Anasayfa Röportaj İSMAİL GÜNER-RÖPORTAJ

İSMAİL GÜNER-RÖPORTAJ

alt İsmail Güner kimdir?

 
İsmail Güner, 1967 yılında Elbistan’ın Günaltı (Kistik) Köyü’nde, toprak damlı bir evde doğdu. Henüz çocukken ailesi ile birlikte 12 Eylül darbesi’nden nasibini aldı.
Çocukluğundan bu yana çobanlık, ilkokuldan sonra, Karadeniz’de ticaret ve çeşitli işgücü alanında çalışarak emek süreci ile tanıştı. Karadeniz’de üniversite gençlik çevresinde Kürt ulusal bilinci edindi.  Siyasi faaliyet ve kısa bir dönem muhalif basında "fahri muhabir”lik yaptıktan ve kısa bir mahpusluk döneminden sonra, zorunlu olarak Avrupa yolculuğuna çıktı. Bir dönem Kürdistan Aleviler Fedarasyonu (FEK) yönetim kurulu üyeliği yaptı.  "Bir Mültecinin Anıları" adlı gerçek yaşam öyküsü olan kitabı yazdı.  Yazarın ilk kitabı olan bu eser, bu zorunlu yolculuğun öyküsüdür.
Ayrıca çeşitli yayın organlarında makale, şiir, öykü, vb… yazılar yazmaktadır. Ayrıca kurucusu olduğu internet sayfasının yayın yönetmenliğini yapmaktadır. Nasyonal ve Enternasyonal basın kartına sahip olan yazar, yıllardır Avrupa’da memleketinde uzak, sürgünde yaşamaktadır.
Söyleşimiz:
Dursun Ali Küçük: 1-Alevilik nedir? Tarihi köken ve coğrafya olarak nerede ortaya çıkmıştır?
Köken ve tarihini kısa özetler misiniz?


İsmail Güner: İlkin şu anekdotu anlatmak istiyorum. Henüz yeni yeni bıyıkları terlemiş toy bir delikanlı olarak Karadeniz de ticaret yaparken, İstanbul’dan memleket iznine gelen bir Müftü yakamda tutarak, "Sen Alevisin, oturup bana Aleviliği anlatacaksın! sizin o eline saz alıp tıngı rıng edenler size bir şey öğretmedikleri gibi, tembellikten başka bir şey yaptıkları yok." demişti ve ben çok müşkül bir duruma düşmüştüm. O günden bu yana Kızılbaş (Alevi) inancıyla ilgili ne bulduysam inceledim ama bu ne yeterlimi elbette hayır...

Başlangıçta bir noktada insanlıkla birlikte varlığından bu yana yaşatıp bugünlere getirdiği doğal, evrensel, felsefi dinler vardır. Birde, tek tanrılı (semavi) dinler vardır. Kızılbaş (Alevi) inancın temel öğesi dört kapı, kırk makamı vardır. Dört kapı, dört mekândır. Bu dört mekândan kırk makama taşınır. Her kapının on makam işleyişi vardır. On iki hizmetle yapılan Cemleri vardır. On iki hizmet icracıları ise, Mürşitler, Pirler, (dedeler) Rayberler ve on iki hizmet görevlisi, Semahzenler ve Saz çalan Zakirlerdir. Dikkat ederseniz, doğu, batı, kuzey, güney yine dört mevsim vb. sene on iki ay olması gibi hepsi yukarda saydıklarıma çıkıyor. Bu nedenle Kızılbaşlık, cevheri merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvesi sevgi ile kurulmuş, insanı bilgin mertebesine yücelten doğal ve felsefi, edebiyat ağırlıklı evrensel bir din'dir.

Kızılbaşlık (Alevilik) inancı, felsefesi, edebiyat ağırlıklı olmasıyla aslında dünya sorunlarına çözüm bulabilecek güçte... İnsanlıkta, dürüstlük ve özveri isteyen insancıl bir öğretidir. Kızılbaşlığın kesin şu buyruğu vardır; "gözünle görmediğine inanma, kulağınla duymadığın hiçbir şeye inanmayacaksınız." En zor yanı ise, saygı duyduğu insanda dürüstlük (netlik) ister. Benim Kabem insandır. Kıblem gönüldür. İnsan eksik bir tanrıdır. Tanrı ise mükemmel bir insandır. Ben hakkım haktan gelirim. Okunacak en büyük kitap insandır. İnanç bilgiyle başlar bilgi ise insanın kendisini tanımasıyla başlar. Akıl ve mantığın kabul etmediği hurafelere yobazlığa masal ve hikayelerine karşı gelmedir. Yani Kızılbaşlık (Alevilik) mantık inancıdır. Madem Kızılbaşlık (Alevilik) insanla başlar insanla biter deniliyor. İnsanı esas alıyor dinimiz sevgidir diyor. İnsanı kendi yörüngesine koyuyor, bende diyorum ki ozaman sevgi olgusu insanlıkla başladığına göre demek ki bu inanç insanlıkla birlikte ola gelmiştir.

Kızılbaşlığın (Aleviliğin) vücut bulduğu coğrafya olarak Mezopotamya merkezidir. Ayrıca Araştırmacı-yazar Mehmet Bayrak hoca da, Kızılbaşlığı ve Aleviliği, Sümerler ve Hititler’den bu yana yazılı kaynakların o döneme dayandırdığını ve hiçbir dinin ve inancın başlangıç noktasını tam belirlemenin mümkün olmadığını aktarmaktadır.


DAK-Alevilik bir inanç mı, din mi? Aleviliğin kendine özgü özellikleri temel inanışı neye dayanır?
Alevilik tek tanrılı dinlerden (Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık) önce vardı. Alevilik bu gün kimilerinin söylediği gibi “Müslümanlığın özü” mü?
Yoksa Müslümanlıktan almış, ama İslam’dan ayrı bir din midir?


İG-Biraz öncede belirttiğim gibi, Kızılbaşlık (Alevilik) kendi başına doğal ve felsefi, edebiyat ağırlıklı evrensel bir inançtır. Kızılbaş (Alevi) inancı dogmayı reddeder. bilimin gelişmesini dikkatle izlerler. Bilim insanla başlamıştır. İnsanla devam etmektedir. Deneyerek, sınayarak, yanlış yaparak, doğrusunu bularak, test ederek insanlık bugüne kadar gelişimini sürdürmüştür. Hiçbir insan ne şimdi ne de 'doğuşta mutlak bilgiye sahip değildir. Bundan dolayıdır ki; Alevilik tarihi insanlık tarihidir diyoruz. Ne zamanki dinler bilime karşı çıkmış, insana dair gelişmeleri reddederek imhaya gitmişlerse, Kızılbaşlar (Aleviler) bilimi 'sır' etmişler.

Yani Hz. Ali'nin hakkını vermediler diye camide öldürüldü diye, Semah mı yürüyor (dönüyor) Aleviler. (Kızılbaşlar) Halifeliği verselerdi ve camide namaz üzerinde öldürülmeseydi, muhalefet ettiklerimi, cem bağlayıp semah yürünecekti yani! Madem "İslam’ın özü"sünüz Ehli-Beyt soyundan geliyorsunuz, Kızılbaşlıkta (Alevilikte) dem semahları var. Bunun izahını yapamıyorlar. Şimdi birde bu hurafeler derler ki, Hz. Ali İslam dini savaşında kullandığı Zülfikar ismini verdiği kılıcı, kırk arşın uzatırdı(!) Peki kırk arşın uzatılan kılıç kaç ton ağırlıkta olur acaba? Bunu bir insanın tek başına kaldırması mümkün mü...Hz. Ali atı düldülü uçaktan daha hızlı sürerdi (....) Peki, sormak lazım o dönemde balta kılıç vs. yeni yapılıyorken, uçak olmadığı gibi adı bile telafüz edilmiyordur. Yok efendim Kaf dağına binip dağı yürütüyormuş(!) çok açık ki bunlar dünkü takkiye ve hurafelerin uydurmalarından başka bir şey değildir. Burada samimi Müslümanları tenzih ederim fakat, İslam kesimi takkiye ve hurafelik yapanlara neden dinimizi sulandırıyorsunuz diye hesap soracaklarına, bu takkiyeci ve hurafelerle aynı güzergahta hareket ederek, yobaz, gerici, ve kafatasçı güruhu tahrik ederek, mahsum Kızılbaş (Alevi) insanların kanına girip canını yakıyorlar.

 Mezopotamya ve Anadolu Kızılbaşlığının (Aleviliğinin) İslam’la ilgili yünü, tarihsel "korku" nedeniyle ilgisi var. Kendini "İslam’ın özü" olarak görenler, kendilerini ve aile çevresini tehlikede gördüklerinden dolayı, kimliğini, inancını inkar ederek, gizleyerek, Müslüman’ız camide bizim, namazda bizim, kuranda bizim diyerek takkiye yaparak, Kızılbaş Aleviliği İslam'ın kuyruk sokumundan at sineği yapmaya zorlamışlardır. Ayrıca Kızılbaşların (Alevilerin) iki mitolojik anlatımı var. Naciye ve Naci (Şit peygamber) Adem ve Havva...Kendilerinin "İslam’ın özü" ve Muhammed'in ve Ali'nin bendesi görenlerin en komik söylemlerinden biride, sırlanan -gizlenen, ulu orta yerde söylenmeyen- kırklar söylencesidir. Hatta bazıları da "Kırklar Meclisi”ne Ebubekir'i, Osman'ı, ve Ömer’i de eklemişlerdir. İkincisi; üçler, beşler, yediler'dir.

Örneğin; bir deyişinde koca Haydar derki; "Pir Sultanım dünyaya dolu geldim, dolu benim. Bilmeyenler bilsin beni ben Ali'yim. Ali benim." derken, herşeyi insanda görmüyor mu! o halde neden Hz. Muhammedi miraca çıkarıyorsunuz! Allah ile göğün yedi katında buluşturuyorsunuz! Hak Ozanların Hz. Muhammed’in miraca çıkışını içeren deyişleri ve kendini Hz. Muhammed, Ali ve İmam Cafer’in bendesi olmakla övündüğü nice ilan eden nefeslerinin var olduğu elbette biliniyor.

Ancak! Ozanlar, üç kapıda da şiir ve nefesler, deyişler söylemektedirler. Sırrı Hakikat Kapısı'ndan geçmeyen ozan, gerçeği bilmeyen ozan neyi söyleyebilir? Muhammed, Ali, Caferi sadık vb. bendesi olan nefesleri Sırrı Hakikat Kapısı'na kadar "Din ve diyanet'i söyleyebilir ancak!... Sırrı Hakikat Kapısından önce Yol'a girenlerin bildikleri 'yalan'dan ibarettir. Daha doğrusu Pirler, Mürşitler, Dedeler yalan söylemezler ama doğruyu da söylemezler deniliyor. Her şey son kapıda ayan beyan anlatılır. Kızılbaşlığın (Aleviliğin) Sırrı Hakikat Kapısı'nda geçen Hak Ozanları, Anadolu halkları arasında söyledikleri deyişlere sadece bir iki kelimelik 'Sır' ( gizlenen, yani ayan beyan söylenmeyen) katıyorlardı onuda ancak Sırrı Hakikat Kapısı'nda geçenler anlar. Örneğin; Pir Sultan bu deyişinde;
"Ay Ali'dir gün Muhammed
Üç yüz altmış altı sünnet
Balıklar da suya hasret
Çarh dönerler göl içinde."

Buradaki Ali'yi Muhammet'i atalım. Geriye ne kalacak;
"Üç yüz altmış altı sünnet
Çarh dönerler göl içinde..."

Ne demek istiyor? Maya süte karıştı. Süt mayalandı. Aradan 40 gün geçti. 41. gün üç yüz altmış altı uzuv tamamlandı. ana rahminde Kırklar semha başlayıp Bir'i selamladılar. Yani ilk insanın oluşumunu! Göl, ana rahmi içindeki, kese içindeki sudur! Pir Sultan sır saklıyor, hem de Ali ile Muhammet'in örtüsü altında.
Peki soruyorum, Ehli-Beyt ailesinden veya On İki İmamlar'dan birisine ait Alevi deyiş'i okuduklarına dair bir örnek gösterebilirler mi? tabiki hayır! veremezler...Fakat Hak Ozanların onlara atfen söyledikleri deyişleri, onlara aitmiş gibi kendinden emin iddiaları sürdürmekten vazgeçmezler!
Alevilerde üçler, beşler ve yediler ile kırklar çok önemli rakamlardır. Aleviler bu rakamları açıklamazlar. Çünkü sır bunlarla ilgilidir. Bu rakamları saklamak için de bir çok rakam sayarlar. Alevilerin çoğuna Üçler nedir, diye sorduğunuzda genellikle Allah, Muhamet, Ali derler.
Ünsal Öztürk'ün "Damlanın İçindeki Gerçek" adlı kitabında üçler, beşler, yediler şöyledir;
Üçler; vücut, can ve ruhtur. Can, kan demektir.
Beşler; beşlerin dördü dünya, biri insanla ilgilidir. Dört, ateş, rüzgâr, su ve topraktır. Ateş ve rüzgâr bir, su toprak birdir. beşincisi ise candır. Can üçlerin toplamıdır. Vücut, kan ve iradenin toplamına Can denir, yani insan. Yediler; Yediler olmazsa Kırklar olmaz.
Yediler; Dünya'ya ait olan dört ile insana ait olan üçten meydana gelmektedir. Dört, ateş, rüzgâr, su ve topraktır. Üç ise can, canan ve çobandır. Çoban çocuktur. Gelecektir. Can erkek, canan kadındır.

Daha dünkü Alevi şairi Aşık Veysel dahi, "Ben Allah'ta, Allah bende birleşti" diyor.

DAK- İran'da egemen olan Şiilik, Sünni İslam tarafından 5.mezhep sayılıyor. Oysa geçmişten bu yana İslam ve Müslümanlığın egemen sürdüğü bütün ülkelerde Alevilik İslamiyet’ten sayılmamıştır ve İslamiyet’in bir mezhebi olarak kabul edilmemiştir.
Bana göre İslam’dan almış ama Alevilik İslam’ın bir mezhebi değildir. Alevilik İslam’dan görünüp İslam’a uymadığı için mi bu güne kadar hep dışlandı ve egemen İslam tarafından ezildi ve hala da ezilmesini ve baskı görmesini nasıl izah edersiniz?


İG-Kaldı ki, Aleviliğe, Allah, Muhammed, Ali, On İki İmam ve Hünkar Hacim Bektaş Veli'lerin eklenmesi on üç asırlık bir tarihi mazisi var...Alevi inancını Allah, Muhammed, Ali ve On İki İmam yani Ehli-Beyt'ten ibaret gören ve güdenler, İslam'ın fotokopiciliğini yapmaktan metafizik masalları anlatmaktan öteye gidemezler...!

Kızılbaş (Alevi) katliamlarını gerçekleştirenler esasen İslam dinini sulandırmaya çalışanlar; İslam'ın kuyruk sokumunda at sineği olmaya Alevileri zorlayan Türk-İslam sentezci yanaşma hurafe ve takkiyecilerdir. Çağdaş bir topluluk iki yüzlü olmamalıdır. Kaldı ki, şöyle bir iddia da var; Selçuklular, Osmanlı ve TC devlet yönetimleri, Alevi dergah-ocaklarını kendine bağlamak adına Soy-Şeceresi verildiği söylenir. Bu devletlerin muhaliflerini ortadan kaldırma oyunlarından biri olduğunu sanarak Alevi dergahlarının ileri gelenlerinin ortadan kaldırılmasını önlemek ve yaşayabilmeleri için, bir takım çingeneyi, dergahların ileri geleni diye bu yönetimlere tanıtarak, Soy-Şecereler verildiğinden söz edilir. Ben, bu sözü edilen dört semavi dini kitabı ve Elmalı Yazırın Tefsirini de inceledim. Davut'un Zebur'u şarkılardan ibaret zaten. Tevrat ile İncil de Kuran'ın toplamıdır.

Mezopotamya ve Anadolu’daki Kızılbaş Aleviliğin bugünkü Şeriatçı İran Şiiliği ile hiçbir bağlantısı yoktur. Fakat Kızılbaş Aleviler Hz. Muhammed'in torunlarından Hz. Hüseyin'in Kerbela direnişçiliğini esas alır ve büyük saygı duyarlar. Ancak İslam kesimi Kabeye gider. Madem 'İslam’ın özü'sünüz, Kabeye gitmen gerekmiyor mu? oysa Kızılbaş (Alevi) "Benim kabem insandır" diyor.
Şimdi bu hurafeler, şu sevdadan vazgeçmek zorundalar; İslam değiştirildi, hakiki İslam biziz. Bizde İslamı kurtaracağız demek 1.5 milyar Müslüman’ı tanımamak demektir.

DAK- Alevilik bu gün bazıları tarafından monist ve evrensel ruhun mutlak egemenliğinden gösterilse bile düalist değil mi?


İG-Bir kişinin veya bir akımın düalist olması için dünyayı ve insanı yapan yaratan tanrıların farklı farklı olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Oysa Aleviler çamur hikâyesini kabul etmez! Onu eleştirir. Dünyaya geliş yolu tektir ve o da doğumdur. Doğumdan başka yol yoktur! Başköylü Hasan Efendi derki; “Ana yolundan başka dünyaya gelen yol yoktur. Herkes kendisini ana yolundan ispat edebilir. Bu yolların biri var’la geliyor biri de yok’la geliyor. Varla gelen yol doğuş yoludur, yokla gelen yol yaratılış yoludur. Allah bunları yoktan yaratmış; hiç yoktan âdem (insan) doğar mı? Yoktan gelenler doğuştan doğduklarını görmedikleri için kendilerini inkâr etmişlerdir."

Kızılbaş Alevilikte, dua psikoterapi olarak uygulanırsa, çağdaşlaşır. İcracı Pirlerin görevlerinden biride psikolojiyi bilmesidir. Ne yazık ki günümüzde, Kızılbaş Alevi duaları egemen sistemin hizmetinde ve başka şeyler içermektedir. Ama Kerbela suyu diye dedeye dualatıp, insanların şifa bulması gibi metafizikçiliğe çanak tutmak, bu mantık inancına terstir. Mesela en büyük yanlışlardan biride, dualarla kuranla bütünleşiyorlar. Hem de başlar bu kuran başkaları tarafından yazıldı diye karşı söylenirler.
Kızılbaş (Alevi) yol erenleri insanlığa öncü olacaklarsa, bilimselliği inanca esir etmemelidirler.

DAK-Alevilik insan merkezli bir felsefe ve inanışa dayanır. Enel-hak ve bugün Dersim Alevilerinin inanışında Rea Haq, İran’da Goranlıların önemli bir bölümünü kapsayan ve adına Yerasanlılar denilen Enel-Hakçılar, Hallacı Mansur, Nesimi ve Suverdi gibi şahsiyetlerce savunulan Enel-Hak inanışı ve felsefesi Aleviliğin her ekolünde şu veya bu şekilde var mıdır?
Bu insan-merkezli felsefe ve inanış bir ölçüde hümanizm mi?


İG-İnsan Tanrı'nın en yüce görüntüsü ve belirtisidir." düşüncesini savunmuştur.
İnsan ise tapılacak varlıktır. İnancın merkezidir. Bu nedenden ötürü "Benim Kâbem İnsandır." diyor. Saydığımız bu isimler, İslamiyet’e karşı geliştirmiş olduğu akılcı ve bilimsel yaklaşımları ile dönemin en önemli düşünürleri olmuşlardır. Kızılbaş Alevi inancını terennüm eden her şahsiyet ve her akım "Enel-Hak" inanışını esas almak zorundadır. Örneğin Şebehattin Suhreverdi'nin tanrıyı ele alış yöntemi öz olarak, "insan bir tanrı, tanrı mükkemel bir insandır." deyişinde somutlaşmıştır. Yine Ebul Vefa-i Kurdî, Kızılbaş Aleviliği sistemleştirerek ibadet törenlerinde kadın ve erkek eşitliğini sağlamıştır.

Kızılbaş Aleviliği İslam’ın tasavvuf bölümü olarak almak maksatlı değilse, saflıktır. Kızılbaşlık bilime en yakın duruştur. Kızılbaş Aleviler katliam korkusundan dolayı takkiye yapmaları bugün gerçeklik olarak toplumun önüne sürmek iki yüzlülük ve korkaklıktır.

Bu Yol düşünürleri Halacı Mansur, Suhreverdi, Ebul Vefa, Nesimi, Pir Sultan ve Osmanlı kalıntıları üzerine inşa edilmiş olan Türk Cumhuriyeti dönemindeki, Kasımoğlu Mamadali isyanı, Koçgirî isyanı, Dersim soykırımı, Elbistan-Maraş, Çorum, Malatya, Sivas, Gazi katliamlarına rağmen günümüze dek gelinmiştir.


DAK- Türkiye ve Kürdistan’daki Alevilerin genel, ortak özellikleri ve ayrılan yanları nelerdir?
Pir Sultan, Kızılbaşlık ve Dersim Aleviliği vb ile Bektaşilik arasında ortak yanlar nedir? Sizce aynı mıdır? Aynı değilse farklılıkları neye dayanıyor?


İG-Kızılbaş (Alevi) inancını benimseyenler sadece Kürdler ve Türkler değildir. Arap, Romen, Arnavut (Balkanlardaki Bektaşiler) vb. çeşitli halklardan insanlar inanmaktadırlar. Bugünkü Bektaşilik ve Alevilik (Kızılbaşlık) bir Osmanlı oyunundan başka birşey değildir. T.C döneminde ise, Bektaşiler kemailistleşirken, Kızılbaşlar (Aleviler) muhalif tavır alıyorlar. H. B. Veli ile ortaya çıkan Bektaşilik, inanç ve felsefe olarak Kızılbaşlığa benzer özellikler taşımasına rağmen pek çok konuda, öncelikle içerikte Kızılbaşlıktan ayrı düşer.
Dolayısıyla, Pir Sultan, Kızılbaş (Alevi) devrimci ve direnişci ruhu esas alırken, Bektaşilik Osmalı sistemiyle uzlaşmaya çalışmıştır. Osmanlıdan bu yana katliamlar Kızılbaş (Alevi) Kürtlerin olduğu yerlerde uygulanmıştır. Ancak Bektaşilerin bulundukları yerlerde bu tür katliamlar olmadığı gibi, sistemle uzlaşarak Kızılbaş Kürtleri sindirmek için, uzlaştıkları egemen güçlerle katliamlara ortak olmuşlardır.

Şimdi bazı yeni üniversite araştırmacı öğrenciler, Kızılbaş (Alevi) yolunu sürenlerin üzerinde sosyolojik araştırmalar için kendini topluluğa tanıtmak amacıyla yaparken, geçmişte çeşitli fraksiyonların çevresinde bulunup Alevi dedeliği yapanlarla ya kişisel problemi yüzünde ya da birikim yetersizliğinden dolayı yaşanmış olumsuzlukları ön planda tutarak, ve o bölgede bu yol süreğinin ağırlıklı edebiyat yönünü esas alarak, bölgedeki dede'yi abartılı sunmaya çalışmaktadırlar. Örneğin, bir dönem TRT sanatçılığı yapan Arif Sağ, belki iyi bir bağlama ustasıdır ama,  TRT kurumunda okuduğu deyişin arka planının gerçekliğini görüp etkileniyor ve Kızılbaş (Alevi) deyişlerinin taşıyıcı kadroları Pir, dedelerden deyişleri alıp türküleştirerek, ense kalınlaştırdıktan sonra, vefa borcunu ifa etmek içinde katıldığı festivalde bilmem "filan kes olmasaydı şuanda Müslümcüler gibi kendimi jiletleyecektim" demektedir. Sıkılmadan da Dersim Kızılbaş (Alevi) Pir, dedelerden deyiş vs. alamamış olacak ki, "Dersim Aleviliğinde edebiyat yoktur diyecek (!)

DAK-Egemen Sünni İslam tarafından Alevilik hep dışlandı, yasaklandı, Sünnileştirilmeye çalışıldı.
Osmanlı ve TC döneminde yasak, baskı ve Alevi katliamları sürdü.
TC’nin laiklik anlayışı Alevi inkarı üzerine sürdüğü halde, Alevilerde laikliğe karşı yanlış bir algılama yok mu?


İG-Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasında Kızılbaş (Alevi) yerleşim yerlerine sosyolojik araştırma yaparak tarasanız birbirine benzemeyen inanç özelliklerle (ritüeller) karşılaşırsınız. İslamiyet’in başından itibaren gelmiş geçmiş bütün iktidar ve bugünkü Cumhuriyet kılıklı sistemi dahil Kızılbaşlara (Alevilere) yaptıkları katliamların ve ortaya serdikleri kan gölünü açıklamayarak, geçmişiyle yüzleşemiyor. Ne yazık ki, Aleviler katliama uğrayıp mağdur olduğu halde TC'nin ırkçı, Türk-İslam sentezi olan kökten dinci yüzünü göremeyip, devletin laiklik (olmayan) palavrasına taraf olmaktadırlar.
T.C 1924 anayasasında Tekke ve zaviyeleri kapatan Atatürk, Cem evlerine boy boy Atatürk'ün resimleri asılmaktadır. Siyasi liderlerin resimlerini tapınaklara ve ibadethanelere asmak inancı siyasallaştırmak değilse nedir. Bu ikiyüzlülüğü yapan bir kaç işgüzar Aleviliği temsil edemez. Kaldı ki, Türkler Kürtleri hep din kardeşliğiyle kandırdılar. Ne Sünni Kürt Müslümanları dünyadaki Müslümanlar arasında birinci sınıf Müslüman’dır, nede Kürt Alevileri dünyadaki Aleviler arasında birinci sınıf Alevidir. TC'nin kendini koruma, savunma ve güçlendirme yöntemlerinin araçlarının ve dayandığı dinamikler, 'Komünizmle Mücadele Dernekleri' gibi yapılanmalarla Türkiye Devrimci Gençlik Hareketlerinin özelde Kürt Alevilerin, genelde Alevilerin yaşadıkları coğrafyada acımasızca üzerine giderek Camilerde Kürtlüğün ve Aleviliğin anti-propagandasını derinleştirerek sistemini korumaya çalışmıştır. Örneğin bizim yörede olmayan laikliğin hararetli savunucusu Elbistanlı Halil Öztoprak, "Hacca gitmeyin, ordu hakkını düşkün araba yem etmeyin" diyerek, TC ordusuna kuran hutbesi yorumlarıyla destek çıkıyor ve söylediklerinin tam tersiyle karşılaşarak, yirmi hanelik köyü ile birlikte haritadan silindi.

T.C devleti tahakküm kurduğu katmanlardan kendine bağlamak için işbirlikçi sıkıntısı çekmiyor. Örneğin, bugünün İzzettin Doğan'ı, Kılıçdaroğlu, Kamer Genç gibi, dönemin TBMM Adalet Komisyon Başkanı Çorum Alevilerinden (aynı zamanda cuma namazıda kılan)  Çorum Milletvekili Cemal Şahin, Akdeniz bölgesindeki Alevi ileri gelenlerinin toplandığı Mersin Divan Otelinin teras katında düzenledikleri Alevi konferansına -devlet adına katıldığı aşikâr- katılacağını öğrenince, davetim olmadığı halde bende dinleyici olarak katılayım derken, güvenlik polisi davetim olmadığından geri çevirdi. O arada asansörle aşağı inen uzun sakallı bir dede beni alıp konferans salonuna çıkardı. yapılan konferansa ara verilince, bir fırsatını yakalayıp köşede Cemal Şahin'e, bizim bölgedeki Kürt Alevi kesimine baskı vs. uygulanıyor. sizse burada Alevilere devleti benimsetmeye çalışıyorsunuz. Bana, "ezelden beri politikalarıdır bunların!" Mübaşirine dönerek, kartvizit vermesini ve olup bitenleri fakslamamı istedi. Daktiloda bir kaç köy muhtarı adına yazdığım dilekçenin altına bir okul mührünü kaynamış yumurtayla mühürleyerek bir kaç sahte imza atarak, postanede faksladım gitti mi bilemiyorum ama, sonra bir gün televizyonda mikrofon uzatılarak altına verdikleri kırık sandalyeyle yere yığılmasını kamuoyuna izlettirip dalga geçtiklerini üzülerek izledim.
Devam edecek
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile