Angelina Jolie Bizim Eve Gelse- Bir Tren Hikayesi

gurbettreniMurat Dağdelen/ Hatırlarım, daha küçük bir çocuktum. Abim askere gidiyordu. Diyarbakır tren istasyonundaydık.

Askere gidenlerin ardından ağlamak gelenek olduğundan, gözyaşlarının rahatça akması için musluklar açılmıştı. Ayrıca herkesin sırasıyla gidene sarılıp ağlamasını tamamlamak üzere  birisinin de kederli bir uzun hava döktürmesi gerekiyordu.

Bu görev bana düşmüştü.Evde sıkı  sıkıya tembihlenmiştim, abimle sarılma faslı bitince, hemen  elimi kulağıma dayayacak,  içinde, bineni gurbete götüren kara bir tren olan, uzun hava okuyacaktım.

 

Herşey ayarlanmıştı ama gel görki, her şey önceden planlandığı gibi olmuyor. Abim tam bizden ayrılacak, bütün ağlamaklı bakışlar bana döndü, gözler “De hade başla” komutu iletti, ama ben garibim  nutkum tutuldu.

O kadar kalabalığın içinde!  ben ve uzun hava! olacak şey mi! Evde falan okurken fena olmuyordu, ama öyle ulu orta herkesin içinde söyleyebilecek bir çocuk değildim, utangaçtım.

Söylemeye çalışıyordum fakat, boğazımdan ses çıkmıyordu.

Anam yanıma yanaşmış, kolumu çimdikleyip “Hade  oğlum ne durisen” Ablam, kaşlarını çatmış, ters ters bakıyor fakat, bende ses ne gezer. Can havliyle çıkarmaya çalıştığım sesim, dipsiz bir kuyunun en dibinden geliyordu sanki.Kuyunun üstüne vardığında, sesten geriye hiç bir şey kalmıyordu.

Bakışlar o kadar sertleşmişti ki, abim o belirsiz gurbete ben uzun hava okuyamadığım için gidiyordu sanki.Tren hareket edince, anamın  ıslak ve bana bakınca alev alev yanan gözlerinde “ Ulan bende sende bir bok var sanmıştım, bu güzelim sahnenin içine ettin”diyen sözleri okumuş. “ Allah verede bu işin sonu evde dayak olmazsa “diye kaygıyla başımı önüme eğmiş, kalabalığın peşi sıra yere basmaktan korkan ürkek adımlarla sessiz sedasız  yürümüştüm.

Herkesin hayatında  buna benzer sahneler vardır. Tam sahneye çıkıyorsun, herkes senden çok umutlu, yani yıldızının parladığı bir andır ama, işte böyle bir anda parlayacak yıldızın, yörüngesini yitirmiş bir meteor gibi uzayın karanlıklarında gözden yitip gider.

Bugün bunlar nereden aklıma geldi bilmiyorum. Oysa Angelina Jolie’yi yazacaktım bu akşam. Makale başlığını da bulmuştum “Angelina Jolie Bizim Eve Gelse”

Compütür’ün başına oturunca, tuşlara basan parmaklarımdan bu satırlar döküldü. Klasik bir Türk filmi seyrettim bugün, ondan olsa gerek( Yılmaz Güney’in Hudutların Kanunu). Demek ki, insan geçmişe ait bir şeyi seyredince, kendi hafızasının derinliklerinde olanlar yüzeye çıkıyor. Eskiye olan özlem acaba, geçmişte yaşadıklarının bir daha olmayacak, birdaha geri dönmeyecek oluşundanmıdır?

Mesela bu tren sahnesi; sarılan abim, ağlayan annem, uzun hava okuyamayan o küçücük, sarışın çocuk, bir daha olmayacak oluşundanmıdır,  o anı böylesine anlamlı kılan. Hatırlarken, yüreğimde buzda akan bir ateş nehri gibi, anlamadığım, izah edemediğim manada sızıntı yaratması, bir daha geri dönemeyeceğimizi ve sonsuza kadar kaybettiğimiz bir an oluşundanmıdır.  Bilemiyorum. Öyledir belki.

Ben bu akşam size başka bir şey yazacaktım oysa.

Angelina Jolıe’yi yazacaktım.

Başka Birleşmiş Milletler iyi niyet elçilerini yazacaktım.

Savaşların sonucunda oluşan mülteci kamplarında, geçmişlerive gelecekleri ellerinden alınmak istenen insanları ziyaret eden, ünlü, zengin, mesleklerinde başarılı, güzel kadın ve yakışıklı oğlanların en iyimser bir ifadeyle hiç bir şeyin farkında olmadıklarını yazacaktım.  Bilgi yoksunu olduklarını, sistemin yapay oyuncakları olduğunu söyleyecektim.

Hiç bir şeyin farkında olmadıklarını yazacaktım, çünkü insanlığı ve ona ait ne varsa, çılgınca, hayasızca tüketmeye yemin etmiş uyduruk sistemlerin ve onun iki yüzlü kurumlarının aldatmacalarına bilerek alet olmayacaklarını düşündüm.

Yoksa bilerek mi? Yoksa onlarda mı,bu sahtekar oyunda,sadece mazlumların kanlarının ve canlarının alınıp satıldığı bu utanmaz oyunda, joker olarak kullanılıyor?

Bilmiyorum, ama bu sahte dünyayı iliklerine kadar tanıyorum. Herşey mümkün.

Türkiye’den kimler var diye baktım. Türkan Şoray ve Muazzez Ersoy isimli sanatçılarda BM iyi niyet elçisi olmuşlar. Görevleri gereği, (neyse bilmiyorum) Türkan abla Bursa’ya, Muazzez hanım’da Eskişehir’e ziyarete gitmiş.

Neyse yazımı sonlandırayım:

Yaşam eski anılarımızın gölgesinde kendi yoluna devam ediyor.

Gelecek bugünden farklı olmayacak sanırım.

Yaşamlarımız bazen iyi, bazen kötü olacak.

Çünkü biz hem dün, hem bugün, hemde geleceğin kendisiyiz.

Sonsuza kadar iyilik ile kötülüğün savaşı devam eder durur.

Ol kitaplar da böyle yazılıdır.

İnsan balçık ve kan’dan yaratılmıştır çünkü.

 

19.06.2011                                                 Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yorum ekle