Meclisi Yıkmak…..

secimler1Murat Dağdelen/ Türkiye’de genel seçimlerin yapılmasına, üç aydan daha kısa bir zaman kaldı.

Tartışmalar henüz çok kapsamlı yapılmasa da, seçim tarihi yaklaştıkça daha fazlalaşacaktır.

Seçimler, kafamı hep karıştıran bir sorun olmuştur.

 

Sorunu Meclise girme eksenli tartışsan olmuyor, tartışmasan olmuyor.

Biz, sorunların çözümünü, Ankara’da ki mecliste aramayanların geleneğinden geliyoruz. Orası, bizim için hiçbir zaman öncelikli  bir yer olmadı.

Meclis, seçimler meselesi geçmişte, tartışmalarımızın gündeminde en aşağı sıralarda bile kendisine yer bulmuş bir konu değildir.

Meclise girmeyi savunanları, yıllarca küçümseyip bizden saymadık.

Biz orayı, iradesi bulunmayan, ensesi kalın, göbeği şiş adamların haysiyetlerini bir avuç çıkar karşısında pazara çıkardıkları yer olarak düşündük.

Tercihimiz, meclise girip o adamların arasına karışmak değil, orayı onların başlarına yıkacak devrimi gerçekleştirmek olmuştu.

Gerçekten de, devrimci olmamızdan kaynaklanan ön kabulümüzü dışarda bıraksak bile, meclisi yıkma istemimizi haklı kılacak bir çok nedenimiz vardı geçmişte.

Bu meclis’te kimse özgür düşünemez, konuşamazdı.

Halkın iradesinin temsil edildiği yer olarak adlandırılan meclis, değil iradenin temsili tam tersine, halkın iradesinin yok edilmesi için gerekli olan yasaların çıkarıldığı yerdi.

Yıllarca mecliste bulunmuş  partilerin milletvekili yapılan adamları, Türk resmi ideolojisinin torna tezgahlarında biçimlendirilmiş olanlar arasında seçilirdi.

Bunların görevi el kaldırıp el indirmek, Türk resmi ideolojisinin onlara sunduğu resmi tezleri konuşmak ve savunmakla sınırlıydı. Kimse bunun dışına çıkmaz, çıkamazdı.

Hasbelkader bir dönem meclise girebilmeyi başarmış TİP (Türkiye işçi partisi) milletvekillerinin özellikle de Çetin Altan’ın başına gelenleri yazmaya kalksan bir kitap olur. Mecliste bulundukları sürece konuşamadılar, sövüldüler, dövüldüler, dışarı atıldılar, tutuklandılar, hapse koyuldular.

Türk meclisine her dönemde, Kürt asıllı olanlar da seçildiler. Bunların ezici çoğunluğu Kürt ağalarından, şeyhlerinden seçilirdi. Kürdistan’da Türk devletinin ileri karakolları olan bu adamlar, (Birkaç istisna isim dışında) yıllarca orada bulunmayı, o koltuklarda böbürlenerek oturmayı ve devlete hizmet etmeyi onur saydılar.

Bu şahıslar mecliste yıllarca, bırakın Kürtlerin sorunlarına ilişkin birkaç doğru söz söylemeyi, milletvekili olmanın yarattığı imtiyazları korumak ve kaybetmemek için ceberrut devletin en iyi hizmetçisi oldu ve türk resmi tezlerini en değme türk’ten daha iyi savundular.   

Türk meclisinin hali pür melali buydu. Böyle bir meclise girmeyi, orada bulunmayı onursuzluk saydık ve oraya girmeyi proğramına alan çevreleri de ayıpladık.

Kürtlerin, Kürt olarak  (Kürt asıllı olarak demiyorum) Meclise girdiği yıl 1991 seçimleridir. O zaman Meclis aynı meclis’ti ama, Kürtler için koşullar değişmişti.

Kürtlerin bir partisi vardı.

Bu parti Kürtlerin ulusal haklarını dillendiriyor, savunuyordu.

Kendimde yöneticisi olduğum HEP (Halkın Emek Partisi)  Kürtleri legal alanda temsil etti..

Kürt ulusal mücadelesinin değerleri üzerinde yükselen ve bu değerleri savunmak pahasına yüzlerce yönetici ve üyesi öldürülmüş, binlerce üyesi işkence görmüş, hapislere doldurulmuş bu partinin, 91 yılında seçimlere katılması ve meclise milletvekili göndermesi doğru bir tavırdı.

Çünkü Kürtler, artık eski Kürtler değildi. Kürt temsilciler meclise, türk devletine hizmet için değil, horlanan, dışlanan, vurulan, sövülen, ülkesi ve hakları elinden alınmış, zulüm girdabında boğulmak istenen bir halkın haklarını savunmak üzere gideceklerdi.

Bu nedenle, geçmişte meclis için düşündüklerimiz değişmemiş olsa da, meclisi kavgamızın yeni bir cephesi olarak görüyorduk.

Orada Kürtlerle ilgili tabuları kıracak, haklarımızı savunacak ve bize karşı işlenen suçların hesabını sormaya çalışacaktık.

Nitekim 91 seçimleri, hem Kürtler, hem de Türk devleti için, tarihsel dönüm noktası oldu.

Dikkat edilir ve iyi irdelenirse o tarihten sonra, meclis bir daha eskisi gibi olmadı tabular kırılmaya ve giderek yıkılmaya başladı.

O meclisin çıkardığı yasalarla yasaklanan, yok sayılan  Kürtçe, meclis kürsüsünde konuşuldu, Kürt halkından direk isim verilerek bahsedildi, “Kürtler bir halktır, bu halkın hakları vardır ve iade edilmelidir”dendi.

Bunlar o günki koşullarda bir devrimdi.

Türk yöneticileri bütün bunların olabileceğine, bir milletvekilinin meclis kürsüsünde Kürtçe konuşabileceğine, Kürtlerden ve haklarından bahsedilebileceğini rüyasında görse inanmazdı.

Kürtleri de böyle bir şeyin olabileceğine inandıramazdınız. Ama bunlar oldu. (Bu arada yeri gelmişken, o dönemde büyük acılara katlanmış ve büyük fedekarlıklarda bulunmuş değerli dostlarımı, arkadaşlarımı, bu kahramanlar kuşağını sevgi ve saygıyla anıyorum.)    

Türk devleti, kuşkusuz bu yapılanlara karşı boş durmadı. Korkunç bir terör uyguladı. Türk meclisinde Kürtleri savunan milletvekillerini öldürdüler, yaraladılar, hapislere atıp yıllarca yatırdılar ve sürgüne gitmelerine sebep oldular. Ama bütün bunlara rağmen hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Türk devleti ne yaptıysa Kürtleri susturamadı ve kabul etmek zorunda kaldı.

O zaman Kürt milletvekillerinin tamamında olmazsa bile, çoğunluğunda, Kürtlerin ulusal çıkarlarını esas alan bir eksende siyaset yapma esastı.

Legal siyesetin iradesi henüz tamamıyla işgal edilmemişti. Mutlak bir müdahele yoktu. Eğilimleri dikkate alan, az da olsa kendi özgünlüğünü koruyan ve gerektiğinde itiraz eden bir yapılanma söz konusuydu. Bu nedenle insanlar yanlışları görüyor, dışarıdan gelen müdahaleri fazlaca kabul etmiyor, hoş karşılamıyordu.

Şimdi böyle mi?

Vereceğim cevap ne yazık ki hayır olacak.

İrade falan hak getire.

Eskiden bir yerleri temsilen birkaç siyasi komiser bulunurdu, şimdi bunların alayı siyasi komiser olmuş.

Her şeyi görüyorlar, yanlışların ne olduğunu ve kimden kaynaklandığını çok iyi biliyorlar ama yinede susuyorlar.

Kürtlerin bir çıkmaz içine sokulduğunu ve ilel ebed burada tutulmak istendiğini görüyor ama anlatmıyorlar.

Basiretleri bağlanmış, kör sağır ve dilsiz hale getirilmişler.

Güneş’ten, ay’dan, yıldızların varlığından ne kadar eminsem, bunların gerçeği bildiklerinden o kadar eminim ama, ortaya bir irade koyacak cesaretleri yok.

Ne diyeyim, belki bir gün gerekli olan cesareti gösterebilir, talihsiz gidişata dur diyebilirler. Umut etmekten başka bir çare görünmüyor.

Neyse!

Kürtlerin bir güç olmaları, hiçbir şey olmamalarından daha iyidir.

Yine bir seçim vaktidir.

Bir şeyler söylemeliyiz.

Ey halkım!

Benim naçizane düşüncem şudur:

Ben olsam!

CHP’ye, MHP’ye oy vermem. Çünkü bunları tanıyorsunuz anlatmaya gerek yok.

Belki alevi inancından bazı kardeşlerim, CHP’ye oy vermeyi düşünebilir ama sakın ha!!  Sakın yanılmayın, islamcılardan endişelendiğiniz için bu yola girmeyin. Unutmayın ki sizi ezen, yok sayan ve inançlarınızı yaşamanızı engelleyen devleti kuran parti CHP’ dir. CHP’nin kurduğu tekçi devlet anlayışı, 80 yıldır iktidardadır. Başkanı alevidir diye, bu partiyi tercih etmek çağdaş bir yaklaşım olmaz. Bunların dilleri “Ali” söyler ama kalpleri “Muaviye” ile birliktedir lütfen unutmayın.

AKP’ye oy vermem çünkü, Kürt sorununun çözümünün önünü açabilecek herhangi bir proje ortaya koymuş değil. Sorunun niteliğini kavramaktan uzaktır. Esas üzerinde resmi devlet gibi düşünmektedir. Geçmiş hükümetlerle kıyaslandığında iyi bir takım işler yapıyor ama yeterli değil.

Ben oyumu, Kürt partilerinin oluşturabileceği Ulusal Birlik Blok’una vermek isterim. Kürt partileri, yapılanmaları, sivil toplum örgütleri ve şahsiyetleri bir araya gelmeli Kürt istemleri etrafında seçim ittifakı yapmalı ve birlikte davranmalıdır. Böyle bir blok hareketi Kürt ulusal istemlerinin Meclise taşınması için önemli bir rol oynayabilir.

Eğer bu mümkün değilse:

Partiler arasında, seçime parti olarak katılacağı anlaşılan ve Kürtler için ileri bir çözüm olarak federasyonu savunan HAK-PAR’a

Bağımsız adaylardan, Kürtlerin ulusal istemlerini savunabileceğine inandığım, dürüst  kişilere oyumu vermeyi düşünürüm.

Son iki söz…..

Birinci söz: Kürtler tarihin dönüştüren gücü olabilirler, bu şu anlama gelir, Türk meclisini geçmişte şiddet temelinde yıkmak istiyorduk. Şimdi meclisi şiddete gerek kalmadan değişmek zorunda bırakabiliriz. Bunu yapabilmek için Kürtlerin gücünü anlaması ve onu bu değişimi yapmaktan alıkoyan zincirlerini kırmasıyla mümkün olur.

İkinci söz: Bağımsız adaylara oy verirken “Mısak-ı Milliyi değiştirmeyi  tartışmayı bırakın, düşünmek bile ihanettir” diyenler ile, Kemalizmi en değme kemalist’ten daha iyi savunanlara da iyi bir ders vermek gerektiğini unutmamanız dileğiyle iyi seçimler.

30 Mart 2011 Almanya

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

Yorum ekle