HAŞİM KUTLU-RÖPORTAJ-ALEVİLİK
“Ondan önce Türk ve Kürt Alevisi de denmiyordu. Alevi, sadece Türktü!”
*Dursun Ali Küçük-Kürdistan Aleviliği ile Türk Aleviliği hangi noktalarda birleşiyor ve ayrışıyor? Özellikle Bektaşilik eliyle Kürdistanlı Alevilerin Türkleştirilmeye ve Bektaşi yapılmaya çalışılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
*Haşim Kutlu- Bu soruya Anadolu ve yukarı Mezopotamya da kadim geçmişten bu güne, ne kadar halk var idiyse ve bunlardan ne kadarı gelmiş idiyse o kadar Alevi vardı diyerek yanıt vermek istiyorum. Uzak ve orta geçmişe gitmeye gereken yok, Cumhuriyetle birlikte oluşturulan ulus; dile göre, tarihe göre, dine göre, soya, boya ve toprağa göre bir tanımla, değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümleriyle Anayasa konusu edildi. Dolayısıyla, bütün etniler ve bütün din toplulukları, çift ağızlı bu asimilasyon değirmenlerinden öğütüldüler.
Böyle olunca da, şimdi çok ciddi olarak bir yanılgının üstüne oturarak durum saptaması yapıyoruz. Sanki Alevi denilince bir Türklerin ve bir de Kürtlerin Alevileri var anlaşılıyor. Kürt Halkının Özgürleşme mücadelesi ve inkara karşı varlığını tarih sahnesine yeniden taşıması, aynı zaman da onun Alevi ayağını da gündeme taşıdı. Ondan önce Türk ve Kürt Alevisi de denmiyordu. Alevi, sadece Türktü!.
Asimilasyonun iki ağızlı kılıcının hışmından yara bere içinde de olsa kurtulup varlığını sürdürmeye çalışan Ermeni, Laz, Rum. Arap Alevilerini nereye koyacağız? Son 15-20 yıldır akıtılan zehirle, Tahtacıların, Çepnilerin kendilerini Türke saymaları tam bir asimilasyondur. Oysa daha yakın zamana kadar Onlar kendilerini, Kızılbaş olmak ve Tahtacı olmanın dışında tanımlamıyorlardı. Zaten de Egenin yerli halklarıdır ne Türklükle ne de Türkmenlikle bir ilgileri yoktur. Kaldı ki, Dersimli, Malatyalı, Maraşlı Kızılbaş Alevilerin önemli bir kısmı da Kürt oldukları halde kendilerini Türklükle tanımlıyorlar ki, sadece Türklükle de yetinmiyorlar, “biz öztürküz” diyorlar!. Asimilasyonun öğütücü etkisi etni de bir kez böyle tezahür edince, bunun İslami boyutunun da böyle olacağı açık olsa gerektir. Tabi ki “öz Müslüman” da olacaklardır!..
*Dursun Ali Küçük-Rea Haq olan Dersim-Koçgiri Aleviliği ile Kürdistan’ın diğer bölgelerindeki Aleviliği nasıl görüyorsunuz? Bunların farkları ne ve birlik nasıl oluşturabilirler?
*Haşim Kutlu- Sorunun en son sözünden hareket edeyim, Alevilerin birliği diye bir şey, objektif olarak mümkün değildir. Dün de olmamıştır zaten. Ancak, Yolun bilgeleri kandaşların birliğini sağlayabilmek için, “Kandaş Kardeşliği”ni (Çekirdek Ocak), “Yol Kardeşliğine evirerek dolayısıyla da etni özelliklerini de dikkate alarak “Sürek” kavramını üretmişler, etni özelliklerine bağlı özgün sürekleri, Yol’da birleştirmişler. Olabildiğince örgütlü birliğe böyle bir cevap bulmuşlar. Ortaklık yaşamının tamamı Yolu belirlediğinden Yol tek olmuştur. Ancak her özgünlük yolu kendince yaşamıştır ki, bunu da Sürek ile açıklamışlardır.
Oysa otantik Alevilik bakımından bu gün ne o toplumsal koşullar vardır ne de o tarz örgütlenmeler. Bu tarz örgütlenme ve toplumsal yapı esas itibariyle 1500 yıllarında ciddi bir kırılma yaşamış, ondan sonra da sürekli çözülme ve dağılma eğilimine girmiştir. Bu gün artık, yerini ancak, Modern Ortaklık yapılanmalarına bırakarak süreğini devam ettirebilir. Birliği de ancak çıkarlarını bu zeminde görenlerin Birliği biçiminde olur. Kürdistani Aleviler ise bu bağlamda kendi özgünlükleriyle ancak bir çatı altında ama yan yana olarak birlikte olabilirler, başka türlü de olmaz. Biçimlenme bu tarzda olduğu takdirde tabi ki Ezidilerle de yan yana olabilirler, olmalıdırlar da.
*Dursun Ali Küçük-Devletin Alevi açılımına karşı, Alevilerin demokratik ve özgürlükçü, gerçekten kendi farklılığı ve kültürel inanışlarını yaşayan açılımı ve sorunun çözümüne yaklaşımı nasıl olmalıdır?
*Haşim Kutlu- Aleviler, özü Cumhuriyetin Demokratikleştirilmesi anlamına gelmesi gereken açılım meselesinde, doğru bir cevabın sahibi olabilmeleri için öncelikle, bu zemine uygun örgütsel duruşlarını netleştirmelidirler. Yine aynı bağlamda, Üniter anayasal düzenin değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez temel hükümlerini hedefleyen, demokratik bir programa sahip olmalıdırlar. Bu güne dek, özellikle devlet müdahalesinden kaynaklanan nedenlerle, doğru dürüst bu iki noktada da netleşemediler. Kuşkusuz 25 yıllık zaman zarfında, kimi önemli saflaşmalara uğradılar, daha elverişli yönetimlere kavuştular, Söylemeye çalıştığım netliği tam yakalayamasalar da, dünden daha olumlu sayılabilecek bir demokratik programa ve örgütsel duruşa sahip oldular ama bütün bunlar, sanki bir fiskede yok olacakmış gibi iğreti durmakta.
Bütün bu belirlemelerim tamamıyla Demokratik Alevi Hareketi olarak değerlendirdiğim yapılar içindir. Cumhuriyetçi Eğitim Merkezi/Vakvı ve Ehlibeyt Vakfı gibi örgütlenmeleri bu değerlendirmenin dışında tutuyorum.
Hem Örgütsel yapılanma ve duruşta hem de Demokratik programda bir türlü netleşemeyen Demokratik Alevi Hareketi, yeni bir savrulmayla da karşı karşıya. Birincisi, siyasete müdahale bağlamında partileşme isteğine koşut kimi kurulan veya kurulacak olan Sol parti içinde yer alma eğilimi. İkincisi ise bunun zıddı. Siyaset meydanında yer almak, “siyasi Alevilik olur, bu yanlıştır, Parti kurmak ya da parti içinde yer almak, bu bağlamda hem yanlış olacaktır hem de Alevileri böler, örgüt tamamıyla iman ve itikat işleriyle uğraşmalıdır, onunla yükümlü olmalıdır. Bireyler, örgüt dışında olarak siyasal tercihte bulunabilir ve siyaset yapabilirler” gibi bir anlayışı temsil etmektedir. Şimdilerde yukardan itibaren bu görüşü dillendirerek önümüzdeki günlere yön vermeye çalışıyorlar.
Kişisel düşüncem, Alevilerin bu gün siyaset sahnelerine çıkmalarının temel nedeni demokrasi ve özgürlüklerle ilgilidir. Bu bağlamda da siyasidir., Bu temelde Aleviler, parti kurmak ve ya örgütlü olarak bir parti içinde yer almak değil güçlü demokratik bir örgüte gereksinim duymaktadırlar. Hem sorunların çözümü için hem de günümüzde ve gelecekte güvence olabilmesi için güçlü bir örgüt zorunludur..
Günün Alevi sorunlarının esası siyasi ve bu bağlamda demokratik olduğu için, ikinci görüş taraflarının iddia ettikleri gibi bireysel bir sorun değil kolektif hareket edilmesi gereken, toplumsal bir sorundur ve örgütle çözüme ulaşır. Aslında kendi içinde tutarlı olacaklarsa, Ulus devlet Modelinin kendinden öncekilere dayattığı en temel şart olan, din topluluklarının kendilerini inanç olarak tanımlamaları ve sadece İman ve itikat işleriyle uğraşmaları yolundaki ilkelerini kabul edip diğer iddialarından vazgeçmeleri gerekir!. Kendilerini tümüyle adına “inanç” denilen iman konusuyla sınırlamaları ve bunu da kişiye özel olarak anlamalarıdır. Bu şart kabul edildiğinde Millet devletin anayasalarında özgürlük alanı bulabilmektedirler ki, batı kaynaklı Klasik Laiklik denilen ilke de bu noktadan üretilmiştir.
Ne ki, söz konusu Aleviler olduğunda bu temel espri tümüyle geçersizdir. Çünkü Aleviler, Ümmet devlette de yasaktılar, baskı ve zulüm görüyorlardı, millet devlette de. Hal böyle olunca, var olma nedenlerinin kendisi başlı başına siyasidir. Bana, yeni türde pasifikasyon yaklaşımı gibi gelmektedir bu ve önümüzdeki süreç, özellikle AABF yönetimince dillendirilen bu yaklaşıma karşı durmakla geçecek. Türkiye’de ABF nu Başkanı Balkız’ın gereksiz parti girişimine karşılık, “aman siyasal Alevilik yapmayalım, bu bireysel olsun, biz İman ve itikat işleriyle uğraşalım, kolektifin asıl görevi budur” türünden yaklaşım tam bir pasifkasyondur ve üretici odağı konusunda ciddi kuşkularım bulunmaktadır.
Açılım konusunda yapılması gerekenler için tabii ki çok şey var söylenecek. Hepsi de önemlidir ama bu vesileyle bu iki noktadaki tehlikeye dikkat çekmeyi çok daha önemli buldum.
------
(*)
Röportajda geçen kimi konu ve kavramları daha detaylı bilmek ve okumak isteyen okurlar, Haşim Kutlu’nun, Kızılbaş Kadın. Alev yay.İstanbul. Kızılbaş Alevilikte Yol Erkan Meydan, Yurt Yay. Ankara. Ateşin ve Güneşin Yeryüzündeki Tezahürü Olarak Bozatlı Hızır- Özel basım Almanya. Kitaplarına bakabilecekleri gibi, “İki zıt Uygarlık Çizgisi” , “Rıza Şehri”, “Demokratik Alevi Hareketinin Demokratik Program Hedefleri” başlıklı makalelerine bakabilirler. (Kokuz.Org, Alevi Gündem.Com, Alevi Haber Portalı gibi sitelerden alınabilir)
*Dursun Ali Küçük: Cezaevi arkadaşlığı yaptık. Çalışmalarınızı değerli buluyorum. Sorularımıza zaman ayırıp cevap verdiğiniz için teşekkür ederim.
*Haşim Kutlu: Bende teşekkür ederim.
24.1.2010


