Çözümsüzlük Devlet ve Öcalan İlişkisinden Kaynaklanmaktadır

pkk1Murat Dağdelen/PKK‘nin eylemsizlik kararının geri çekilmesi ile ilgili yazdığım “Eylemsizlik sona erdi” isimli makalemde , AKP’nin, PKK’nin eylemsizlik kararını bitirmesinde ki etkilerini sorgulamaya çalıştım.

Yazımın ikinci bölümünde PKK’nin eylemsizliğe son verme kararının Kürt/Kürdistan sorunun çözümüne nasıl bir etkisinin olacağını tartışmak istemiştim.

Bu arada Öcalan’ın avukatları İmralı’ya gittiler. Öcalan “Eylemsizliğin Newroz’a kadar sürdürüleceğini  hatta seçimlere sarkabileceğini” söyledi.

Böylelikle her zaman olageldiği üzere, Öcalan PKK’nin aldığı bu kararı boşa çıkardı.

Bu olay bize, o cephede siyaset yapan hiç kimsenin, Öcalan’sız herhangi bir karar almasının ve uygulamasının mümkün olmadığını, bir kez daha göstermiştir.

Bazı insanlar, yıllardır bu gerçeği yazıp anlatmak istediğimiz için, bize kızıyor ve her şeyi Öcalan ile açıklamaya çalışmamızın doğru olmadığını söylüyor.

Doğrusu bende şahsen, Öcalan’ı yazmaktan hiçbir zevk almıyorum. Fakat Öcalan gerçeği anlaşılmadan, hiçbir şeyin anlaşılamayacağını bildiğimden, yazıyorum.

Kürt siyasetinin,Öcalan’ın vesayetinden kurtulmadığı ve iradesini işgalden kurtarmadığı sürece, devlete karşı kurumsallaşmış Kürt muhalefeti örgütlemeleri mümkün olmadığı gibi, ulusal çıkarlar temelinde birlik olmaları, güç olmaları ve özgürleşmeleri olanaklı değildir.

İşte bu son olay, umarım Öcalan’ın vesayeti altına girmeyi yurtseverlik sanan, pek hevesli kardeşlerimize iyi bir ayna tutmuştur.

AKP’nin soruna çözüm bulunması için, herhangi bir kurumsal çaba içinde olmamasını, geniş olmasa da tartıştık. Bir şey eklemek istiyorum, esas olarak gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husus, çözümsüzlüğün devam etmesi konusunda, bir bütün olarak devleti sorumlu tutmak ve eleştirileri AKP ile  birlikte devlete yönlendirmemizin gerektiğidir.

Kürt sorununun çözümsüzlük adresi olarak sadece AKP ‘nin hedef gösterilip, devletin diğer kurumlarının eleştirilmemesi, örneğin ordu konusunda tek bir eleştirinin yapılmaması manidardır. AKP son dokuz yıldan sorumlu tutulabilir ama, unutmamak gerekir ki, Kürt sorunu AKP ile başlamamıştır.

Tekrar PKK’ye dönersek, PKK’nin eylemsizlik kararını devam ettirmesi ve çözüm için silahları devre dışı bırakması en akılcı yoldur.

Silahlı yöntem, bugün ki uluslarası konjüktürde uluslarası toplum tarafından kabul görmemekte red edilmektedir.

Silahların kullanılması, her iki toplumu çözümsüzlüğe sürüklemekte, diyalog olanaklarını ortadan kaldırmakta ve kilitlemektedir.

Toplumda  demokratik insiyatiflerin ortaya çıkmasını ve sorumluluk üstlenmelerini engellemektedir.

Bireyler ideolojik ön kabullerle körleşmekte, sağırlaşmaktadır.

Mevcut gerici statükonun devam etmesine katkı sunmaktadır.

Her iki tarafta da, mevcut iktidar yapısı sorgulanamamaktadır.

Eleştiri özgürlüğü ortadan kalkmakta ve demokratik seçenekler yaşam alanı bulamamaktadır. Muhalefet etmek, hainlikle eş değer olarak görülmekte, muhalefet edenler bir biçimde ortadan kaldırılmakta ve etkisizleştirilmektedir.

PKK'nin silahlı mücedele yürütmesi için ileri sürdüğü talepler, Kürtlerin kendi geleceklerini özgürce belirleme hakkını içermemektedir. Kürtler için yönetsel haklar talep etmemektedir. Ulusal sorunların çözümünde kullanılan siyasal çözüm yöntemlerinden uzak durmaktadır. Öcalan’ın Kürtler için istediği hiçbir siyasi statü yoktur. Kürtleri statüsüzlüğe mahkum etmektedir.

Öcalan’ın Kürtler için istediği nedir? Bağımsız Kürdistan mı? Federasyon mu? Özerklik mi? Nedir?

Demokratik özerklik nedir ne istemektedir? Bilen var mı? Bu söylemin içeriğinde Kürtler için siyasal, toplumsal, kültürel ve yönetsel bir talep mevcutmudur?

Neden “Özerk Kürdistan” değil de  “Demokratik Özerklik” demokratik olmayan bir özerklik mi var?

Demokratik ulus ne demektir, bu söylemle ne anlatılmaktadır, bilen varmı yada mantıklı bir izah yapabilecek biri çıkar mı? Ulusun demokratiği yada anti demokratiği olur mu?

Demokratik cumhuriyet talebi içinde, Kürtlere herhangi bir yasal statü var mı?

Bütün bu laf kalabalığı arasında kafası çorbaya dönderilerek ne yaptığını, ne istediğini bilemez hale getirilmiş ve pusulası şaşırtılmış Kürtleri silahlı bir seçeneğe mahkum etmek doğrumudur?

Devlet istemiyorsun, federasyon istemiyorsun, özerklik istemiyorsun öyleyse savaşı ne için istiyorsun?

Kürtlere gerekli olan silahlı savaşım değil, onlara uluslarası toplum tarafından da kabul görebilecek ve sempatiyle bakılan yeni bir mücadele yöntemi lazımdır.

Bunun ne ve nasıl olması gerektiğini kısa bir süre önce gördük. Mısır’da, Tunus’ta ve diğer yerlerde olanlar bizim çoktandır kilitlenmiş aklımızı açacak anahtarlardır.

Siyasal bir proğrama ve meşru taleplere sahip sivil, barışçıl, demokratik  ve sürekli bir mücadele biçimi, Kürt sorununun çözüm olanaklarını ortaya çıkaracak yegane yoldur.

Bu yol, bütün Kürtleri birleştirebilir, kendi gelecekleri hakkında iradelerini özgürce kullanmalarına sebep olabilir.

Kürtlerin kollektif aklını karartan vesayetten kurtulmalarını sağlayabilir

Düşünün! Bütün Kürdistan sehirlerinde milyonlarca sivilin “Biz Kürdüz haklarımız istiyoruz” diyen sesini kim boğabilir.

Yazımı bitiriyorum ve son bir ek daha yapmak istiyorum.

Kürt/ Kürdistan sorunun çözümsüzlüğü Devlet ve Öcalan ilişkisinden  kaynaklanmaktadır. Kürtler bu iki seçeneğin dışında üçüncü bir yol yaratamadıkları sürece, daha çok  “Ateş et” “Ateş Kes” süreçleri yaşayacaktır.

07 Mart 2011/Almanya

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

Yorum ekle