“Atatürk Bize Vurun Dedi, Vurduk.”- l

                                                                                                     
cindoruk-tan-dersim-aciklamasiM.Kobal Aryalı  /10 Kasım 2010 Tarihinde, CHP li Onur Öymen, “bu bir savaştir, analar ağlar” biçiminde Dersim katliamını haklar nitelikte görüş belirtmesi, Kemalist Cumhuriyetin sorgulanma Tartışmasını hızlandırmıştı. Başbakan Tayyip Erdoğan, partisinin 23 Kasım 2011 tarihinde, Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada,1936-1939 arasında Dersim'de (1935'ten beri resmi adıyla Tunceli'de) Türk ordusu tarafından uygulanan katliamlar dolayısıyla, devlet adına özür diledi.
Resmi belgelere dayanarak, "havadan, karadan, toplarla, gaz bombalarıyla" kadınlar ve çocuklar dâhil 14 binden fazla kişinin öldürüldüğünü,12 bin dolayında kişinin yurtlarından sürüldüğünü, 2 bin kişinin daha sürülmesi kararı alındığını”elindeki belgeleri göstererek açıkladı.
 
Meclis Başkanlığıda yapan, eski milletvekili Hüsamettin Cindoruk; Radikal  muhabiri Ezgi Başaran'a 29/11/2011 tarihinde verdigi mülakat'ta Dersimin ikinci dönem soykırım başbakanı, Celal Bayar'ın ağzında şunları aktarıyordu:“Ben Bayar'ın son 25 yılında avukatlığı yaptığımdan bu konuda da konuşmuştuk.
Rahmetli Bayar'ın Dersim'le ilgili bana söylediği şudur: "Cumhuriyet Milli Misak-i sınırları içerisinde egemen olmuştu. 1937 öncesi isyanlar bastırılmıştı. Hakkâri dahil,! bütün ülkede Cumhuriyet egemendi, bir tek Tunceli dışında. Tunceli'deki mütegallibe Tunceli'yi Cumhuriyet'in dışında tutuyordu.  Polis, jandarma oraya giremiyor, vergi alamıyordu.  Atatürk sonunda bize vurun dedi, vurduk. Tenkir ve tedip ederek Cumhuriyet topraklarına Tunceli'yi kattık."
Cindoruk aynı mülakatta, Dersim meselesinde, R.Tayyip Erdogan'a gönderme yaparak, CHP kadar DP'nin'de sorumlu olduğunu ve “Hukuken Meclis'in kolektif özrü" gerektiğini belirterek devleti işaret etmişti. Dersim bölgesi'de,1937-8 kapsamında, Koçgiri 1919-21, Seyh Sait 1925, Ağrı 1930, benzeri, Kürt Ulusal hereketlerin bir devamı ve sonuncusu olarak, Kemalist Cumhuriyetin Meclis kararıyla kırılmıştır.
Görüldüğü gibiTürk sömürgecilerin, Kürtleri yönetme siyaseti Hitlerin Yahudilere bakış siyasetidir. Türk işgal ordusunun Komutanları, istediğini istediği yere sürgün ediyor, tutukluyor, öldürüyor. Bu zulme direnen savunmasız insanlar, çaresizlik ve korku içinde, bütün dünya devletlerin gözü önünde, kitlesel katliamlarla imha ediliyorlar. Şimdi 90 yıl sonra Türk cumhuriyetin sömürgeci, işgalcı, jenosit geleneği, Başbakan, Cumhurbaşkanı ve bütün yöneticileri tarafından kabul edilmesi önemlidir. Ancak bütün arşivlerin kamuoyuna açılmaması ve bağımsız araştırmacı komusyonların görvlendirilmemesi jenosit boyutunun açıklanandan daha korkunç olduğunu akla getiriyor.Arşivler Devletin müsade ettiği kadar açılıyorsa. İlerde ağır sonuçlar doğurucaktır.
Genelkurmay’ın 1972 yılında yayınlayıp kısa süre sonra yasakladığı ‘Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar’ isimli kitapta yer alan belgelere göre, Dersim’e yönelik temizlik harekatı, Devlet Başkanı Atatürk ve İsmet İnönü’nün Başbakanlığı döneminde çıkarılan 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile başladı. Bölgeden sürgüne gönderileceklerin sayılarının bile belirlendiği Bakanlar Kurulu kararında şunlar belirtiliyor:  
«Köyleri kamilen (toptan) yıkın. “Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek (toptan yıkmak) ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür. Paraya acımaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lazımdır.” «Ağır zayiat verdirilmelidir.»  
Katliamın ve harekâtın ayrıntılı anlatıldığı Genelkurmay arşivlerinde dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen’in harekat sırasında gösterdiği “üstün başarı“'da övülüyor. Belgelere göre isyancı aşiretlerin liderlerinin toplantısına bin hava harekatı yapıldığı belirtilerek, Bu hava taarruzunda özellikle Sabiha Gökçen'in attığı 50 kiloluk  bombalar Keçizeken köyünden kuzeye doğru kaçan gruplara oldukça “ağır zayiat verdirdiği yapılan gözetlemeden anlaşılıyordu.”
Kürtlere ağır bir haksızlık yapılmıştır. Birinci dünya paylaşım savaşı sonrası devletsizlikle cezalandırılan Kürdistan, dört parçaya bölündü.' İngiliz, Fransız emperyalistlerin ve Sovyetler Birliğin, dört bölge devletlerin (Türkiye, İran, Irak, Süriye) çıkarlarına uygun çekilmeleriyle birlikte sömürgeci şiddet, kitlesel katliam, soykrım politikalarıyla Kürdistan'a hakim oldu. Bu barbarlığa neyin karşılığında vize vererek çekildikleri gizli tutulan, mevcut devletlerin, bütün Kürt isyanların kanlı bastırılmasından'da sesizliklerini korumaları, halen merak konusudur.!
Türklerin Arapların, Acemlerin, inkâr ve kitlesel şiddet politikalarını görmezlikten gelen, AB,ABD devletleri Kürtleri suçlu görme riyakârlığını terk etmiş değiller. Kürtlere yapılan kötülükler ve Kürt statüsüzlüğünden ciddi pay sahibidirler. Kürt direnişçileriyle çatışma halinde olan Türk, Acem, Arapların tarafını tutuyorlar. Türk Cumhuriyetin kirli siciline, operasyon ve kimyasal silah kullanmasına sesiz kalıyorlar. Ermeni, Suryani, Rum, ve Ezidi Kürtler'in beşte dördü, Cumhuriyet kurucuları tarafından yok edilmiş ve göçertilmiştir. Kalan beşte biri de ya susturulmuş yada unutulmuştur.
Kürtlerin sunni ve kızılbaş inancına mensup çoğunluk kesimin yarısı ise kendisinden başka herşeye benzetilmiştir. Kalan yarısı ise her türlü inkâr ve soykırım politikalarına direnerek, ya Federasyon, yada Ayrı devlet olma ikilemiyle çözümünü dayatmıştır. AKP  on yıldan beri iktidardır . AKP'nin hükümet dönemi, gerek bölgesel, gereksede konjöktürel bakımda kendisinden önceki bütün hükümetlerden daha olumlu bir atmosferde ve şanslı bir dönemi yaşamıştır.
Geçmiş parti ve zihniyetlerden farklı olma, Kürt sorununa barışçıl çözüm bulma söylemiyle iktidar olan AKP yönetimi, kolaylaşan sorunların çözümünde ayak diremiştir. Son seçim sonrası daha bir saldırganlaşmıştır. Bütün Kürtlerin kendisine secde etmesini isteyen TC hükümeti, iyi Kürt, Kötü Kürt, tüccar politikasını esas almıştır.
AKP yönetimi, bünyesinde topladığı Kürtleri zaaflarına göre organize ederek birer emir kulu haline getirmiştir. AKP yönetimi, devletleştikçe özellikleKürtlere saldırı dozajını artırmıştır. Sülyman Demirel, Mesut Yılmaz gibi Diyarbakır'da söz vermiştir, Ankara'da terör estirmiştir. R.Tayyip Erdoğan ilk iktidar yıllarında, kürtlere ilişkin belirtiği“olumlu” söylemlerin tümü birer manpulasyon olduğu açığa çıkmıştır.Türban sorununu çözen AKP, Kürt meselesinde uzatmaya oynamıştır.
Türk Cumhuriyeti Kürtleri Kapatma zihniyetiyle yönetmiştir. Sistem Partilerine tecavüzünü legalize etme misyonu vermiştir. Mevcut zihniyet ve uygulamalar dolayısıyla Kürtlerin ulusal, siyasal, kollektif, yasam haklarını gasp etmiştir. AKP Hükümeti ise Kürtlerle ilişkisi, imam nikahı misali kabul ilişkisidir. Her iki haldede, Kürtleri yönetmek esas alınıyor. Toplumsal irade tanınmıyor. Millet ve toplumlar için en ağır ceza kendi kendilerini yönetme haklarını ellerinde almaktır.
Kürtlere bu yaşamı reva görenler, arkalarına bakarlarsa toplu mezarlardan başka bir şey göremeyecekler. Kürt milletin toplumsal hakları halen kabul edilmemiştir. Statüsü toplumsal hukuku tanınmayan Kürt milletin siyasetçileri, aydınları, gruplar halinde tutuklanıyor, direnişçileri imha ediliyor. Geçmiş isyanlarda, hangi nedenlerden dolay öldürüldülerse, bugünde aynı nedenlerle yakalanıyorlar ve bütün bir topluma göz dağı verilerek haps ediliyorlar.  
Türkler, şimdiye kadar sömürgeci cumhuriyetin, Kürt toplumunu inkâr ettiğini ve Kürdistan topraklarını zorla gaspettiğini inkâr ve imha ettiğini bilmiyor havasındaydılar. Ama artık hiç bir gerekçeleri kalmamıştır. Şimdi solcusundan, sağcısına, faşistinden “komunist”'ine herkes biliyor ki; Kürtlere soykırım uygulanmıştır.! Türk Başbakan, cumhurbaşkanı, bütün cumhuriyet yöneticileri bu gerçeği itiraf ediyorlar. Zaten mevcut klasik sömürgeci siyasetin dünyada emsali kalmamıştır. En uzun ömürlüsü Kemalist cumhuriyet olduğu kanlı uzun bir geçmişten sonra kabul ediliyor. Dolayısıyla Kürtlere uygulanan zulumlerden habersiz görünen türklerin bundan sonra soykrımcı yöneticilerine karşı tavırları eskisinden farklı olup olmayacağı bir çok bakımdan önemli olacaktır.

Yorum ekle