Leyla Zana' da teslimiyeti kabul etti
Nihat Budan / Bundan 20 yıl önce, Leyla hanım, Türk Meclisinde Türk ve Kürd halkı adına yemin etiğinde gururlanmıştık.
Bu yeminin önemi ve ağırlığı, Leyla hanımın ve arkadaşlarının on yıl hapis yatmalarına mal olmuştu.
Kürd Milleti adına, Azadi direniş geleneğini sürdüren dedelerimiz ve ağabeylerimiz için hapis veya darağacı tarih boyu vız gelmiştir.
Leyla hanımda bu direniş geleneğine katıldığı için, "Keça Leyla" unvanını almıştı.
Leyla hanım 20 yıl sonra tekrar Türk meclisine gidecekti ve halklarımız adına yemin edecekti.
Aslında Leyla hanım; Sakharov ödülünü aldığında, o gün o kürsüde yaptığı konuşmada Kürd ve Kürdistan iddiasından ve yolundan vazgeçtiğinin emarelerini ortaya koymuştu.Bu durumu bilmeme rağmen küçük bir umutta olsa, belki Leyla eski anısıyla karşılaşır o asi Kürdlülük damarı tutarda yemin merasiminde uğruna on yıl hapis yatığı yeminini tekrarlar.Ama nerde!
Leyla hanım Vatanın bölünmez, Atatürk ilke inkılaplarına dokunulmaz, büyük Türk milleti önünde yemini kırık Türkçesiyle tamamladı ve yerine geçti.
Leyla hanımın bu yeminine, Türk Meclis başkanı Cemil Çiçek hayli sempatiyle bakarken, birde yılardır bin bir zorluğun engelini aşıp özgürlüğünü arayan Kürd evlatları olup bitenleri hazin bir film gibi izliyordu.
Bu manzara karşısında ben ağladığıma göre, benim gibi birçok Kürd evladının da ağladığına inanıyorum.
Bilemiyorum, Leyla hanım, halkımıza bu kötülüğü neden yapma gereğini duydun?
İnsanin içine kolay kolay sindiremeyeceği ve insanı ağlatan teslim olma yolunu niye seçtin? Sonra uğruna on yıl hapis yatığın doğrularından niye geri döndün?
Yoksa Leyla hanım; kendini, biz Kürdlere feda etiğinimi idea edeceksin?
Eğer hal böyle olsa bile teslimiyetin insanlarımıza ne yararı olur ki?
Onuru kırılmış kişinin veya toplumun insanlık camiasında ne kıymeti var? Bilinmeliydi teslim olmuş, iradesi kırılmış kim olursa olsun hayatta dik durmayı ve insanların gözlerine dik bakmayı becermez. Boynu büküktür,tıpkı senin o yemin esnasında çektiğin sıkıntı gibi.
Hatırlıyorumda, Leyla hanım bir konuşmasında şöyle bağırmıştı, bir Türk devlet yetkilisine karşı. nursuz yaşamaktansa, onurlu bir gün yaşamak şerefdir demişti.
Bu doğru lafa eyvallah!Leyla hanımın, emin ol Allahtan senin bu dönekliğinden, biz Kürdler hiç bir şey kazanmadık ve teslimiyetten gelecek olamaz.
Sonra bir bilsen bu yemin merasimini izlerken nasıl acı çektim ve ağladım. Hele birde benim, göremediklerimi düşünüyorumda.
Bu teslimiyeten Kürd halkının bir şeyler kazanmadığı kesin.
Peki, ya Leyla hanım ne kazandı dersiniz?Evet bu teslimiyetle kim ne kazanmış veya kayb etmiş durumu özetleyen bu fıkrayı siz değerli Kürd yurdsever insanlarımızla paylaşmak isterim.
Rahmetli dedem hep anlatırdı. Günün birinde bir Ağa ve Kehyası yolculuk yaparlarmış. Ne olmuşsa ve Ağa nerden nasıl etkilenmişse, kehyasına diyorki gel bu yerdeki, Öküz tezeğinden ye, sen Ağa ol ben Kehyan olurum. Kahya, Ağanın bu lafı üzerine acayıp şaşırır!
Nasıl olur ağam?
Ben niye tezek yiyeyim ve sonra sen niye Kahya olacaksın!
Ağa: valaha hal böyle! Ben senin Ağa’nım emir ediyorum ve sen yiyeceksin!
Emir Ağadan, Kehya istemeye istemeye avucunu tezeğe bandırıyor içini bürke bürke ağzına koyuyor.
Kehya sıkıntılı bir vaziyete tezeği afiyetle yiyor!
Ağa, atan iniyor kendi elbiselerini kehya’ya giydiriyor, Kehya’nın elbiselerinide kendisi giyiyor.
Ağa olmuş Kehya, Kehya olmuş Ağa.
Yeni Xelef selef gidecekleri köye gitmişler.
Gitikleri köyde kimseler kendilerini tanımıyor.
Ancak her ikiside rollerine alışmamışlar bu bir iki gün zarfında.
Çünkü yeni Kehya, kehyalığı oynayamıyor, yeni Ağa’da Ağa’lığı.
Gitikleri Köyden üç gün sonra, köylerine geri dönecekler.
Bu vaziyete nasıl köye gidecekler? Eski Ağa yeni, Ağa’ya içinde olduğu sıkıntıyı anlatmaya cesaret edemiyor.
Çünkü nede olsa ağaydı bir zamanlar. Ağa sözünün eridir.Yeni Ağa’da halinden pek memnun değil. Her ne kadar kendisi atın üstünde eski Ağa’sı yaya olsada, veracakları köyde durum farklıdır. Çünkü tezek yemeyle Ağa olunmaz ki.Akılı yeni Ağa bakıyor ki yolun üzerinde kocaman bir bergir tezeği.
Hemen Kehyasını çağırıyor. Kehya gel bu tezekten ye.
Ve böylece sen yine Ağa, bende kehya olayım.
Yeni Ağanın bu emiri, eski Ağanın hoşuna gider.
Ancak tezek yemekte hiç kolay değil.
Eski Ağa, yeni Ağasına yehu tezek yemeden bu işin bir yolu yokmu? der. Ancak yeni Ağa kararlı görünüyor!
Eski Ağa iç çeke çeke başlıyor tezek yemeye.
Tezek afiyetle bitiyor.
Yeni Ağa, attan iniyor, üç günlükde olsa giydiği ağalık elbiseleri çıkarıyor ve kendi elbiselerini giyyiyor.
Ağa yeniden elbiseleri giydiğinde bir oh çeker.
Kehyada kendi elbiselerini giydiğinde, Allah var der.
Neyse böylece üç günlük bir uyun sona eriyor!
Böylece her kes yeniden rolüne giriyor ve öyle Köylerine varıyorlar. Eve varan yorgun Ağa ve kehya israhate çekilirken, evin hanımı hizmetçilerine yol yorgunu Ağa’sına ve kehyasına çay yapmalarını buyurur. Yol yorgunu Ağa ve kehya çay içerlerken, kehya gülerek yahu Ağam Allahını seversin o yolda oynadığımız oyun neyin nesiydi! Biz o oyunda ne kazandık?
Ağa kızgın bir ifadeyle: Yediğimiz tezek yanımıza kar kaldı!
Keşke beni ağlatan bu manzara olmasaydı ve ben bu fıkrayı yazmamış olsaydım.
02.10.2011



Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için