Fetullah Gülen AKP'nin Derin Lideri Gibi Konuşuyor.
M.Kobal Aryalı 17/11/2011 Fetullah Gülen AKP'nin Derin Lideri Gibi Konuşuyor. Fetullah, AKP'nin derin lideri değilse, belirleyici bir yaptırım gücüne sahip bir hükümet ortağıdır. Devlet kürtleri birbirine karşı kışkırtma, bölme, öldürme politikasında epey deneyimlidir. Korucu ve hizbul kontralar açığa çıkanlarıdır. Gelinen aşamada cemaatlerin organizeli kürt düşmanı sinsi faaliyetleri daha etkili ve sonuç alıcı bulunmuştur. İsmi din adamlığına çıkmış bu misyoner, Amerika'daki çiftliğinde bir savaş kurmayı gibi, «elli bin kişi'de olsa kuşatın yok edin, altını üstüne getirin» biçiminde TC hükümetine talimat veriyor. Fetullah Gülen, kuran ezberine sahip hizmetçisinin bildiğinden daha fazlasını bilmiyor. Ancak toplanan bütün yardımları zamanla kişisel zimetinde merkezileştirmesi, bireysel çıkarı için herşeyi mübah güren kişiliksizliği, din tüccarlığı ve Ecevit dönemi'de dahil hükümet olanların resmini asan bir devlet çocuğu olarak bütün derinlere sızan, devletin uluslar arası diplomatik referanslarını planlı sistemli bir çalışmayla ele geçiren milyarder bir şirketler tüccarı haline gelmiştir. Dolayısıyla bu zatın Allah'ı; savaşın, katliamın, menfaatin, kötülüğün Allahıdır. Fetullah Gülen, Ehriman'ın avanesi gibi kendilerine benzemeyenlere yaşama hakkının olmadığını söylüyor. Bu nasıl bir din adamıdır; «elli bin kişi'de olsa öldürün» diyor ?
Kürtlerin ulusal haklarına karşı çıkan, direnişçilerin öldürülmesini savunan Fetullah Gülen, bol «demokrasili» amerika'da katliam emrini vermesi suç teşkil etmiyor mu? Nato'nun en modern teknikleriyle Kürdistan'ın her karış toprağını bombalayan Turk işgal ordusu savunulur mu? Bu barbarlıktan kurtulma mücadelesi veren Kürt Milleti ve özgürlük savaşçıların toplu katliam emrini verenlerin Allahı, dini, adaleti olur mu? ABD başkanı Obama bile herhangi bir yere katliam emrini bu rahatlıkta veremiyor.! Peki Fetullah, Amerika'daki çiftliğinde nasıl onbinlerce Kürt direnişçinin katliam fetvasını verebiliyor ? Doğrusu bu güveni neyin karşılığında elde ettiğini şaşkınlık içinde ve tüylerim ürperek izledim.
Sırasıyla Türk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül; «misli ile intikam alınacak» dedi. «Ustalık» döneminde kimyasal'la öldüren, operasyon ve katliamları hiç ağzından düşürmeyen, namı değer kimyasal Recep, Devletbahçeli ile ırkçılık ve kök kurutma rekabetiyle Kürdistan dağlarını, Kazan vadisini napalm ve kimyasal silahlarla bombalatıyor. Onlarca Kürt Gerillası napalm bombaları kullanılarak öldürülüyor. Bülent Arınç ve bütün AKP başları bu vahşeti normal bir saldırıyımış gibi savunuyor ve Kürtleri hedef gösteriyorlar. Kriminel İç işleri bakanı, İdris Naim Şahin; (Bunlar gece silahlı, gündüz küllahlı)açıklamasıyla Kürtleri hedef gösterip bir sokak zuppesi gibi küfür, hakaret ve tehdit savuruyor. Dağlarda zehirli gaz, kimyasal silahlarla katl ediyorlar. Şehir ve ovalarda, Mensur Güzel örneğinde görüldüğü gibi çatışma süsü verilerek infaz etme veya sistemli olarak yakalama, hapsetme seferberliğini başlatmışlar.
Bu imha konsepti Çiller, Güreş, Ağar hükümeti de dahil son otuz yılda defalarca uygulandı. Devleti olmayan Kürd halkını öldürmek, bir kazançsa bunu fazlasıyla yaptınız. Şimdi yeniden aynı politikalarla, Kürtlerin kökünü kazımayı hedeflerseniz, kökünüz hedef olur. Kürtlerin predator ve heronları yok, ama her şeylerini yitirmiş insanlar var.! Bence Türk yöneticileri, her şeylerini kayıp ettirdikleri ve umutlarıyla oynadıkları milyonlarca Kürdü tehdit ve tahrik etmeden önce, sömürgeci ile sömürge'nin ruh halini, dalkavuk prof. ve para sever stratejistlerinden değil, insan sever bir bilenden iyi öğrenmelidirler. Özgürlük insanın en değerli şeyidir. Ne demişti Jean-Paul Sartre; «Bir toplumun ruhunda bir kere özgürlük partlak verdi mi tanrılar artık bu topluma karşı hiçbir şey yapamazlar.» Kürt hareketi, Gecikmelide olsa; işgalcileri doğru tarif ederse, hedefe koyarsa bu iş bitecek.! Türk, Arap,Acem sömürgecilerin kuşatması altında olan Kürtlerin özgürlük tutkusunu, herkes anlayamaz. Faşist kemalist ordunun yönetimini ele geçirene kadar liberal ve Kürtlere dost görülen AKP hükümeti, önceki hükümetlerden farkı kalmamıştır. Özellikle Kürdistan Ulusal Sorununa yaklaşımda, eskimiş kemalist zihniyetin, türk islam sentezin biçimini almaktan başka bir farkı bulunmamaktadır.Türk sömürgeci sistemi, korucu çeteciliği, din tüccarı cemaatlerle geliştirerek dindar, fakir, çaresiz ve cahil kürtleri, özgürlük mücadelesine karşı kullanmaya devam edecektir.
Elde edemedikleri, Kürtleri ise imha etmek, birbirlerine düşman etmek ve düşürmek için her yöntemi zaten kullanıyorlar. Hatırlanacağı özere Kemalistler, Türkan Saylan adı altında kurdukları sömürgeci kurumlarla Kürtleri asimile etme, kısırlaştırma temelinde bir seferberlik ve nufus planlaması yaptıklarını söylüyorlardı. Fetullah ve AKP'nin yargı, polis ve para gücüyle donatığı cemaatler ise, Kuzey Kürdistan'ın şehir, mahale ve köylerinde resmi okulların dışında, özellikle çocuk ve kadınları belli yerlere toplayarak kuran okutup, sömürgeci siyasetlerle eğitmektedirler. Türk işgalci sistemi, Kürdistan ulusal hak talebiyle mücadele edenleri yok etmek için tek merkez halinde çalışıyorlar. Bütün görsel ve yazılı medya onların müsade ettiği kadar görüyor ve yazıyorlar. Genel kurmay, özel timler, türk polis teşkilatı eskisinden daha beter derin bir örgütlenme ile tehlikeli bir organizasyona dönüşmüştür.
AKP hükümeti on yıla yakındır iktidarda bulunuyor ama halen kürt yurtseverlerini öldürerek çözüm arıyorlar. Çünkü hükümet olarak bir çözüm programına sahip değildir. Hiç bir şeyin on yıl önceki gibi olmayacağını en başta yönetenlerin anlamaları gerekmektedir. Çünkü kandırarak, korkutarak, sindirerek, yönetenler eskisi gibi büyük devletlerin işbirliğini olurlarını sınırsız alamayacaklar. Bu çıkarlar mutlaka el değiştirecektir. Türk devleti, Kürtleri ordu, polis ve korucu zulmu ile içerde eziyor. Sığındıkları ülkelerde ise, ihale, ticaret ve paralı çetelerle etkisiz kılmak istiyorlar. Kürt milleti bu sömürgeci kuşatmayı boşa çıkarmak için kenetlenmekten başka şansı kalmamıştır. Dışişlerı bakanı Hilari Clinton, ABD'nin geçmişte diktatör, zalim devletlere verdiği destekten dolayı özür dilediğini belirtiyor, ama TC'nin Kürtlere uyguladığı zulum ve ulusal hak gaspına karşı sesiz kalmaları o açıklamalarını doğrulamıyor.
Tabii Gülen ve cemaatinin, ABD'de neyin karşılığında üs kurduğu, Kürt düşmanlığına karşın beslenip, geliştirildiği ve ABD'nin hangi sorunlarına cevap olduğu'da sesizlik içinde geçiştiriliyor. Uluslararası sözleşmeleri, Cenevre anlaşmasını hiçe sayan Türk devlet yöneticilerin işlediği bu insanlık suçu bir dosya halinde Kürdistan'lı, İsveç Milletvekili Yılmaz Kerimo tarafından İsveç parlamentosuna sunulması ve bu katiller hakkında suç duyurusunda bulunulması önemlidir. Sayın Kerimo'yu, Avrupa ülkelerinde bulunan, Kürt, Süryani, Ermeni ve dost vekillerin takip etmesi gerekir. Diplomasi ve lobi çalışmalarına ağırlık verilmesi Türk hükümetin riyakâr yüzünü açığa çıkarmada etkili olur. Kürt hareketi, gücünü özgünlüğünü keşf ederek demokratik bir siyasetle bütün Kürtlere samimiyetle güven içinde ve ulusal işbirliğini temel alarak sistemli bir çalışmanın içine girerse, kısa bir zamanda diaspora ve küzey kürdistan şehirlerinde milyonlarca kürdün gücünü arkasına alacaktır.
Kürtlere hakaret etmek, korkutmak, haps etmek, öldürmek, Türk Cumhuriyetin kuruluş felsefesi olarak günümüze dek, terk edilmeyen temel siyasetleri oldu. İşlerine geldiği ölçüde Kürtlerin haklarından söz ediyorlar. Şimdi'de elde ettikleri fakir fukaralara, türkçülüğü öğretip, kuran ezberletiyorlar. Denetim altına alamadıklarına amansızca saldırıyorlar. Yaşattıkları soykırım, katliam ve zorbalığa rağmen halen kürtleri riyakârca suçluyorlar. Kürtler daha ne olmasını bekliyor? Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


