Meğerse Hasip Kaplan’ın Günahını Almışım
Nihat Budan/Sevgili okurlar ben bu gece ilginç bir rüya gördüm.Rüyamda gördümki, Sayın Hasip Kaplan, Diyarbakır’da Faili Meçhul yolarla ve yöntemlerle katl edilmiş insanlarımızın tek, tek aqibetlerini araştırmış, dosyalar haline getirmiş ve bu dosyaları sırtlamış, Ankara’ya ulaştırılması için yaya yolara düşmüş.
İlginç bir karşılaşma kavşağında, Hasip bey adeta kan revan içinde nefes nefeseydi. Tabi ki rüyada merakla, ilk sorum, Sayın Hasip beye bu ne hal, sen niye böyle kan, revan, ter içindesin oldu?
Hem tarihin bu döneminde, D. Bakır’dan, Ankara’ya yaya yürüyerek gitmek de neyin nesi? bu ne keramet?
Bu sorularıma karşı cevaben, Sayın Hasip Kaplan büyük bir nezaket edası ile “sevgili kardeşim bilirsin; bu zalim devlet, kardeşlerimizi, evlatlarımızı evlerinden alıp götürüp katıl etmişler.
Cesetlerini Türk askeri kuvvetine ait taburların altına gömüşler.
Yıllardır, Analarımız diyar diyar, kapı kapı dolaşarak evlatlarını aradılar, gözyaşı döktüler yaralarına tuz bastılar.
Kimisi gün ortasında, kimisi gece karanlığında kayb oldu.
Ama, kayb olanların aqibeti hep aynı oldu.
Giden gitti bir daha geri gelmedi ve kendisinden bir iz bulunamadı. Evlatları kayb olan analar, kimi zaman can güvenliklerini teslim etikleri devletin kapısında, kimi zaman bu ülkenin sokaklarda yan yana geldiler seslerini haykırdılar, ne olur kayb olan evlatlarımızın canlısını bulamadınız, bari kemiklerinin nerde saklı olduğunu bize bulun diyorlardı.
Çünkü kayb olanlar kayb olmamıştı!
Devlet tarafından ortadan kaldırılmışlardı.
Yüreği yaralı analar bu gerçekliğin böyle olduğunu biliyorlardı.
Ancak devlete karşı çaresiz ve takatsızlardı.
Devletten hesap soracak kimseler yoktu ve yürekleri kederle dolu Kürdlerinde gücü yetmiyor bu olanlar karşısında.
Bu sebepten evladı ortadan kaldıran kimseler çaresizliklerinden, evladını ortadan kaldıranlardan, yani kendi çocuklarının katillerinden çare ve adalet bekler durumdalar.
Düşünsene sevgili kardeşim, bu hal insanoğlunun içine düşürüldüğü ve tanık olabileceği en zor hal olsa gerek.
Katilin kendisini yargıladığı ne duyulmuş ve nede görülmüştür bu dünyada. İşte belki bu yüzden, evladı kayb olmuş Analarımızın feryadı, Melaketleri tövbeye getirecek kadar yüksek çıkıyor.
Birde utanmadan bu devlet hepimizin diyorlar.
Devlet hepimizinse eğer, peki neden bu devletin savcıları hapishanelerin ve taburların altında çıkan bu kemiklerin aqibetini soruşturma konusu yapmıyorlar?
Sonra hatırlarsınız, Bosna Hersek’te bir toplu mezar ortaya çıktı, Türk basını adeta dünyayı ayağa kaldırdı, niye kimse Sırp katliamına tepki göstermiyor diye. Ve birde her gün, İsrail, Filistin halkına zulüm ediyor diye kampanyalar düzenliyorlar.
Ya peki bu herkese duyarlı Türk basını, Hapishanelerin ve Taburların altında kemiklerin fışkırdığını neden görmüyorlar, dile getirmiyorlar?
Hani ayrımız gayrımız yoktu?
Eğer bu söylemde, Türk basını, yayını samimi ise neden bu olanları görmüyor ve olanları haber yapmıyorlar? Ve sonra bu katliamın sorumluların kimler olduğunu açığa çıkarmıyorlar?
Bu olanlar karşısında suskun olan Türk basını birde utanmadan, Kürdler niye dağlara çıkıyorlar diye haberler yapar.
İnsanda biraz ahlak olur!
Ortaya çıkmış bu kemik tarlaları karşısında, Siyaset kurumu suskun, basın yayın suskun, adalet kurumları suskun.
Bu suskunluk ve durgunluk hayra alamet değildir.
Kanımca, bu adamlar ortaya çıkmış tüm bu delileri ortadan kaldırmanın ve delilleri karartmanın çabasındalar.
Sanırım bu çabanın sonucu olacakki, Ankara gelmek için, garaja gittim, hiçbir otobüs sahibi beni almadı.
Hava yolarına doğru koştum, devletin kolluk kuvvetleri beni geri çevirdi. Ve yapacak tek yol kaldı, oda yolara yaya çıkmaktı.
Çünkü bu dosyaların Ankara’ya ulaştırılması önemlidir!
Belki bu kazılarda ortaya çıkan kemikler 1925’te asılan ve cesetleri nerde olduğu halen bilinmeyen Şeh Said efendi ve arkadaşlarına aittir. Sonra Faili meçhul yöntemlerle ortadan kaldırılan kardeşlerimizin ve evlatlarımızın kemikleri, devlete ait binaların altında çıkması ile bu katilerin devletin birer görevlisi ve çalışanı olduğu ortaya çıkmışken hangi güç benim bu tarihi önemli hizmeti yerine getirmeme engel olabilirki.
İşte bu görevi yerine getirmek, kuzey Kürdistan coğrafyasında işlenen cinayetlerle ilgili ne bulmuşsam ve her neyse ne varsa torbaya koymuşum, Allah yol verirse, dayanırım Türk meclisinin kapısına, yargısına, mahkemesine.
Hak yerini bulsun, adalet tecelli etsin, yüreği yaralı insanlarımız bir parçada olsa huzur bulsunlar.
Bu amaç ve gaye için değil Ankara’ya, Afrika’ya bile yaya giderim” demesi kelimenin tam anlamıyla beni soluksuz bırakmıştı.
Çünkü ben Kürd soruna doyarlı bir insan olarak, Sayın Hasip Kaplan hakkında iyi bir dava adamı olmadığı gibi kanata sahiptim.
Ancak, Hasip beyin bu çabasına ve birde ağzından dökülen bu sözleri işitince yer yarılsın içine gireyim duygularına kapıldım.
Nasıl olur? ben bu muhterem Kürd dava adamı hakkında yersiz ve gereksiz kanata varmışım dedim ve uyandım.
Rüyadan uyandıktan sonra, kendime şöyle seslendim.
Kötü kanat benim, tüm güzel vasıflar ve meziyetler, yüreği yaralı halkımız adına, şu an Türk meclisinde temsil hakkı olan abélerimizin ve kardeşlerimizin olsun.
Umarım ve isterimki, şu an elerinde yetki olan sayın Hasip kaplan ve diğer parlamenterler, devletin yapmış olduğu bu cinayetlerin açığa çıkması adına Kürdistan’ın her ilinde bir avukatlar bürosunu oluşturacaklar. Evladı, kocası kızı, babası kayıp olan insanlarımıza yardımcı olacaklar ve bu insanların mahkemeler nezdinde şikayetçi olmalarını kolaylaştıracak yardımlarda bulunacaklar.
Bu görev için avukat olan yüzlerce gönüllü Kürd evladı böylesi bir hizmet adına canla başla çalışacaklarına inanıyorum.
Bu tarihi görevin ertelenmemsini, imkanı olan tüm duyarlı insanlarımızdan bekliyorum.
Dersim Katliamı Unutuldu mu?
Eğer siz sevgili okurlar hatırlıyorsanız, Dersim katliamı gündeme gelsin, adalet yerini bulsun diye ne yürüyüşler ne geceler yapılırdı.
Dersim acılarımızın taze, Yaramızın kabuk bağlamadığı diyardır.
Hiç unutmak istemedik, Dersim’de olanları.
Her söylemde ve her eylemde, devlet bu katliamı kabul etmeli, halkımızdan özür dilemelidir istedik.
Nihayet yılar sonra; Türkler kendi iç iktidarları yüzünden bir birlerine girdiler ve bu kavgalarından ötürü hükümetin başında bulunun başbakan, Dersim’de bir katliamın olduğunu kabul ediyorum dedi ve katliamda rolü olan CHP’yi de adres gösterdi.
Dersim katliam itirafından sonra, başbakan gerekirse devlet adına özür dilerim dedi ve özür diledi.
Türk devletin özür dilemesi, Kürdlerin en büyük arzusuydu.
Devlet özür diledi; Ancak bu tarihi fırsat Kürd siyasetinde yetki sahibi olan güçler tarafından yeterince değerlendirilmediği kanattini taşıyorum. Örneğin Devlet, Dersim katliamını gündeme getirdiği gibi, Uludere katliamıyla, dersim katliamınında üstünü kapattı.
Sanırım Kürd siyasi ve entelektüel çevreleri bu gerçekliğin ve hilenin farkındadırlar. Ne olur her şey lafta kalmasın.
Baksanıza; Kürdlerin bir arşivi olmadığı için adamlar halkımızla alay ediyorlar. Daha önce olmuş bir katliamı, bir yeni katliamla bizlere unutturuyorlar.
Yani yıllardır aynı taktikle, bilicimizde tutuğumuz tarihi hadiseleri gözlerimizin önünde sulandırıp, bulandırıp ortadan kaldırıyorlar.
Örneğin arşivlerin açılacağına dair, başbakan bir beyanatta bulunmuş.
O zaman acilen yapılacak işler arasında hemen tarihi belgelerin araştırılması üzere bir komisyon kurmak gerekmezmiydi?
Bu işi yapabilecek adamlarımız var, sanırım her türlü maddi olanaklarımızda var. O zaman şimdiye kadar niye bir komisyon kurulmadı sorma hakkımız da var?
Bu imkanların tümüne sahip olduğumuza göre, Mecliste yetki sahibi vekillerimiz hemen bir komisyon kursunlar, devletin halkımızdan bu güne değin sakladığı tüm belgeler ve bilgiler gün yüzüne çıksın istiyoruz. Kayıt altına alınmayan gelişmeler, zaman içerisinde unutulur. Unutulan her hadise tabi ki alay konusu olur.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
27.01.2012


