Kürtlerin Ulusal Ozanı
Sayın Bayram Ayaz / Kürt ozan Şıvan Perwer, geçtiğimiz günlerde Almanya’da bulunan Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ı kaldığı otelde ziyaret etti. Arınç’la yaptığı görüşmede, “Açılıma” destek vermek amacıyla bir türk sanatçı ile birlikte flarmoni orkestrası eşliğinde, Avrupa’da bir konser verebileceğini ve bu konserin TRT 6 te yayınlanabileceğini söyledi.
Bu görüşmeden sonra, PKK ve ekseninde bulunan çevrelerden Perwer’e karşı yoğun suçlamalar yapıldı. Şıvan’a karşı linçe dönüştürülen kampanya hala devam ediyor.
Şıvan Perwer Kürtlerin ulusal ozanı. Otuz beş yıldır sürgünde yaşıyor. Kürdistan’ın bütün parçalarında sevilen, dinlenen ve yediden yetmişe bütün Kürtlerin ulusal bilincine şarkılarıyla büyük katkıda bulunmuş bir sanatçı. Dünyada yaşayan bütün Kürtleri, görüşleri, inançları ne olursa olsun duyguda birleştiren büyük bir ozan. Daha fazla uzatmadan, kısaca ben bir tanımlama yapacak olursam, Şıvan Perwer Kürt uluslaşmasının ortaya çıkmasında tarihsel bir fenomendir diyebilirim. Kürtler böyle bir ozan’a sahip oldukları için kendilerini şanslı saymalılar. Şıvan’la onur duymalılar. Her şey ve herkes eleştirilebildiği gibi Şıvan da eleştirilebilir ama, öteden beri yapılanlar eleştiri falan değil, hiçleştirme kampanyası. Neyse daha fazla uzatmadan sorularıma gelmek istiyorum.
***
Şıvan Perwer bütün bu saldırıları hak ediyor mu?
Ne Şivan Perwer ne de hedef tahtasına konulan farklı düşüncelere sahip başka şahsiyetler yapılan saldırıları hak ediyor. Eleştiri adı altında kabul edilemez saldırı kampanyaları düzenleniyor. Bu hem çok üzücü, hem de çok tehlikeli bir durum.
Bir konu veya kişi hakkında görüş belirtmek, eleştirmek ile karalamak ve hiçleştirmek tamamen birbirine zıd işlerdir. Bireyi hedef tahtasına koyup hiçleştirme amacını güdmek, onu manevi veya fiziki olarak linç etme, ortadan kaldırma eylemidir. Çok çirkin ve ağır bir insan hakkı ihlalidir. Sistemli linç eylemleri, masum sözde “eleştiri” ile başlar teşhir etmek, aşağılamak, değersizleştirmek, hedef göstermek, işini engellemek, hatta kampanyayı daha ileriye götürerek yaşam hakkını bile tehlikeye düşürmeye kadar vardırılabilir. Maalasef Kürd hareketinde bu insan hakkı ihlali işleniyor. Geçmişte bolca işlendi, şimdi de hala bu densizliğe devam ediliyor. Buna artık izin vermemeliyiz, yeter. Demokratik sivil toplumlarda, sistemli linç hareketlerini bir yana bırakalım, “mobing” denilen sosyal soyutlama tutumları ve “ad karalama” bile birer suçtur. Yapan cezasını bulur. Ne yazık ki, Kürd hareketi bu konularda yeterince itinalı değildir.
Bir Kürt sanatçı Başbakan yardımcısı ile görüşemez mi?
Böyle bir sorunun sorulması bile gereksiz. Neden görüşemesin ki? Tam tersine, eğer hükumetin iki numaralı siyasetçisi bir Kürd sanatçısıyla kamuoyuna açık görüşüyorsa, bu görüşme yapılmalı. Bundan dolayı kimse Şivan Perwer’i suçlamamalı. Bu tür görüşmelerle ne amaçlanıyor, bunun farkında olmak elbet önemli. Devletin ve iktidar partisinin bu görüşmelerden politik amaçları doğrultusunda yararlanmak istedikleri bir sır değil. A. Öcalan’la görüşürken de, başka Kürd çevreleri ve şahsiyetleriyle ilişki ararken de bir amaçları ve programları vardır. Burada eğer devletin politikalarına “alet olmama” gibi bir kaygıdan bahsedilecekse, bu herkes için geçerlidir. Bu kaygıyı geçersiz kılmanın yolu, yurtsever hareketin kendi içinde ortak bir tutum ve söylem birliğini yaratmasıdır. Bunun için yurtsever hareketin, adı ve biçimi nasıl olur buna kendileri karar verir, ama bir ortak mücadele platformu oluşturmaları kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu gerçekleşirse, elbet o zaman Şivan Perwer de başkaları da, bu ulusal merkezle uyumlu, genel ulusal demokratik politikayı güçlendirecek adımlar atmalıdır.
Görüşürse hain mi olur?
Böyle laflar artık insanı acıklı acıklı güldürüyor! Keşke bu konularda şu “hain edebiyatı” lafazanlığı artık Kürdlerin siyasi dilinden uzaklaşsa... Ben bunu siyasal olarak olgunlaşmamak, kendine güvenmemek biçiminde değerlendiriyorum, bende böyle bir izlenim uyandırıyor, benim algım bu yönde. Bu suçlamayı Şivan Perwer’e ve diğer insanlara yöneltenlerin, kuzeyde en güçlü hareket olan PKK’nin lideri A. Öcalan’ın o meşhur “Fırsat verilirse, devlete hizmet ederim” laflarını nasıl değerlendirdiklerini, nasıl adlandırdıklarını, doğrusu çok merak ediyorum! Şunu söyleyelim, ne Şivan Perwer bu görüşmeyi yaptı diye hain oldu, ne de TRT6’te Kürdçe diline hizmet verenler “hain”dirler. Benim anlayışıma göre, siyaseten yanlış yapma ve halkının davasına karşı suç işleme durumları söz konusu olabilir. Bu konularda mümkünse artık ajitatif ahlaki terimleri kullanmaktan vazgeçip, bunun yerine hukuki tanım ve terimlere başvurmalıyız. Bizce en ağır suç, insan yaşamına dokunmak ve Kürd kanı dökmektir. Birileri bunu yapmışsa, ya da birileri bir başkasını bu suçu işlemeye azmettirmişse, işte en ağır suç budur.
Şıvan’a yapılan bu suçlamaların nedeni Şıvan’ın “ihaneti” değilse, sizce bu saldırılar neden yapılıyor?
Kürd hareketinde dikkatle irdelenmesi gereken ciddi bir demokrasiyi kavramama ve totaliterlik sorunu var. Özellikle PKK ve periferisindeki örgütlerde “lider örgütü” olmaktan kaynaklanan bir hayli demokrasi dışı tutum, tavır ve uygulamalar söz konusu. Şivan’a yapılan saldırılar bu anlayışın ürünü. Şivan Perwer toplumu etkileyen tanınmış bir sanatçı olduğu için totaliterizmin tipik özellikleri olan “kontrol etme ve biat” hastalığının daha çok hedefi oluyor. Gerek PKK ve periferisi gerek bizler bu yanımızla çok uğraşmalıyız.
Daha önceki yıllarda da Şıvan’a çeşitli saldırılar yapıldı. Konserleri basıldı, sazı elinden alınıp kırıldı, sahneden çıkmak zorunda bırakıldı. Şıvan’ın konserini basanlar “ Bıji Serok Apo, kahrolsun ihanet” diye sloganlar attılar. Bu olaylar, Şıvan’a karşı geçmişten bu yana, böyle bir saldırı kampanyasının var olduğunu gösteriyor. Geçmişte olan biten bu olaylar, Şıvan’a bugün yapılan saldırıların Arınç’la görüşmesiyle pek fazla alakasının olmadığını gösteriyor. O zaman PKK ve ekseninde bulunanların her fırsatta açığa vurdukları Şıvan nefretinin arka planında sizce ne olabilir?
Şivan’a duyulan öfke ve nefretin en önemli nedeni, Şivan’ın bir türlü PKK’nin tam kontolüne girmemesidir. Zikzaklı bir ilişkileri olmuş. Bazen PKK’ye yaklaşmış ama genellikle uzak durmuş. Bundan dolayı Ona çok kızıyorlar. 1999 Yılında Roma’da rahmetli Mahmut Baksi’yle birlikte PKK lideriyle görüştükten sonra PKK’lılarda olumlu bir beklenti oluşmuş, ama sonra Şivan bu beklentiyi yerine getirmemiş. PKK’nin bu tavrı en iyi Mizgin Delîla adlı kişinin yazısında dile getiriliyor, şöyle: „…Roma’da PKK Önderliği’ni ziyaret etmesi, halkın bu (80’li yıllardaki –bn-) olumsuzluğu unutmasını sağlamıştır. Şıvan’ın bu son yaklaşımları kendisine karşı güvensizliği arttıracaktır. Zaten daha şimdiden halkın tepkisi ortaya çıkmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi, belki bu hatasından döner diye herhangi bir tutum takınmamıştır. Eğer tepkiler daha fazla artmıyorsa nedeni budur.“ (bkz. www. lekolin.org)
Yine Şivan Perwer’in yaklaşık iki yıldır Türkiye’ye ve Kuzey Kürdistan’a gitme ve oralarda büyük halk konserleri düzenleme çabalarının olduğu da biliniyor. PKK/BDP çevreleri bu halk konserlerinin tamamen kendi kontrollerinde yapılmasını dayatmış. Şivan ise desteklerini sağlamaya çalışmış, ama tek yanlı parti konserleri olmasını da istememiş. (Bkz. Rûdaw çapa Ewrûpa, 17.02.2011, Hejmar 83) Bu da PKK/BDP çevresinin elbet pek hoşuna giden bir duruş değil. Burada da kendisini dışa vuran hata, tekçilik ve biat dayatmasıdır.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’la Köln’de yapılan görüşme ise, bir yerde şu an süren kampanyanın tetikleyicisi oldu. Tabi bu görüşmenin 2011 Haziran seçimleriyle yakından ilgisi var. Kanımızca İktidar Partisi Şivan’ı seçimlerden önce Türkiye’ye götürerek bundan oy tahvili için yararlanmak istiyor. Ancak iki yıldır dikkatli biçimde ilişki arayışında olan Şivan Perwer’in sağlamaya çalıştığı denge tutturma tutumunu terk edeceği inancında değilim.
PKK’nin “Tekçi” yaklaşımının ve “Biat” kültürünün, “bağımsız duran” ve “kendisi olan” sanatçılara karşı kullandığı bir yöntem olduğunu düşünür müsünüz?
Siyaset ve örgütçülük tarzında tekçilik ve biat hastalığı büyük bir sorun. Kürd yurtsever hareketinin iç ilişkilerinde doğru dürüst demokratikleşememesinin en başta gelen nedeni bu hastalıktır. Bu sakat baskı ve yıldırma yöntemleri, sadece sanatçılara karşı kullanılanılmıyor, Kürd yurtsever hareketini genel olarak adeta felce uğratmış. Hepimizin, herkesin sözünü ettiği kuzeyde ulusal demokratik geniş bir iş ve güçbirliğinin oluşamamasının ana nedeni tekçilik, biat, aynılaştırma sakat anlayışıdır.
Şıvan’ı linç kampanyasına kalemleri ile katılan kimi yazar, çizerlerin durumunu değerlendirir misiniz?
Tek kelimeyle çok üzücü bir durum.
Bunlar gerçekten, Şıvan’ın Kürtlere ihanet ettiğini düşündükleri için mi, yoksa başka nedenlerden mi Şıvan hakkında kalem kırıyorlar?
Bu konuda “Kalem oynatan ve kalem kıranların“ hepsini aynı kefeye koymamak gerekir. Ortalığı kızıştıran, böyle yaparak PKK çevresinden daha çok „aferim“ alacakları hesaplarını yapan „baltacının hınkçılarını“ ayırıyorum. Bunlar kötü bir rol oynuyorlar. Fakat bazıları var ki gerçekten yazdıkları gibi öyle inanıyorlar. PKK’nin sürdürdüğü mücadelenin kazanımlarının korunması gerektiğini düşünüyorlar, ama bunlar ne yazık ki Kürdün Kürdle ilişkisinde demokrasiyi unutuyorlar. Bu tutumlarıyla tekçi ve biatçı hastalıkların sürgit devam etmesine alet oluyorlar. Bu tutumun Kürd yurtsever hareketine bir yararı yok. Hatta orta ve uzun vadede zarar veren bir tutumdur.
Sizce Şıvan’a yapılan saldırılara karşı olanlar, onu yeterince sahiplendi mi?
Genel olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Bence olaya bir bütün olarak el atmak gerekir. Şivan Perwer önemli bir değerimizdir. PKK/BDP de Kuzey Kürd hareketinin en büyük gücüdür. Kavgayla boşa kaybedecek vaktimiz yok. Kalemlerini oynatanlar ortalığı kızıştıracağına, tersi bir rol oynamalıdırlar.
Olaya bu anlayışla ikili perspektifle bakıyorum. Şivan Perwer değerli bir ozanımızdır. Teşhir yöntemiyle uluslararası düzeyde tanınmış bir sanatçımızın kişiliğini ve sanatını linç etmeye yönelik tehditkar saldırgan tavırlar son derece yanlış ve zararlıdır. Bu tür tavırların sahibine de yararı yok, aksine zarar verir. Diğer yandan kuzey hareketinin en büyük parçası PKK/BDP’ye yönelik Kürdler arası ilişkilerin iyileştirilmesi ve özellikle kendi aramızda demokrasinin güçlendirilmesi için dostça eleştiri ve uyarılarımızı açıkça ve ısrarla yöneltmeye devam edeceğiz. Öte yandan bugüne kadar sürdürülen mücadelelerle ve verilen ağır bedellerle elde edilen kazanımlarımızı kararlılıkla korumak zorundayız. Bu bakımdan gerekli hassasiyetleri göstermek gerektiği inancındayım.
Yine PKK/BDP çevresindeki yurtsever gücün ve potansiyelin; özellikle yerel yönetimlerde ve sivil toplum örgütlenmesinde ulaşılan düzeyin göz nuru gibi korunması gerektiği konusunda ısrarlı bir görüşe sahibim. Örneğin Kürdçe dilini yaşamın her kademesinde kullanma ve eğitim-öğretim dili haline getirme konusunda sürdürülen kampanyayı her Kürd yurtseverinin ve demokrat insanın tüm gücüyle desteklemesi gerektiği inancındayım. Yerel yönetimlerde daha çok güçlenerek, kendi kimliğimizle kendi kendimizi yönetme hakkını elde etme konusunda birlikte kararlı adımlar atmalı yeni mevziler elde etmeliyiz. Bütün bunlar için Kürd yurtsever güçlerinin birbiriyle barışık olması zorunlu. Kürdler arası gerginlik ve kavga bize kaybettirir.
Önümüzde genel seçimler var, yeni anayasa yapma sorunu var, Kürdlerin meşru taleplerinin hayata geçirilmesi veya engellenmesi süreci duruyor önümüzde. Kürd yurtsever güçleri hızla biraraya gelip bu konularda ortak politikalar oluşturmalı, harekete geçmeli Kürdler. Özellikle de Kuzey Afrika’da ve Ortadoğu’da yükselen demokrasi hareketleri dalgasının yarattığı bu politik ve toplumsal ivmeden yararlanmayı bilmeliyiz. Kendimizi buna hızla hazırlamalıyız. Bu konuda en büyük görev de özellikle BDP’ye düşüyor. BDP Türkiye için İtalya’nın „Zeytin Dalı“ ittifakından söz edip duruyordu. Bir zeytin dalını kendi ozanına uzatsın, bir diğerini de kuzeyli Kürd yurtsever güçlerine uzatsın ve ittifakını oluştursun. Buyrun, başarının yolu budur. Önce Kürdle barış, Kürdle işbirliği yap, ve hemen ardından anti-kemalist, demokratik, liberal güçlerle en geniş bir yelpazede gerçek bir demokrasi için iş ve eylembirligini kur, başarmanın yolunu açmaya önayak ol.
Sorularımızı yanıtladığınız için şahsım ve Kürdistan Aktüel adına teşekkür ediyorum.
Görüşlerimizi okuyucuya ulaştırma olanağı sağladığınız için asıl ben teşekkür ediyorum.
16.02.2011
Murat Dağdelen


