BDP’nin İki tercihi var!
Murat Dagdelen/ Bağımsız milletvekillerinin içinde bulunduğu yapıyı karışıklığa yer vermemek için izninizle “BDP” olarak tanımlayayım.BDP’li milletvekilleri, mecliste yapılan yemin törenine katılmadılar. Milletvekili seçilen, ama hala serbest bırakılmayan tutuklu arkadaşları serbest bırakılıncaya kadar meclise katılmayacaklarını açıkladılar.
CHP meclis açılışına katıldı ama, CHP milletvekilleri ergenekon davasından tutuklu bulunan milletvekili seçilmiş arkadaşlarının serbest bırakılmaması nedeniyle yemin etmediler.
BDP ve CHP'nin bu durumda mağdur olduklarını düşünsek bile, iki partinin içinde bulunduğu durumu ayrıştırmakta yarar var.
Bu konuyu yazmaya başlamadan önce, bir şeye vurgu yapmak istiyorum. Birincisi Seçimler öncesi aday başvurularını gözden geçiren YSK’nun, şu anda tutuklu bulunan şahısların milletvekili adayı olmalarında bir sakınca görmeyip, seçimlere katılmasına izin verdiği şahısların milletvekili seçildikten sonra, haklarını elinden alan bir karar çıkarması, ortalığı karıştırmaya yönelik siyasal bir karardır.Hukukla, yasayla bağdaşır hiç bir ortak yanı yoktur.
İkincisi: BDP listesinden milletvekili seçilmiş şahıslarla, silivride ergenekon davasından tutuklu bulunanları aynılaştırmak büyük bir yanlıştır.
Çünkü, KCK davası gayri meşru bir davadır. O davadan dolayı içeride tutulan şahıslar, büyük bir hukuk katliamı neticesinde orada bulunuyorlar. KCK davasından yargılanan birisinin, bırakınız milletvekili olma hakkının elinden alınmasını, tutuklu olarak cezaevinde yatıyor olması bile, herşeyden önce insanlık suçudur.
Şimdi tekrar asıl konuya dönersek; BDP’liler meclise katılmadı, yemin etmedi. Sorun çözüldü mü? Tutuklu bulunan milletvekilleri serbest bırakıldı mı?
Hukuk katliamı sona erdi mi?
Hükümetde hukuk katlini ortadan kaldırmaya yönelik bir adım atacağına dair bir işaret, bir girişim belirtisi var mı?
İşte bu soru etrafında çok düşünmeye ve tartışmaya ihtiyaç var. Bana göre, BDP’nin önünde iki seçenek var.
Önce gerçekten ne yapmak istediklerine karar vermeliler.
Eğer, sistem içinde kalarak amaçlarına ulaşmak istiyorlarsa, yapmaları gereken meclise giderek orada hukuk mücadelesi vermelidirler. Bana göre , AKP ile ayrılık noktalarını esas alan bir politik yaklaşım yerine, AKP ile uzlaşıyı esas alan, “Değişim” odaklı bir siyasete yönelmeleri en iyi yol olarak görünmektedir.
Eğer sistem dışına çıkarak siyaset yapmak istiyorlarsa, meclise gitmelerine gerek yoktur. Diyarbakır’da kendi meclislerini kurabilir, bu meclise bağlı yerel yönetim sistemi oluşturabilirler.
Kürt halkının oylarıyla seçilmiş 36 milletvekili ve 100 belediye başkanlığı onlara gerekli meşrutiyeti vermektedir.
Türk yasalarına göre bu mümkün görünmeyebilir, ama BDP’lilerin araması gereken yasallık değil, meşruiyet olmalıdır. Sistem dışına çıkmak bazı kimselere çok fazla real bir siyaset gibi görünmeyebilir fakat, bazen gerçekleşmesi zor görüneni tercih etmek daha çözümleyici bir imkan yaratabilir. Belki zor ve imkansız görünen, en kolay yol olabilir.
Kürt siyaseti uzun yıllardır, alışılmış, sıkıcı, getirisi olmayan politikalar yürütmeye çalışarak enerjisini boşa harcadı. Hakkettiği kurumlaşmayı yaratamadı.
Karar alma ve uygulama yeteneği olan ortak ulusal irade ve bu iradenin dayandığı siyasal bir mekanizma yaratamadı.
Böyle olunca Kürt özgürlük mücadelesi, boşa akan bir ırmak gibi aktı durdu.
Halk var, özgürlük talebi var, imkan, olanak kısacası her şey var, ama bu değerleri kazanca çevirebilecek ortak ulusal bir akıl ve bu aklın dayanacağı özgür iradesi olan siyasal mekanizmalar yok.Kürt siyasetinin aklı karışık, ne yapmak istediğini bilemez halde, onca emeğe, onca özveriye rağmen kalıcı bir kazanç elde edilemiyor.
Umud ediyorum ki, Kürt siyaseti ona reva görülen bu hukuksuzluktan iyi bir sonuç çıkarır ve alacağı tutum onları içine itildikleri karanlıktan kurtulmalarına vesile olur.
29.06.2011 Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


