Erdoğan Yolcumu?
Murat Dagdelen/ Güncel siyasal gelişmeleri izlerken, AKP bağlamında gördüğümüz çarpıcı değişiklik, Başbakan Erdoğan’ın Kürt sorunu ilgili söylemlerinin eskiye oranla çok değişmiş olmasıdır.
Başlangıç ve orta dönemde, Kürt sorunun çözümüne bakış açısı ve yapmak istedikleri ile olumlu bir noktada duran Erdoğan, son dönemlerdeki söyledikleri ve yaptıklarıyla şaşırtan bir performans gösteriyor.Şaşırmak fiilini, misyonu ile ilgili bu kadar belirsizlik içine girmiş olmasına ve yönünü tümüyle kaybetmiş olması ile ilgili kullanıyorum.
Yoksa, Kürdistan sorunu dediğimiz çok çetrefilli problemin çözümüne ilişkin yaklaşımlarının, ortalama bir Kürdün çözüm dediği yaklaşımdan bile uzak olduğunu her zaman biliyorduk. Daha önceki yazdığım makalelerde, Başbakan ve AKP kadrolarının sorunu doğru anlamadıklarını yada anlamamakta ısrar ettiklerini çünkü, Kürd/ Kürdistan politikaları konusunda çok kısmi farklar olsa da, geleneksel olarak devletin klasik yaklaşımları ile biraz daha farklı olan bir çizgi arasında kararsızlıkla yalpaladıklarını yazmıştım.
Demokrasi kültürü daha çok "Biat" etmeye endekslidir, karşılıklı saygıya dayalı olarak birarada yaşama ilkesi içselleşmemiştir.
Savundukları düşünceyi “Tek gerçek hakikat”, geri kalan herşeyi “Batıl” gören bir felsefenin yön verdiği bu kadrolar, farklı söylemler ve istemler duyduklarında şaşırıyorlar, öfkeleniyor ve kendilerini saldırıya uğramış olarak kabul ediyorlar.
Buraya kadar anlaşılmayacak bir durum yoktur. Öfkelerinin, hırçınlıklarının, saldırganlıklarının, içsel nedenlerini anlayabiliyoruz. Ve bu içsel nedenlerin yarattığı zorluklardan da haberdarız.
Fakat siyasal yükümlülükler anlamında, kendi gerçekliklerine bu kadar kör bakmaları doğrusu beni çok şaşırtıyor.
Nedir bu yükümlülük dediğimizde, aklımıza ilk gelen şey “Değişim” olmalıdır.
“Değiştirmek” üzere iktidara taşınmış veya önü açılmış bir partinin, bunu ısrarla anlamak istememesi şaşırtıcıdır.
“Değişim siyaseti” dediğimiz ve uluslarası stratejik aklın yön verdiği proje ile, AKP’nin üstlendiği misyona göre:
Devlet uzun zamandır kaybettiği, olması gereken normlara tekrar döndürülecek.
Çetelerden temizlenecek.
Ordu’nun siyaset üzerindeki belirleyiciliği etkisizleştirilecek.
Oniki Eylül Anayasa’sı yerine demokratik çağdaş bir anayasa yapılacak.
Devleti yöneten kurumların görev ve yetki alanları, demokratik bir ülkede olması gereken biçime kavuşturulacak.
Ekonomik, siyasal, toplumsal istikrar sağlanacak
Kürdistan sorunu çözümü için:
Kürtlerin varlığı kabul edilecek.
Kimlikleri tanınacak.
Dil konusunda yasaklar ortadan kalkacak
PKK’nin silahlarını bırakıp toplumsal yaşama katılabilmesi için, gerekli düzenlemeler yapılacak.
Genel af çıkarılacak
Kürtlere, sistem içinde kendi kimlikleriyle siyaset yapabilmelerine imkan sunulacak. Vs.
AKP’den istenenler önemli bir kısmı bunlar.
Peki AKP ne yaptı.
Çetelere yöneliyor doğru!
Ordu’yu kendi görev sınırları içine çekmeye gayret gösteriyor doğru!
Anayasa’da bir takım reformlar gerçekleştirdi doğru!
Seçimlerden sonra yeni, demokratik bir Anayasa yapılacağını belirtiyor.
Ekonomik alanda belli bir istikrar tutturuyor.
Ama gel görki, mesele Kürdistan sorununa gelince pusulası şaşıyor.
Doğru sözlerle başladığı işi, yanlış sözlerle bitiriyor.
“Kürt sorununu çözeceğim deyiminden “Kürt sorunu diye bir sorun yoktur” a geliyor.
Siyaseten akıl tutulması yaşıyor.
Türkiye’nin bütün sorunlarının, Kürdistan sorunundan kaynaklandığını anlayamıyor.
Her alanda tükenişin nedeninin, Kürdistan sorununa devletin klasik yaklaşımının neden olduğunu göremiyor.
Devlet çeteleşiyorsa, ordu siyaseti belirleyen bir kurum oluyorsa, ekonomik istikrarsızlık toplumsal yaşamı tehdit ediyorsa, kitleler bir birlerini boğazlamak için bölünüyorsa, toplum dejenere olup çürüyorsa tek nedeni var, Kürdistan sorunu!
Erdoğan’ın “Milliyetçi, yok sayan” siyasetinin AKP’yi bitireceğini göremiyor.
İnat ediyor.
Uluslarası dengeleri kavrayamıyor.
Herşeyi bir tek kendisinin bildiğini sanıyor.
Tek adam olma hevesi, körleşetirip, sağırlaştırıyor.
Dağın gölgesini, kendi gölgesi zanneden tavşanın ruh haliyle, uluslararası güçlere kabadayılık taslıyor.
Eski statükonun devamından yana olan güçlerin saldırısı altında, “Daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi” silahına sarılması gerekirken, tuzağa düşüyor ve bu çevrelerin gerisinde bir söyleme sarılıyor, statükocuların değirmenine su taşıyor.
Bitiş başlamış görünüyor.
Bitişin haberini ABD gazeteleri veriyor.
The Economist dergisi, seçmenlere “Oyunuz CHP’ye verin çağrısı yapıyor”
Wall Street Journal isimli gazete ise, „
"Sayın Erdoğan, bölgesinde lider olmayı ve küresel düzeyde saygı görmeyi arzuluyor. Ancak her köşede Yahudi komploları gördüğünü iddia eden liderler bu statüyü elde edemezler.” Yazarak uyarıyor.
Bu iki gazete’de çıkan haberler, ABD’nin Erdoğan’la ilişkisinde önümüzdeki süreçte izleyeceği yolu gösteriyor.
Erdoğan’ı zor günler bekliyor.
Tek çare
Demokrasi, Özgürlük ve Toplumsal Barış.
Başka yol yok.
09.Haziran 2011
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


