Anasayfa Röportaj İSMAİL GÜNER-röportaj-Alevilik

İSMAİL GÜNER-röportaj-Alevilik

alt-2.bölüm/

Dursun Ali Küçük-Alevilik bir kimlik mi? İnanış, kültür, felsefe ve yaşam tarzı bakımından?

İsmail Güner-Kızılbaşlar (Aleviler) inanç kimliğini kazanmadıkça, her çevre kendine göre yontarak yorumlar. İşte başka inançların fotokopisi yapılır. sınıf kimliğiyle sosyal seviyesi, meslek kimliğiyle yani kültürel seviyeyi, etnik kimliğiyle ulusal seviyeyi vb. Alevi kimliği denebilinir. Bu kimlikler özgürleşmeden Alevilik yapılamaz.

DAK- Aleviler kimliğini korumak için hep muhalif oldular, kendileri için mücadele ettikleri gibi ezilenden ve mazlumdan yana oldular. Bunu neye bağlıyorsunuz?

İG-Kızılbaşlık (Alevilik) kendi yörüngesinin merkezine insanı koymaktadır. Adalet,eşitlik, ve hümanizm ağırlıklı bir inanç olduğundan dolayı her zamanda mazlumdan ve ezilenden yana tavır alacaktır. Amaç önemlidir. Çünkü amaçsız yürümek karanlıkta ışıksız yürümeye benzer. Kızılbaş (Alevi) inancının dik duruşunun temel harcı, aslını inkar eden haramzadedir. Haklı ve mazlumdan yana tavır gereği Kızılbaşlığın temel şiarı olmuştur.

1971 devrimci dalganın bastırılmasında devletlüzade İzzettin Doğan ve ona bağlı bir kesim Antep, Malatya, Maraş yöresinde bulunan müritleri ile işbirlikçi Aleviler ve Bektaşiler büyük roller oynadılar. Pir, Seyit, Dede olan bu kesimler içinde halk arasında devrimci gençlik hareketinin anti-propagandasını yapmadılar değil. Tıpkı günümüz hükümet ve devletin çalıştaylar düzenleyerek dağılmış bir çok parçalı üniter kafa yapısını toparlamaya çalıştığı gibi oyunlar sahnelenmiştir. Yine Mehmet Bayrak hocanın elinde bulunan ve bir tarikat mensubunun  -ki takkiye ve hurafelerle birlikte yazmıştır-yazdığını açıkladığı 1973 yılında Maraş’ta çıkan bir kitapçık da “Hakiki Aleviler Müslüman’dır.” denildiği bu kitapçıkta açıkça -3K- Kızılbaş, Kürt ve Komünist kimliği ile doğrudan insanlar hedef alınıyor. 1973’de yayımlanan bu kitapçık içeriğinde Şii'lik, ve İslam'ın bir tarikatı, mezhebi gibi bir Aleviliği kabul eden ve hazırlayan kuşkusuz tek başına bir tarikat kişisi değildir! Bu kitapçığı hazırlayanlar, 'İslam'ın özü'yüz ve "gerçek Müslüman biziz" diyen takkiyeci ve hurafe anlayışını sürdürenler birlikte hazırlamışlardır. Bu kitapçıkta doğrudan Maraş Katliamı’nın alt yapısı hazırlanıyor ve Elbistan’ın faturası da onlara çıkarıldı.

DAK-Devlet ve AKP hükümeti Alevi Açılımından söz etmektedir. Bu Aleviliğin kabul edilip İslamlaştırılmaya çalışılması mı?
Aleviliği bazı iyileştirmelerle Sünnilik içinde eritme mi?
Alevi açılımları tartışmaları olumlu bir hava yaratsa bile Alevilerin gerçek anlamda demokratik, inanış vb hakları tanınabilecek mi?

İG-Her dönemde olduğu gibi, Alevilerin bu enli düzen partileri arası popülist olmasının temelinde gerçek neden, oluşabilecek Alevi örgütlenmesinin önüne geçmek ve yaklaşık otuz küsur senedir, mücadelesini boşa çıkaramadığı Kürt özgürlük mücadelesinden uzak tutmak, iktidarları için yedek vagon yapmaya çalıştıkları gibi, günümüz iktidarın da diğerlerinden farkı, Cumhurbaşkanı, Başbakan, ve Bakan düzeyinde muhatap olmalarının ötesine geçmeyecektir. Bu "Alevi çalıştayları'na katılanlar ise, geçmişte olduğu gibi bir kaç ihale almak için, Alevi toplumunu ve Alevi inancını pazarlamak için, pişkince davranmaktan başka bir şey değildir.

Avrupa’da mazbatalı dedeler görevlendirilmiştir. Bunun mimarıda, 12 Eylül sonrası Türk-İslam sentezine destek ve asimile etmek adına ordunun kurduğu MDP’ de devlet işbirlikçisi İzzettin Doğan parti kurucular kuruluna alınarak, mazbatalı dede olarak o günden bugüne Cem vakfı adıyla Alevi İslam din hizmetleri adı altında müritleriyle egemen rejimin soytarılığını sürdürmektedir.

DAK- Kimileri devletin memurluğunu yapan Diyanet İşleri Başkanlığı gibi Aleviliğe hak istemektedir. Aleviliği devlet memurluğuna indirgemek, devlete bağlamak sizce doğru mu?

İG-"Alevi-İslam Din Hizmetleri" adı altında Alevileri İslam’a asimile etmede devletin örtülü ödeneklerle finanse ettiği Cem Vakfı ve onun başındaki mazbatalı dede unvanlı prof. İzzetin Doğan, siyaset zemininde Ali Haydar Veziroğlu, (dönemin Demokratik Barış Hareketinin başına oturtulan) ve günümüzde ise, Kamer Genç ve Kılıçdaroğlu, gibi devşirme ve 1990 yıllından itibaren Avrupa ve Türkiye'de Alevi kuruluşlarına demir atmış bir kısım dönek solcu devletin ve onun iktidarın ortağı konumundadırlar. Tabii iktidarın 'Alevi açılımı' projeleriyle Alevi çalıştaylar düzenlemesini fırsat bilen kırıntı düşkünleri şimdiden diyanetten pay almak için ellerini ovuşturmuyorlar değil! Yani sistem dalkavukçu bulmaktan sıkıntı çekmiyor. Her dönemde olduğu gibi Alevileri değil, ama kendini pazarlayacak takkiyeci ve hurafe dalkavukçu çoban köpekleri olacaktır.

Yazdığım bir gerçek yaşam öykü kitabını üç Avrupa ülkesinin sınır hattında olan Hilton Oteli salonunda cem yapılmaktaydı. Ara yerde kitapları masaya koymak istediğimde görevlilerden biri, "burada insanlar ibadet için gelmiş" gibisinde laflar etti. Belki eskiden kuş uçmaz kervan geçmeyen dağlık kapalı alanlarda cemler yapılıyordu. Fakat, şimdi modern salonlarda yapılıyorsa da kafalar çağdışıdır. Kitapta korkan bir Kızılbaş (Alevi) topluluğu olması mümkün mü? aslında bu tür cemleri bağlayan post dedeleri beraberinde kuranda bulunduruyorlar.

DAK-Alevi cephesinden cem evlerinin açılması, zorunlu din derslerinin kalkması, Aleviliğin tanınması, Madımak otelinin müze yapılması vb haklarla sınırlı kalan istekler bulunmaktadır.
Devlet bütün dinlere ve inanış-kültürlere eşit mesafede durup, devletin resmi dininin olmaması temeliyle Aleviliğinde özerk ve “bağımsız” örgütlenmesi ve kendi alanını yaratması daha doğru değil mi?

İG-T.TC’nin 1924 anayasası, Kızılbaşlara (Alevilere) sorun, neden değinme gereği duymazlar! Çünkü bu yasa son kertede Aleviliğin yok edilmesine neden olan, bir anayasadır da ondan. Kızılbaşlık (Alevilik) için canlarını ortaya koyanlar aşağılanırken, M. Kemal gibi Aleviliğin yok edilmesinde büyük sorumluluk sahibi olanlar, Alevi önderliğine yükseltilmeye çalışılmıştır. Cem evlerine liderlerin posterlerini ve bayrakları asarak, Kızılbaşların (Alevilerin) yaşam tarzlarını çarpıklaştırmaktan öteye gidilemez.

Bakın Hıristiyanlığın olduğu ülkelerde Kiliseler devletten bağımsız dini vecibelerini ifa etmektedirler. Fakat T.C devletinin ne menemen bir laik devletse bu, İslam'ın Hanefi mezhebini devletin resmi diyanet işleri başkanlığını kurarak, bir kaç bakanın bütçesini aktararak finanse ediyor. Şimdi devlet Aleviliği tanısa, Cem evlerini ibadethane olarak kabul etse, Madımak Oteli Müze yapılsa vb hakları anayasa maddesi kapsamına koysa bile, zihniyet değişmedikçe bir anlamı kalmayacağı gibi, başka bir iktidar gücü gelir anayasayı değiştirir eski tas eski hamam başa dönülür. Kısacası laik bir devletin resmi dininin olması abesle iştigaldir.

DAK-Kürdistan Aleviliği ile Türk Aleviliği hangi noktalarda birleşiyor ve ayrışıyor.
Özellikle Bektaşilik eliyle Kürdistanlı Alevilerin Türkleştirilmeye ve Bektaşi yapılmaya çalışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İG-Mezopotamya ve Anadolu’daki Kızılbaş Aleviliğin, aslının Ahmet Yesevi3ye dayandığı yalanını, H: B: Veli'yi araya sokarak kabul edilebilir kıldıklarını sanıyorlar. Oysa Kızılbaşlık (Alevilik) H. B. Veli'den çok önce Mezopotamya ve Anadolu’da vardır. Aleviliğin Bektaşi kolu Türk ve Türkmenlerden oluşmuyor. Oysa Türkler Anadolu'ya geldiklerinde Hanefi İslam’dırlar. Türklerin Alevileşmesi Anadolu'ya gelişlerinden sonradır. Oysa Kızılbaş Kürtler bu bölgede önceden yaşamaktadırlar.

Mezopotamya ve Anadolu’daki Kızılbaşların (Alevilerin) Osmanlıya karşı bütün isyanlarının bastırılmasında Bektaşi Yeniçeriler rol oynamıştır. II. Mahmut dönemindeki karşıtlığından sonra itibar kaybeden Bektaşilik, Mezopotamya ve Anadolu Kızılbaşlığına yaklaşım içine girmiş, tekrar iktidarla ilişkilenince, yine iki yüzlüce Kürt Kızılbaşlığı, özünden saptırarak Türkleştirme ve asimile etme çabalarından vazgeçmemiştir. II. Mahmut sonrası kovuldukları Osmanlı kapısına İttihat-Terakki kliği vasıtası ile yeniden iktidarla ilişkilenmişler.

Ben, Ankara’da askeri basımevinde asker iken, basılan tüm yasaklı yasaksız yayınlar içinde şunu fark ettim; Kızılbaş (Alevilik) ile ilgili yayınlar yasaklar kategorisindeydi. Ancak Bektaşilikle ilgili yayınlar ise yasaksız çizelgede yer alıyordu. Kelime düzeyinde Alevilik yasaktır. Ama Bektaşilik yasak değildir.

DAK- Rea Haq olan Dersim-Koçgiri Aleviliği ile Kürdistan’ın diğer bölgelerindeki Aleviliği nasıl görüyorsunuz? Bunların farkları ne ve birlik nasıl oluşturabilirler?

İG-Tarihin çeşitli dönemlerinde zorba ve tiranlardan kaçan insanlar, kendine en emin yeri Dersim coğrafyası olarak görüldüğünü söylerler. Dersim Kızılbaşları, (Alevileri) başından beri Osmanlı ümmetçiliğine karşı tek muhalif güç olmuştur. Dersim Kızılbaşlığı bölgesel olması, politize olamamasından dolayı, Osmanlı'nın Kürdlerin bulundukları bölgelere yayılmasına engel olamadı. Dersimin Kürt Kızılbaşları, Dersimden Horasana, göç etmişler. Horasandan, Malatya'ya, oradan eski yerleşim yerleri Dersime tekrar yerleşmişlerdir. Dersim Kürt Kızılbaşlarının iki temel ocağının kurucusu Kureyş, ve Kalê Mansur kurucu ocakları, gittikleri yere kendi özelliklerinin etkilerini bıraktıkları gibi, oranında bazı özelliklerini zenginliğine katmışlardır. Ayrıca Dersimde Xızır kültü ve onu yaşatmaları ağırlıktadır. Her inanç kendi iklimi içinde yaşamsal farklılıklara bürünür.

Osmanlı döneminde Dersim Kızılbaş Alevilerini asimile etmek için, Bektaşi dergahından misyonerler göndermiştir. Daha sonra Cumhuriyet döneminde de Hanefi din adamları elinde kuranla İslam’a asimile çabaları sürmüştür. Bugün Ahmet Yesevi'yi kendi bendesi olarak görenler bu çalışmaların eseridir.

Kızılbaş Kürt kimliğiyle ikili muhalif kimliğe sahip Dersim 37-38'de eşi benzeri görülmeyen insanlık dışı uygulamalar yaşanış. Dersim hem bu insanlık dışı uygulamalara, hem de batı illerine sürgün edilmeyle, iki kez yaşadı. Böyle bir zulmü kimse tarihte yaşamadı. Kerbela katliamındaki Yezit, cemlerde lanetlenir, fakat 37-38 Dersim soykırımındaki sayısız Kürt Kızılbaşı katleden ve dersimden sonra Elbistan-Maraş, Malatya, Çorum, Sivas, Gazi katliamları gerçekleştiren egemen güçleri ve onun takkiyeci hurafe dalkavukçu tayfasına neden aynı tavır alınmıyor? Onun üçüncü imam gibi lanse edilen M. Kemalin Aleviler açısından ne anlama geldiğini nasıl açıklıyor?. Şimdi de Kürt Kızılbaşlığın ana damarını Munzur barajları inşaa ederek, kesmek istiyorlar.

Katliam ve soykırımlar gerçekleştiren egemen güçler, kendisinden zayıf ve tertipsiz, toplulukların asimilelerinde iki türlü girişimde bulunurlar; Birincisi, kendi eğitim sistemleriyle hükümranlıklarının altına almaya çalışırlar. İkincisi, eğitim dayatma yoluyla tahakkümleri altına alamadıklarına güç unsuru uygulamaya çalışmalarıdır.

Ayrıca Dersimdeki Kızılbaşlığın (Aleviliğin) kendine özgü ritüelleri, ilişkileri vardı. Zaten bu ilişkileri de koparmak, bu topluluğu dağıtmak için de ilk çalışmalar Abdülhamid’in ardından İttihat döneminde Hanefi din adamları elinde kuranla yapıldığıdır. Örneğin, Pir Seid Rıza'nın idamı öncesinde söylediği "Evlâd-ı Kerbela’yız." sözünün Dersim Katliamı’nın celladı İhsan Sabri Çağlayangil tarafından ne kadar doğru aktarıldığıdır!...Büyük ihtimalle Pir Seid Rıza, 'bu yaptığınız Kerbela faciası ve zulümüdür. Biz, Kerbela direnişindeki gibi boyun eğmeyeceğiz' demiştir. Alevi-Kürtleri İslam’a bağlama amacıyla, Mezopotamya ve Anadolu Kızılbaşlığının (Aleviliğinin) Ehlibeytin devamı olduğunu bilinçli bir şekilde Pir Seid Rıza'nın sözlerini 'Evlâd-ı Kerbela’yız.' diye aktarmış olabilirler diye düşünüyorum. Bugün kendilerini Ahmet Yesevi'ye bağlayan dedelerin olduğu bunun en açık kanıtıdır. Bunda dönemin devlet işbirlikçisi emekli Binbaşı Hıdır ve Ağuçan Ocağından Doğan oğlu Hüseyin (Doğan) dede –İzzettin Doğan’ın babası- ve ardılların rolü küçümsenemez. Böylece, TBMM de şovenist ve Siyonist CHPli Onur Öymen'in konuşması, Koçgiri’den başlayarak Dersim’le devam eden ve yakın dönemde Elbistan’la başlayıp günümüze gelen tüm Alevi katliamları sorgulanmaya başlandı. Bu da, yaşadığımız süreç itibariyle Alevi toplumu ve Alevilik için bir çığır açılmış oldu...

DAK- devletin Alevi açılımına karşı, Alevilerin demokratik ve özgürlükçü, gerçekten kendi farklılığı ve kültürel inanışlarını yaşayan açılımı ve sorunun çözümüne yaklaşımı nasıl olmalıdır?

İG-Asırlardan beri takkiyeciler, hurafeler, her daim sistemlerin sıkıntı çekmediği dalkavukçular, İttihat-Terakkiden bu yana da, mazbatalı İzzettin Doğan vb.leri, sözde araştırmacılar, ilahiyatçılar, Kızılbaşlığı (Aleviliği) asimile etmek için papağanlar gibi gevezelik edip durmaktadırlar. Kızılbaşlık (Alevilik) genel olarak, asırlardır üzerinde uygulanan vahşetleri ve oynan oyunlara gelmemeliler. Kendi menfaatleri karşılığı değerlerini satanları da dışlamalıdırlar. iktidar ve taht için kardeşlerini, çocuklarını rahatça öldüren zihniyetten pek bir şey beklememeli. Kızılbaşlık (Alevilik) bugün esas olarak, önce kendini tanımlamaya ve geçmişi ile bağlantısını kurmaya buradan hareketle de inanç ve ibadetlerini, deyişlerini, yeniden düzenlemeye ihtiyacı vardır.

24 Aralık 1919'da M. Kemal, H. B. Veli dergahına gidip, yüklü bir maddi destek alarak, hedeflediği ittifakı yakalıyor. Günümüz iktidar ise, devletin verdiği görevi ifa etmek için, çeşitli "Alevi çalıştay'larla, T.TC’nin dağılmış çok başlı üniter kafasını birleştirmek için, tek tipçilik rejimini restore etmeye çalışıyor. Sözüm ona dogmatikçe Alevi şovenizmine soyunan bazıları, tek yönlü Alevilerin çelişkilerini egemen düzenle değil, düzenin uzantısı kökten dinci vb. güçlerle açıklamaktadırlar.

Son olarak; ağaç özgürce serpilip gelişerek, dalları ve yaprakları yeşerip meyve çiçeğine durur. Dolu vurur, ağacın yaprakları kelleşir ve meyve çiçekleri dökülür. Ağacın dalları kesilirse ne gölgesi olur nede meyvesi! Bu ağacın dallarına, bal armudu aşı'sı yaparsınız bal armudu olur. Elma aşı'sı yaparsınız, elma olur. Şeftali aşı'sı yaparsınız, şeftali olur. Alıç aşı'sı yaparsanız, alıç olur vb...yani çeşitli dönemlerde egemen güçlerce Kızılbaşlık (Alevilik) asimile edilmeye çalışılır. Fakat, ağacı kökünden kesmeye çalışsanız bile yine toprak altındaki damarlarından tekrar yeşermeye başlar. İşte Kızılbaşlık (Alevilik) yeniden yeniden kendini var etmeye çalışacaktır. Yani insanlığı ne kadar yok etmeye çalışırlarsa çalışsınlar, insanlık bu dünya da var oldukça Kızılbaş (Alevilik) inancı da var olmaya devam edecektir. Kızılbaş (Alevi) aydınların sahneye çıkışı, ortalığı takkiye ve hurafe dalkavukçulara dar etmeye adaydır.

Kürdistan-Aktüel

 Dursun Ali Küçük: sayın Güner bizimle röportaj yapıp zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.
İsmail Güner: bende teşekkür ederim.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile