ERMENÎ HACIK SARIYANLA KADERÎMÎZ AYNIYDI

iHack
Orhan Zuaxpayıj/ "Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı TARANCI

"Medeni insan, kendi kanından ve dilinden olmayan insanla dost olabilen insandır."

Bu söz Hacık Sarıyan ile olan tanışıklığımız,dostluk ve güveni bana anımsattı.

Îkimizde aynı coğrafyada ortak kaderi paylaşan kadim halkların

çocuklarıydık.

 

Hacik Sarıyan'la yolumuz askerlikte kesişti.

O Amed kökenli bir Ermeni, Ben Çolig'li bir (Kırd) Kürd'üm.

Hacık'la ilk görüştüğümde bana ,Diyarbekir Ermenisi olduğunu söylerken, yaklaşımı biraz

ürkekçe ama bir o kadar da dostçaydı.

Ben yaşamımda bu tür ilişkilere çok değer veririm.

Hele mağduriyet çektiğini bildiğim,yaşayan

veya yaşamayan tüm değerler benim için kutsaldır.

 

 
***************************************************************

Hacik'la yaşadıgımız öykü,

Askere geldigimizin (1982) ilk aylarında,tabur olarak atış

poligonuna gitik.

Her askerin nişangah tahtasına (5) atış yapma hakkı vardı.

Benim atışlarım nizami kurallar ve silaha olan tutkumdan dolayı

çok iyiydi.

Taburun nişancılığında ilk üçe girmiştim.

Tabur komutanı bu başarımı Kürd olduşum için hazm edemiyordu.

Sen kaç asker öldürdün, kaç nolu mağaradan geldin gibi

Kürdlere bilinen o ağır hakaretlerini sürdürdü.

Hızını alamayarak atış esnası ve sonrasında fiziki hakaret

etmeye başladı.

Pişman olmuştum,keşke karavana (boş) atış yapmadığıma hayıflanıyordum.

Ama,Ahmet Arif'in 33 kurşun şiirindeki "vurun ulan,vurun,ben kolay ölmem",sözü hatırladığımda, iyiki nişancılığımla Türk komutanını çıldırtmışım,demektende kendimi alamıyordum.

 

Bu defa atış sırası arkadaşım Hacik Sarıyan'a ait guruba gelmişti.

Hacik nizami yatarak G-3 tüfeğini omuzuna koyarak nefesini tutup,nişan almaya başladı.

Ama bir taraftanda benim yaşadıklarımı sanki düşünüyordu.

Komutan emir veriyor ,herkes nişan alıp tetiğe basıyor,ama Hacik

tetiğe basamıyordu.

Komutan oğlum niye tetiğe basmıyorsun,derdin nedir anlatsana?

Hacik lal olmuş,yüzü kızarıp ter basıyordu. O zarif kalbi, yufka

yureğiyle,

Hacik gibi hisli insanlar değerlidir,onları anlayamaz böyle taş yürekli

kalpsiz komutanlar,

Komutan Hacik'in ailesinin çektiği acıları,acıtılan yürekleri

bilmeden baskın kişiliğini dayatıyordu.

Komutanın ısrarlı sorularına rağmen,Haciktan çıt

çıkmıyordu.

İnsanlar karşısındakilerden pozitif enerji almazlarsa dilleri tutulur,

bakısları solar diyiyorlar ya ,Hacik'in da öyleydi.

Hacik ,komutanın bana hakaretlerini görmüş olacak ki,korku ve güvensiz bir ruh hali içinde olduğu her halinden belliydi.

 

Hacik nişanci değil ,aksine silah ve şiddete karşı hümanist biri olduğu her halinden belliydi.

 

Çolig'den sicil dosyamın askere gelmesiyle

suçum,teröristliğim komutanlarımızın nezdinde artık tescilenmişti.

Elazığ sıkıyönetim askeri mahkemesinde devam eden mahkemem başıma dert olmuştu.

Tabur'un Astsubayı tıfıl Ramazan derdik, 600 kişilik askeri birliğin

sabah içtimasına gelir gelmez bir hınçla,

Orhan Kaya ve Azad Sağnıç silahlarıyla ön tarafa çıksınlar dedi.

Azad, merhum Kürd aydın ve siyasetçisi Feqi Hüseyin'in

oğlu,halen HAK-PAR parti meclis üyesidir.

Bizi taburun önüne çıkarıp,siz sivilde suç işlemiş teröristlersiniz deyip,

başladı hakaret etmeye ve elimizdeki G-3 eğitim silahıyla,

yerden süründürerek egosunu tatmin etmeye çalışıyordu.

Azad Sağnıç'ı apar topar askerden alıp götürdüler.

Azad'ı bir daha göremedim,aldığım duyumlar

Istanbul sağmancılar cezaevine götürülmüştü.

Bende başıma geleceklerden habersiz tevekkül içinde

beklemeye başladım.

Elimdeki silahı tıfıl Ramazan alarak,Çavuş statümü iptal etiler.

Artık sakıncalı bir piyade olarak askeri kışlada terhis oluncaya

kadar herşeyden muaftım.

**************************************

Askerde Hacik ve diğer gayri müslüm (Rum,Yahudi,Ermeni) arkadaşlarala artık dost olmuştuk.

Sabah kahvaltılarını bazen özel hazırladıklarında mutlaka beni çağırırlardı.

Hacik, başladı ailesinin hayat hikayesini anlatmaya;

Sarıyan ailesinin tümü 1915 tehcir olaylarında, Diyarbekir'den tesbih taneleri gibi tehcire

tabi tutulurlar.

Aile bireylerinin çogu o dönemde kafileler halinde Suriye Dera-zor mıntıkasına sürülür.

Hacik'in dedesi o dönemde genç bir delikanlı olarak Diyarbekir'de Çerkez kökenli

Iskenderpaşa ailesi tarafından korunur.

Iskenderpaşa ailesi bu ermeni gencin kimliğini yıllarca saklayarak ancak korumayı

başarır.

Tehcir sonrası Ittihat-ı Terraki dönemi sona erince,

Genç Sariyan Iskenderpaşa ailesinden müsade isteyerek,Istanbul'a gitmek ister.

Iskenderpaşa ailesi gerekli kolaylığı sağlayarak Sariyan'i Istanbula gönderirler.

Sariyan ailesiyle Iskenderpaşa ailesi arasındaki dostluk ve vefa borcu yıllarca devam

eder.

Hacik Sarıyan ailesi istanbul'da Iskenderpaşaların torunu Avukat Reşit'le ,sıcak aile bağları

halen devam etmektedir.

*******************************************************

Sabıkalı Diyarbekirin gayri müslim çocuğu Hacik Sarıyan'la öykümüz

tarihe bir yolculuktu,

Coğrafyamız ortak olmakla beraber ,o güneş ki doğuşuyla geçmişte vaftiz ederdi topraklarımızı.

Orjinal isimlerimizdi, Surp Luys (Ermenice kusal ışık),Silbüs u Tari (Kürdçe)

Mitolojiye göre bu kardeş dağlardan silbus (Ermenice) aydınlığı ,tari (Kürtçe) karanlığı

temsil etmektedir.

Bu dağlara birgün mutluluk ve barış gelir.dilegiyle,

 


Yorum ekle