Apo nun Avukatlığını ilk üstlendim, işbirlikçiliği açığa çıkınca ilk çekildim 2

 medeni-ayhan01Av. Medeni Ayhan / 2 ABDULLAH ÖCALAN NIN AVUKATLIĞINI ÜSTLENMEMİN VE ÇEKİLMEMİN NEDENLERİ

Demokratik Cumhuriyetçilik şeklinde isimlendirilen işbirlikçi çizginin hazırlık aşamasının öncesine gitme ihtimali olmak ile birlikte, Türkiye ye getirildikten sonra kesinleştirildiği kesindir. Türkiye de koalisyon hükümeti(DSP-MHP-ANAP) iktidarda bulunduğundan, Mesut Yılmaz bir süre önce başbakanlığı Bülent Ecevit e devir etmişti.Bülent Ecevit,16 Şubat 1999 tarihinde Abdullah Öcalan nın Türkiye ye getirildiğini basın ve kamuoyuna açıkladı.Devletin çeşitli kurumları ve medya kanalı ile ortam gerdirildiğinden  faşist bir provokasyon havası hakimdi.Bütün televizyon,internet sitesi ve yıldırım baskı yapan gazetelerde küfür hakaret tehditler vardı.Hep bir ağızdan idam çağrısı da yapılmakta idi.

 

Bu koşullar altında Ankara da HADEP tarafından avukatlara bir toplantı çağrısı yapılmıştı.Ankara İl  Teşkilatında 19 Şubat 1999 tarihinde yapılan toplantıya ise, sadece ben gitmiştim.O dönemde yurtsever olduğunu söyleyen otuza yakın avukat Ankara da bulunmasına rağmen,gerdirilmiş ortam yanında, kişisel kaygı ve korkuları nedeniyle olmalıdır ki;Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenmeye gelen olmadı. Bunun üzerine, Türkiye ve Kürdistan daki avukatlardan kendilerini yurtsever olarak tanımlayanların, İstanbul da merkezi bulunan Toplumsal Araştırmalar Hukuk Vakfının(TOHAV ın) üyesi olmaları, Kürt avukat sayısının İstanbul da daha fazla olması, ve İstanbul unda Mudanya ya(İmralı ya) coğrafik olarak daha yakın olması  gibi nedenler ile İstanbul da toplantı yapılarak, bu kenttin üzerinden çalışmaların yürütülmesi uygun görüldü.Bu nedenle İstanbul a  gittim.

Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenmek için,İstanbul da merkezi bulunan TOHAV da  21 Şubat 1999 ve 22 Şubat 1999 tarihlerinde avukatlar olarak toplandık. Yapılan ilk toplantıya sadece 11 avukat katılım sağlayabilmişti.Ankara Barosuna üye avukatlar içinden yine sadece ben vardım.İzmir Barosuna üye olan avukatlar içinden de sadece Av Hatice Korkut gelmişti. Diyarbakır Barosuna üye olan avukatlar içinden ise, sadece Av Mahmut Şakar ve Av Osman Baydemir toplantıya katılmıştı Diğer katılımcı avukatlar ise, sadece İstanbul Barosunun üyeleri durumundaydılar.Diğer Barolardan ise,avukatlığı üstlenmeye gelebilen olmamıştı.İstanbul Barosuna bağlı avukatlarda da avukatlığı üstlenmek için gelenler; Av Ahmet Avşar, Av Mükrime Tepe Av Filiz Köztak,Av Aysel Tuğluk, Av Doğan Erbaş, Av Ümmihan Yaşar, Av Gül Altay gelmişti 22 Şubat 1999 tarihinde İstanbul DGM ye Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenenler yönünden dilekçe fakslayıp vermeden önce Av Eren Keskin,Av Selim Okçuoğlu, Av Ahmet Zeki Okçuoğlu,Av Av İmam Şahin,Av Cihan Erbaş Av Derya Bayır da Abdullah Öcalan nın avukatlığını müdafi olarak üstlendiğinden, sadece 16-17 avukatın adını barındıran dilekçe ile DGM ye başvurduk. Toplantıya bizzat katılan avukatlar içinden ise,ben, Av Ahmet Avşar, Av Mükrime Tepe Av Filiz Köztak,Av Aysel Tuğluk,Av Mahmut Şakar ve Av Osman Baydemir hemen DGM ye başvurarak,

Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlendiğimizi deklere ederek, bir gün sonra da İmralı ya 3-4 avukatın görüşmek üzere gitmesi düşüncesini savunuyorduk.Diğer avukatlar ise, ortamın biraz yumuşamasını bekledikten sonra, avukatlığını üstlendiğimizi deklere edip 3-4 kişinin İmralı ya gitmesinin daha doğru olabileceğini düşünüyordu.Sonuç itibari ile ben, Av Osman Baydemir ve Av Hatice Korkut İmralı ya giderek ilk görüşmeyi sağlayacak kişiler olarak saptandı. Dördüncü kişi olarak da Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenmeye pek istekli olmadığı söylenen, ve evine gidilerek ikna edilmesi halinde katılacak olan Av Ahmet Zeki Okçuoğlu  olacaktı.Çünkü toplantıya gelen avukatlar, genelde mesleklerinin ilk yıllarında olan avukatlardı,daha tecrübeli bir avukatın da bulunmasında yarar görüldü. Sonuç itibari ile 22 Şubat 1999 tarihinde gözaltısı devam eden Abdullah Öcalan nın kardeşleri Hava Keser ve Mehmet Öcalan dan alınmış yetki ile DGM Başsavcılığına başvurarak, 23 Şubat 1999 tarihinde 16-17 avukat adına dört avukatın Abdullah Öcalan ile ilk görüşmeyi yapmak üzere, Mudanya ya gideceğini bildirdik. Bu durumda Ankara Barosundan ben,Diyarbakır Barosundan Osman Baydemir, İzmir Barosundan Hatice Korkut ve İstanbul Barosundan da Ahmet Zeki Okçuoğlu İmralıya gidecek ilk avukat grubu oldu. Ceza Mahkemeleri Usulü Kanunu, gözaltındaki kişi ile en fazla 3 avukatın görüşebileceğini düzenliyordu.Ancak biz ilk görüşme yönünden 4 avukat belirlemiştik.Avukatlar olarak İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi(DGM) Nöbetçi Savcısı Ali Yorulmaz a dilekçe verdik.DGM savcısı kanunda en fazla üç kişinin görüşebileceğini,ancak mevcut durumda sadece 1 avukatın görüşmesine imkan verebileceklerini söyledi. Buna rağmen 4 avukat olarak İmralı daki Abdullah Öcalan ile ilk görüşmeyi yapmak üzere, İstanbul dan Mudanya ya gitme kararımızda bir değişiklik yapmadık.

 

İstanbul DGM nin önünde İmralı ya gidecek 4 avukat olarak bir basın açıklaması yaptık.Basın açıklamasını, Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenen 16 avukatın adını basına deklere ettik.Basın mensupları Av Zeki Okçuoğlu na ideolojisini sormamış olmasına rağmen,liberal olduğunu ve Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlendiğini beyan ediyordu.Ahmet Zeki Okçuoğlu nun bir ideolojisi vardı, ve benim algıladığım kadarı ile TC nin ve Avrupa Birliğinin bireysel haklar konsepti ile dil kültür hakları yerine,o günün koşullarında ABD nin desteğine dayanacak bir özerklik çözümünden yanaydı.Hatice Korkut un ise, bir ideolojik birikimi de, ideolojik çizgisi de görünmüyordu.Duygusal düzeyde de olsa samimi bir yurtsever olduğu için geldiği sonucuna varıyordum.Benim ideolojim ise,geçmişten beri bilindiği gibi vardı,sosyalistim. Kürdistan ulusal sorununda da bugün olduğu gibi; bağımsızlık dışında hiçbir çözümü nihai olarak devrimci görmüyordum.Osman Baydemir ve Mahmut Şakar ın da ideolojik açıdan bir bilgileri,birikimleri ve tercihleri yoktu.Ne söylenebilecekse,ona aykırı söz söylemeyecek yapıdaki kişilerdi.Osman Baydemir, davranışlarını belirlerken,büro ortağı Mahmut Şakar ın gözlerine bakan bir tipti.Banlar;PKK deki Apo sisteminin aradığı tipin söylenecek söze aykırı söz söylemeyecek yapıdaki tip olduğunu bilebilecek durumdaydılar.Bu şekilde davranmaya ihtiyaçları da vardı.Mahmut Şakar, İnsan Hakları Derneğinde yönetici olduktan sonra ,Av Feridun  Çelik, Av Abdullah Akın, Av Cebbar Laygara Mehmet Selim Özalp ve diğer klikdaşlarının perde önündeki klikleşmelerine karşın,güç olmak ve etkili olabilmek için kendi avukat bürosu ile İHD üstünden kliğini oluşturmaya çalışıyordu.Mahmut Şakar ın avukatlık bürosunun ortakları Av  Osman Baydemir,Av Metin Kılavuz,Av Muharrem Erbey,Av Ayla Akat ile daha sonra bunlara katılacak olan bugünkü BDP genel başkanı Av Selhattin Demirtaş yanında, Nazmi Gür,Av Bengi Yıldız,Av Doğan Erbaş,Av Aysel Tuğluk gibi kişilerden oluştu.Bu iki klikteki kişilerin sadece avukatlardan oluştuğu düşünülmemelidir.Ayrıca üçüncü bir klik olarak Ahmet Türk-Sırrı Sakık kliği de hep vardı.Diğer iki klik köylü-feodal ve burjuva tarz ile kültürü karma olarak temsil ederken,Mahmut  Şakar ların kliğinde ise davranış şekilleri itibari ile burjuva tarz daha egemen olduğu gibi,kendisini riske etmeden hareket etme,uluslararası güçlerle diyaloga girme ve risklerden kendisini sıyırarak kilit noktaları alma özellikleri daha belirgindir.Mahmut Şakar kanalı ile Osman Baydemir in belediye başkanı olması ve ABD ye gitmesi, yine Mahmut Şakar  aracılığı ile Nazmi Gür ün BDP nin ABD deki temsilcisi olarak gönderilmiş olması üzerine;Abdullah Öcalan nın huylanmış olduğunu düşünüyorum.Bir televizyon kanılında Osman Baydemir, Abdullah Öcalan nın on yıldır söylediklerini tekrarlamış olmasına rağmen,Apo nun büyük tepki göstererek;”Diyarbakır daki gençler senin ağzını yırtar. Git çocukların düştüğü çukura iki traktör kum doldur. Senin görevin budur” demesi, ve hemen akabinde ise; bir belediye işçisine sorgulandığının,yanına amir olarak bir komiserin konulduğunun savlanması ile her yerde küçük düşürme amaçlı olarak;”Ciguli” türü şeyler söylenmesi ne ile ilgilidir? Elbette bazı Kürt internet sitelerinde algılanıp yansıtıldığı gibi;Osman Baydemir in herhangi bir ideolojik ve örgütsel birikiminin,önder özeliliğinin,iradesinin, Apo dan farklı bir düşünceyi geliştirme yada söyleme gücünün yahut da ağırlığının olabildiğinden kaynaklanmamaktadır. Apo,siyasi mesaj verme tekelinin sadece kendisinde bulunduğunu anlatmak,legal alandaki kişilerin hiçbir temsil niteliğinin bulunmadığını göstermek yanında, bazı merkezlerin bu tür kişileri hazırlayıp güncelleyerek geliştirme ihtimalini düşündüğü için tepki göstermiştir. Oysa Apo nun bu kişileri algılaması da, tepkisi de abartılıdır.

 

Abdullah Öcalan Türkiye ye getirildiğinde, Av Feridun Çelik Diyarbakır belediye başkanıydı ve killiğinde bulunan diğer kişilerin bütünü de değişik şehirlerde belediye başkanı veya il-ilçe teşkilatının yöneticisiydiler.Bu klik ilk mahalli seçimlerde el alırken,sonraki iki mahalli seçimler ile genel seçimlerde ise aday yapılmadılar.Aynı zamanda Av Feridun Çelik üstünden(kendisinin şahsında)teşhir de edildiler.Bu nedenle Av Mahmut Şakar ve killiğindeki kişiler kendi büroları ile İHD yönetimi dışında hiçbir yerde yoktu.Abdullah Öcalan nın Türkiye ye getirilmesinden sonra,Av Feridun Çelik ve killiğindekiler avukat olarak aktör olmayınca,inisiyatifi tümden kaybetme,yani Av Mahmut Şakar killiğine kaptırma gerçekleşti. Ahmet Türk-Sırrı Sakık kliği ise,diğer iki kilitken hangisi başat hale gelirse gelsin, bir ölçüde yolunu bulmuştur.Bu üç klikteki bütün kişilerin avukat olduğunu düşünmemek lazımdır,avukat olmayanlarda bu killiklerde vardır. Bu killiklerdeki bütün kişiler yanında, Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenmiş kişiler içinde aslında PKK ile örgütsel ve hiyerarşik ilişkisi olan kimse yoktu.Fakat Medya nın yarattığı hava nedeni ile sanki Apo nun avukatlığını üstlenenler PKK nin örgütsel ve hiyerarşik yapısına dahilmiş gibi bir intiba oluştu. Bu klikler deki insanların hiç birisi, PKK nin örgütsel ve hiyerarşik yapısına dahil olmamak ile birlikte,aynı zamanda örgüt yönetimindeki killiklerin yasal alandaki bir yansıması olarak düşünülmeleri de yanlış olmaz.Geçmişte Ahmet Türk-Sırrı Sakık kliği, genel kurmaydan bazı yetkililerle görüştükleri gerekçe gösterilerek,bizzat Apo nun beyanatları ile teşhir edilmişti. Daha sonra aklanarak sisteme yeniden alındı. Av Feridun Çelik bir dönem belediye başkanı olduktan sonra,belediye başkanı olan diğer arkadaşları ile birlikte bir daha aday olmasının önünü kapattılar, ve çuvalını doldurduğunu söyleyerek teşhir ettiler.

 

Yani sadece Feridun Çelik değil,kendisinin killiğinde bulunup belediye başkanı veya başka bir konumda bulananların bütününe yakını bir daha aday yapılmaksızın, sistemin kenarına bırakıldılar.Bunlar da bir gün yeniden sisteme alınıp işlerlik kazanmayı beklemektedir. Zaten sistem bir kliği teşhir edip kirliliğine atıf yaparken, diğerini kullanıp aklayıp pullamaya başlamaktadır. Teşhir edilen klik efratlarının ilke veya kişisel gurur adına da olsa,geçmişte dedikodularla teşhir edilmiş ve dıştalanmış olmaları nedeni ile bir tavır aldıkları görülmemiştir.Tam tersine herhangi bir nedenle ve herhangi bir kavşakta affedilip sisteme yeniden alındıklarında,yada bir parmak işareti ile kovuldukları sistemin içerisine davet edildiklerinde,bir anlamda iadeyi itibar kazanıp yeniden toplumda bir nebze de olsa saygınlık elde etmeyi ve bir ölçüde de olsa menfaatlerini gerçekleştirmeyi esas aldıklarından,balıklama atlayabilmektedirler.Bütün klikler bu durumdadır.Üç klikte; her şeye he diyerek, yada he demiş gibi görünerek,bedellerle ortaya çıkmış olanaklardan kişisel ve ailesel olarak yararlanma,birlikte güç odağı olma,şahsını örgütleme ve birbirine karşı olan sürtüşmelerde etkili olmak açısından da bir üsteki odağa sığınma mekanizmalarıdır.Klikler bazen birbiri ile çatışıp etkisizleştirerek,bazen de uzlaşarak etkili olma ve olanaklardan yararlanma mekanizmalarıdır.Bu tür amaçlara dayanan klikleşmeler, sosyo-politik yozlaşma dışında bir şey getirmezler. Bu nedenlerle bu kliklerden hiçbirine dahil olmayı tercih etmediğim gibi,kendim de bir klik oluşturmaya hiç yönelmedim.Kendime yakıştırmadım.Benim için yurtseverlik;kişinin,”ne alabilirim, ne yiyebilirim” sorusunu sormadan,  bir annenin çocuğuna karşılıksız süt verebilmesi gibi, düşünsel inançları doğrultusunda maddi ve manevi fedakarlıklarda bulunması ve ne verebilirim sorusu ile yaklaşmasıdır.

Yorum ekle