?" diye sorunca, Ali Haydar Kaytan: „ Ben önderliğin çözümlemelerini okuyunca, şiir yazmanın gereksizliğini kavradım“ dedi ve kendi elleriyle beynindeki şairi öldürdü. İkinci Şairimiz M.Cahit Şener idi. O yazdı şiirini ve yazdıklarının arkasında dik durdu. Bayrağını arşu alaya kaldırdı, manevi olarak kimse onu öldüremeyecekti, ama cellatlar ile Suriye zebanileri elele vererek onu fiziki olarak yok ettiler. Şairleri susturulan milletlerin kendileri de susar. Manzarayı kendiniz görüyorsunuz! Biz lafı fazla uzatmadan kendilerine kıyılmış şairlerimizin iki şiirini veriyoruz.

 

 

ADINI KOYAMADIM

 

Kaç kez sessizliğin ayıbı içinde

çığlıklarına eşlik etti gözyaşlarım.

Bir cehennem azabı içinde

”bacımsın” dedim.

Yüreğimin zafere giden

tüm orduları yenilmişti.

O dem anadan üryandım.

Bir seni kabul ederdim yenilmeyen

belki de yenilmemiştin

belki de benimkiler gibi

senin de ordularin yenilmişti.

 

 

Ama;

ya o isyankar çığlıklar

kaç kez isyankar çığlıklarına

öyle utangaç

ve bir o kadar aciz

gözyaşlarım eşlik etti.

Görmedin tabi

ve duymadın.

İsyankar olmayan kim duyar

Kim duyar  isyan ateşine su katanı

kim duyar sevda kavgasında

atını geri sürüp kacanı.

O günleri şimdi daha iyi anlıyorum

Daha iyi anlıyorum kavganı.

 

 

Ne kadar oldu bilmiyorum.

Görmediğim günlerden bir daha

Karanliğa gömülmede

Bildiğin kör hücrelerin birinde

Turlardaydım seninle

Sigaram da yok

Zabaniler her şeyi aldı benden.

Bu aralar eksinin altında

Seyrediyor geceler

Berbat soğuk feci üşüyorum

Saçlarını üstüme örtsene

 

Göz yaşlarında boğuluyorum

Ahooo, ne de derin saklamışsın

Sırası mı saklamanın

güneşi gözlerinde

üşüdügümü görmez misin

 

 

Dişarda hafif bir yel var galiba

Bahar çiçekleri burnumda tütüşür

Sevmedim bir türlü baharı

Baharı bırak kış ayları bir başka

Yine yağiyor mu yagmur,

eşliğinde şiddetli rüzgarlar

 

Kimbilir

”Kim bilir“ lere terkettiğimiz turlar

Haberiniz olsun

Hala ”yanlış anlaşılmalar” da

seyreder duygular

 

*          *       *

 

Sana mektup yazamıyorum

Bana acı veriyor

Bilmem nedendir

Düşündükce seni doluyorum

Onları kıskanarak

Oysa; paylaşmam gerek

Doyunca algılamalıyım

 

*          *         *

 

Mona Lisa

Mona Lisa

Sana rahmetler olsun

esirge kavgayı Leonardo

ne ellerinde, ne firçanda

              yok bir kabahat

en güzel tablolar kavganın firçasında dillenir

kavganın fircasında dillenmiş.

 

*         *            *

 

Bacım;

Şimdi nerdesin, nerelerdesin

Bir tel saçınla uzandım sana

Bir tel saçın hatıra bende

 

Kasvetli gecenin çığlığı bacım

Uzat.

Uzat, musalla taşı bileyim dizlerini

 

Saçlarina bir ak tel daha düşür

bir çıglık at güne karşı benim için

alnımda ışısın isyankar öpüsün

benden söyle

baykuşlara selam durmasın bülbüller

söyle seher yeline açılsın göğüsler

 

*          *             *

 

 

 

saclarına aklar düşmüş

havalandırmada turladığımda gördüm

kavga nişanı ak tellere takılmıştı

kaçak bakışlarım

sarıl dedim kendime

bu anandir,

bu bacındır,

              yavuklundur,

                                  yoldaşındır

kavga günlerinde güç versin diye

bir tel saçını gizliden çaldım

bacım seni MAZLUM gibi sevdim

inan

Mazlum gibi hiç kimseyi sevmedim.

 

*         *      *

 

Veronika’yi çağrıştırdı çığlıkların

Geride neyi bırakıp gittiğine bakmadan

Bir toz bulutun arkasından kaybolarak

Koşuştururdu atlarım

Çığlıklarını duydum ağladım

Çığlıklarına doyamadım

Neleri borçluyum çığlıklarına bir bilsen

Bir bilsen şu anda bende kaç çığlığın saklı

Çığlıklarında öfken.

 

*           *                 *

 

Sana birini anlatayım; Veronika’yı.

Veronika tanrı bakışlı

Onsekizinde ya var, ya yok

Belkide yirmisinde bir kalem kaşlı

Veronika partizan yürekli

Eli tüfekli

Veronika Neretva’da vuruldu.

Neretva’da vurulmuştum Veronikay’la

Seyreylerken filmi

O dem, isyan ordularımın atları şaha kalktığı anlardı.

Yaşadığım, yalın kılıçlı kavgaydı.

 

*                 *                    *

 

Oyyy, ben yine ağlıyorum gözlerinle

Nerdesin isyan bacım

Nerdesin şafak gözlüm.

 

Mehmet Cahit ŞENER

 

 

Ben İnsandim


Yoktu hiçbir farkım

Diğer kullarından tanrının

Dokuz ay on gün

Ana rahminde kalan

Doğan, büyüyen, konuşan

Yemek yiyen bir candım

Yirmiyedisindeydim daha

Henüz ömrüne doymamış

Gencecik bir fidandım

iyiye, güzele, yeniye, doğruya dost

Kötüye, çirkine, eskiye, eğriye

düşmandım

Ben insandım!...

Canım aldılar ecelsiz

Pırıl pırıl bir onsekiz mayıs günü

Yoluna başkoyduğum

Vebalim, sevdalım

Toprağına uzandım

Saplandı yağlı kurşunlar delikanlı bedenime

Tepeden tırnağa kandım

Ben insandım

Ben cümle ezilenlerin sadık dostu

Zulme, baskıya, sömürüye düşmandım

Bağımsızlık ve özgürlük kavgasında

En ön saflarındaydım mazlum halkımın

Elde silah kahramanca savaştım

Yokluğuma kadeh tokuşturdu hain takımı

Bilmediler ki ben söylenen türküde

Yakılan ağıtta ve dinmeyen silah seslerinde yaşayandım

Ben insandım

Ben işçilerin, ben köylülerin

Ben bütün ezilenlerin muhteşem kini

Ben sömürgeciliğe, emperyalizme

Ve yerli gericiliğe karşı

Şaha kalkan halkımın gür sesi

Ben baştan başa isyandım

Ne beş meteliğe ırzını

Vermeye hazır bir hain

Ne de yediği insan eti, içtiği kan olmuş bir sultandım

Ben insandım

Ben Karadeniz'de derya dibinde

Balıklara yem edilen onbeş özge candım

Ağrıydım ben, Koçgiriydim

dersimdim, Zilandım

Günyüzü görmemiş bebeydim ben

Süngülerin ucunda sallanandım

Ben insandım

Zulüm ve işkence dert ve kahır unutulur belki de ben unutulmam

Çünkü ben dilden dile dolaşan bir destandım

Dağlardan, barikatlardan

Düşmana kurşun sallayan

Gerillanın göğsündeki nişandım

Ben insandım

Ben pençelerini ve iğrenç dişlerini

Vücuduma geçiren sömürgecinin ağzındaki kandım

Ben toplu imhalar, ben idam, ben sürgün

Ben mecburi iskandım

Elleri ve kolları birbirine bağlı

Kirve, hısım ve akraba

kimileriyle akrandım

Oracıkta benzin döktüler üstüme

Küllerimiz birbirine karıştı

Yüzbinlerle cayır cayır yanandım

Benzerlerimdi katledenler beni

Ama ben insandım

Tarihtim ben

Ezilenlerin, horlananların tarihi...

Geçtim zulüm cenderesinden

kan kızıla boyandım

İmparatorlar, sultanlar, cümle iblisler

Yok etmek istediler beni.

Saldım toprağıma kökümü,

Bugüne dek dayandım

Ben insandım

Uçurdum kellesini Dehak'ın

Demirci Kawaydım ben

Örse çekiç sallayandım

Eksilmedi bir daha hiç

Toprağımda isyan ateşi

kızıl bir meşaleydim ben

Bütün 21 Martlarda

Dağların doruklarında yanandım

Ben insandım

Spartaküsle beraberdim Roma arenalarında

İlk umudu

İlk gerillasıydım cihanın

Efendilerine karşı ayaklanandım

1879'da Paris'te, Rusya'daydım Ekim 1917'de

Çin'de, Kore'de, Küba'da, Vietnam'da

Kızıl bayrağı taşıyandım

Laos'ta, Kamboçya'da, mozambik'te, Angola'da

Kan kusan mitralyözdüm ben!...

Deştim karnının hainin, sömürgecinin

Cepheden, cepheye yankılandım

Yurt sevgisini iğrenç bir maske gibi

Suratlarında taşıyanlar

Canım aldılar ecelsiz

Ben bir Militandım

Savaşsız, sömürüsüz

Bir dünya içindi kavgam

Henüz yirmiyedisindeyken ve gencecik bir fidanken daha,

Bağımsızlığın ve özgürlüğün kutsal özlemi uğruna

Al kanlara boyandım

Ben insandım

Ben bitmeyen kavga

Ber bağımsızlığa susamış ülke

Ben kurtuluşun gübrelenmiş toprağı

Ben KÜRDISTANDIM!...

Ali Haydar Kaytan

Yorum ekle