Kürt Siyasetinde Anlaşılır Olmak

kurd siyasetiİrfan Burulday /Egemen siyasal sisteme yaslanarak varlık bulmaya çalışan Kürt siyasetinin dün olduğu gibi bugünde hem kavramsal hem de jeopolitik bir travmanın eşiğine geldiğini görüyoruz. Ulusal düzeyde diri ve canlı bir varoluş sergileyemeyen Kürt siyaseti, neyin hangi şartlarda nasıl sonuçlanacağını hesap edememiş ve varoluşunu egemen hukuk düzeni üzerinden sürdürmeyi yeğlemiştir. Nasıl ifade edilirse edilsin gelinen noktada Kürt siyaseti, siyasal olanı kendi lehine çevirmekte yetersiz kalmış, millileşme paralelinde dâhili öznesini inşa edememiş ve siyasal-rasyonalitenin dışında mekanik, stratejik ve total bir çarkın içinde debelenerek, egemen hukukun kendince meşru saldırılarına maruz kalmayı; isteyerek ya da istemeyerek amaç edinmiştir.
Bütün bunlar gerçekleştirilirken Kürt siyaseti, egemen sömürgeci sistemi varlığın ana-merkezine almış ve onun şahsında, özneliğinde ve özgünlüğünde kendini piramidin arasına sıkıştırmıştır. 
Bir başka ifadeyle Kürt siyaseti, öz-görünüş formunu egemen hukuk düzeninin normatif bağlarından kurtaramamış ve kendini merkeze alan “siyasal karar” kavramıyla özdeş kılamamıştır. Nitekim Kürt siyaseti, egemen siyasal düzene kendini borçlu kılma ihtiyacını meşruiyetinin prensibi haline getirmiş ve gerek liberal sol gerekse de Kemalist ulusalcı sol tarafından Türkiye’nin demokratikleşmesi, muhafazakâr İslamcıların iktidardan düşürülmesi, solun sürdürülebilirliği yolunda lokomotif güç olarak pohpohlanmıştır. Bunu mantıksal olarak izleyen sonuç ise kendi doğal meşruiyetini baltalamış olmakla kalmayıp hem Kürdistan’da hem de uluslararası düzlemde millileşecek bir ulusal düşüncenin önünü tıkamıştır. Ancak şunu da kabul etmek gerekir ki Kürtler ve bu bağlamda Kürt siyaseti, Leviathan demokrasinin siyasal, politik ve konjonktürel alanda yaslandığı temel dinamiklerin tartışılmasında önemli bir rol üstlenmiştir. Tek fark şu ki:  demokratik-militarist faşizmle büyüyen Leviathan’ın bugün “balık” olmaktan çıkıp koca bir file dönüşerek kendisini ezeceğini hesap edememiştir. Kuşkusuz bunda Kürt siyasetinin demir-parmaklıklar arkasından yönetilmesi, yönlendirilmesi etkili olmuştur. Kürt siyaseti bu noktada illegal(!) bileşenler (Kürt hareketler) tarafından bilerek etkisizleştirilmiş ve dolayısıyla Kürt siyaseti egemen siyasal sistem karşısında yetkisizlik, yetersizlik, kifayetsiz gibi ifadelerle etkin bir siyaset izleme şansından mahrum bırakılmıştır.      
Bu bileşenlerin legal Kürt siyaseti üzerindeki etkisi bununla kalmayıp, keyfi uygulamalara da kapı aralamıştır. İşin aslı legal-illegal Kürt siyasetinin çok boyutlu bileşenler kapsamında örgütlenmiş görünmesi ve bunu da siyasal-politik ve konjonktürel strateji diye algılaması, kısmen temsil ettiği kitleyi de buna inandırması, siyaset felsefesi açısından bir illüzyondur. Birbirinden farklı gibi görünen bu bileşenlerin başlangıçta kolektif bir amaçla mevzilendiklerini kabul etsek de egemen sömürgeci düzenin kapsamlı politikası düşünüldüğünde, sözkonusu bileşenlerin birbirini parçalayan ya da birbirini yutarak silikleştiren bir paradokstan kurtulamayacağını görmüş olacağız. Bugünkü yaşanılanlar düşünüldüğünde bu bileşenlerin bazılarının diğer bileşenler tarafından tasfiye edildiğine/edileceğine tanıklık etmiş oluruz. Dolayısıyla mevcut resmi ideoloji seçilmiş Kürt siyasetini ve illegal bileşeni kısmen tasfiye etme amacını gerçekleştirerek, denetleyemediği Kürtlerin topyekün bağımsız ya da federal bir sisteme yönelmelerini engellemiş olacaktır. 
Kürdistan muhayyilesinin ulusal bir formasyona evrildiği ve toplumsal bilincin millileşmeye doğru aktığı günümüzde legal Kürt siyasetinin “siyasi karar” yetkisini elinde bulundurması konusunda kararsızlığı ve hatta zaman zaman nötrleştirici tutumu ya da yetki alanını daraltması ve kendisini siyasal meşru zeminin dışında diğer bileşenlerce kayıtlamaya çalışması, Kürdistan’da  Kürtlerin lehine oluşabilecek istisnai bir durumun ortaya çıkmasını zora sokmaktadır. Öyleyse Kürt siyaseti öncelikle diğer bileşenler ile egemen devlet arasında arabulucu rolünden vazgeçmeli ve Kürdistan’ın  meşru zemininde  siyasi karar verici olduğu düşüncesine yönelik ciddi bir adım atmalıdır. Gerek Kürt siyasal düşüncesinde gerekse de bu siyasal düşüncenin paylaşıldığı sivil, politik ve uluslararası alanda etkin, ulusal düzeyde temsile duyulan bu ihtiyacı giderecek olan kuşkusuz genel anlamda Kürt siyasetidir. (Kürt siyaseti genel bir kavramlaştırmadır) 
Dolayısıyla Kürt siyaseti bu noktada egemen siyasal düşüncenin içinde ama onun karşıtı gibi görünmek yerine ne içinde ne de onun karşıtı olmak gibi bir yol izlemelidir. Çünkü Kürtlerin amacı Türk devlet siyasetine karşıt olmak değil, doğrudan bu siyasal düşüncenin temsil ettiği formülasyonların Kürdistan coğrafyasında meşruiyetsizlik gerçeğini dile getirmektir. Yani Kürt legal-illegal siyasi bileşenleri, Türk devletini demokratikleştiren ve onun siyasal bir partisi olmaktan kaçınmalı ve doğrudan ulus-ülke siyaseti gütmelidir. Bu da mevcut egemen hukuki düzen çerçevesinde bir yapılanmayla değil, doğrudan uluslararası hukukun öngörüsüyle Kürdistan normlarına, siyasal ve ulusal gerçekliğine özgü bir hukuk düzeninin hazırlanmasını sağlamaya çalışmakla mümkündür. 
Bugün siyasal zeminde legal siyaset yürüten Kürtlerin derdest edilip yargılanmalarını siyasi hareketin legal düzeyde yasal(!) olmayan bileşenlerle kurduğu ilişkilere bağlayan egemen düzen, bu bileşenlerin hukuka aykırılığını ileri sürmektedir. Kuşkusuz bu durum mevcut hukuki açıdan düşünüldüğünde meşru bir anlam taşımaktadır. Zira mevcut siyasal parti varlığını bu hukuk çerçevesinde konumlandırmış ve bu hukuki düzenin tanıdığı imkânlar dâhilinde siyasal çalışmalar yapabileceğini beyan etmiştir.  Öyleyse bu paradokstan kurtulmanın ilk adımı, mevcut hukukun ve bu bağlamda ona ilişkin siyasal egemen iradenin ve onun bir bileşeni olan hukuki düzenin, Kürdistan’daki meşruiyetini ya da meşruiyetsizliğini tartışmamızdır. Nitekim bu durum ulusal bir mücadele sürdürmekte kararlı bir algı için geçerlidir. 
Bugüne geline dek Kürt siyasetinin etkin bileşeni olan mevcut siyasal partinin sistem içi çözüm arayışı yukarıda bahsettiğimiz hukuk düzenine yaslanmak döngüsünün dışına çıkılamamış ve kendini sözkonusu hukuki düzen ile kayıtlamak zorunda bırakmıştır. Bu konuda yeni bir anayasanın Kürtlerin siyasal sorunlarına çözüm niteliği taşımayacağına dair birkaç metin yazmıştık. Kürdistan meselesinin hukuki düzenlemelerle çözülemeyecek bir düzeyde olduğuna ayrıca değinmiştik.
Kısacası bu belirleme kapsamında iki seçeneği gözönünde bulundurmamız gerekiyor: Ya Kürtler, Kürt siyaseti egemen hukuk üzerinden varlık bulmaya mı çalışacak ya da egemen hukukun dışında ulusal çerçevede siyasal, politik iradelerini yansıtacak bu hukuki yapıyı kendileri inşa edecekler. 
O halde neyin yasal neyin meşru ve neyin hukuki olduğu konusunda Kürt aydınlarına gayet büyük bir sorumluluk düşmektedir.  Meselenin gelip dayandığı nokta hukuk, hukuk düzeni, egemenlik gibi kavramlardır. Bu kavramlar netleşmedikçe gerek tutuklanmalar gerekse de Kürtlere yönelik operasyonların doğru okunamayacağını ayrıca belirtmek isterim.

Yorum ekle