HASAN DERE-RÖPORTAJ-ALEVİLİK
Dursun Ali Küçük-Alevilik neredeyse geçmişten bu güne ezilen ve katliamlara uğrayan bir kimlik, inanç ve kültürdür. Bu kadar yok sayılmasını ve inkar edilmesini kısaca açıklar mısınız?
Hasan Dere:Öncelikle, iki yakıcı sorundan biri olan Aleviliğin (diğeri bildiğiniz gibi Kürdistan'ın özgürlüğü sorunudur) asırlardır gördüğü baskılara direnmesi anlamındaki girişimleri yürekten desteklediğimi belirteyim.
Bu direnişe, görüşlerimi alarak beni de dahil olmaya yönlendirdiğiniz için teşekkür ediyorum ve severek sorularınızı yanıtlamaya çalışacağım.
Aleviliğin üzerindeki baskıların nedenlerine gelince;
insanların soruna bakış açısına, düşünüş sistemlerine ve konu hakkındaki bilgi kapasitelerine bağlı olarak farklılıklar gösterebilir, düşüncesindeyim.
Çünkü bazıları Aleviliği İslam'ın bir mezhebi olarak görüyor.
Bu bakış açısıyla Aleviliğin ezilmişliği değil, ufak çaplı haksızlığa uğramaları söz konusu olabilir.
Diğer yandan aynı bakış açısıyla Alevilere bir Cem evi açtınız mıydı sorun biter, zannedebilirsiniz.
Zaten Aleviliği Türklüğe, dolayısıyla TC devletine bağlama çabaları, salt bir Cem odasına kavuşmaya indirgenmeye dönüşüyor!
Hatta bunlara göre, Cami içinde bir bölümü Cem'e tesis etmek dahi sorunu halletmeye yetebilir!
Oysa bana göre, Aleviliği İslam içi göstermek, ezeniyle aynılaştırmak demektir ki, Aleviliğe bundan büyük hakaret düşünülemez, yapılamaz!
Bana göre bu baskıların üç temel nedeni vardır.
Biri Aleviliğin ilk doğal dinlerden olmasındandır.
Çünkü tek Tanrı'ya inandığını savlayan dinler, kendi sanılarına göre Alevilerin maddi Tanrısından 'üstün', manevi bir ilah icat etmişlerdir. Ama buna rağmen, inanç denen hiyerarşiyi Alevilikten kopyalamışlardır. Alevilik bir din olarak tümüyle aleniyete çıkarsa ve hele en eski dinlerden olduğu, en azından Musa-İsa-Muhammed peygamberlerin dinlerinden eski olduğu ortaya çıkarsa, bu kopyalama da aleniyete çıkacaktır. Dolayısıyla inananları şüpheye düşeceklerdir. Baskının bir nedeni budur.
İkinci neden yaşayan ilkel komünal toplumun kültür ve ahlakı olmasıdır.
Çünkü dünyada egemen olan özel mülkiyetçi sistemin, toplum içinde yaşayan komünist bir ada görünce uykusu kaçıyor. Bu nedenle Aleviliği ezme düşüncesi devlet sınırlarını aşıyor! Sınıflı sistemin ortak bir mücadele stratejisi haline geçiyor.
Böylece Alevilerin tüm dünyada bir statü edinmeleri engelleniyor.
Bana göre bu iki sebebi üçüncü bir neden tamamlıyor. O da yeryüzünde yaşayan Aleviliğin merkezinin Kürdistan olmasıdır.
Diyalektik maddeci bir bakışla ele aldığınızda, ulus anlamında bir Kürd realitesi henüz ortaya çıkmadığı bir aşamada Aleviliğin izlerine rastlanıyor. Bu tespit kesinleşmiş doğrulardandır.
Kürd ırkının atalarının ortaya çıkmaları ve Alevilikle buluşmalarına kadar, yukarıda sıraladığım iki neden geçerliydi.
Aleviliğin kaynağının Kürdistan olduğunu, sayısal çoğunluğunun bugün dahi bu coğrafyada yoğunlaşması kanıtlamaktadır.
Ezilen Kürdistan'lının, ezilen Alevilikle buluşması, bu ezilme ve dışlanmanın katmerleşmesine yol açmaktadır.
Sayfanıza da asılan 'Alevilik ve Kitap' adlı yazımda (Aleviliğin kaynağının Kürdistan olduğunu şu harita çok iyi göstermektedir.) diye bittiğim cümlenin sonuna eklediğim o haritanın İnternet adresi, teknik bir aksama sonucu sayfaya yansımamıştır. Yazının orijinalını değerli Güner'e yeniden yollayacağım, umarım linkler bu defa görünür, okuyucuların da yeniden göz atmalarını rica edeceğim. Haritanın linkini buraya verelim. merak edenler baksınlar: http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Aleviter_i_Tyrkiet.gif
DAK- Cumhuriyet tarihi boyunca Aleviler ve inancı yasaklandı. Aleviler de adeta şeriat olacağına, ona yasaklayan ve kendini laik ilan eden sisteme bir bakıma sarıldılar. Hala bu tür yanılgılar devam ediyor, bunu neye bağlıyorsunuz?
HD-Bugün Alevilerin bu davranışlarını tabi ki onaylamıyoruz, ama bu tutumlarında bir tutarsızlık yok. Tutarlıdır, çünkü Aleviliği tarihi materyalizmle ele almak gerek. Özellikle tarihle okumak gerekir.
Alevilik, komünal toplum aşamasının üst yapı kurumudur. Burada (ezen-ezilen) sınıflar olmadığı için, sistemi talandan korumak olanaklı olmadı.
Sınıflı aşamaya geçerken, ilk sermaye birikiminin çok kanlı bir boğazlaşma sonucu gerçekleştiği biliniyor.
Komünal toplum, modern üretim (Burada bir çelişkiye temas edelim, üretici güçlere güzelleme dizen Marksizme uygun olarak!..) araçlarına sahip değildi ama, özgür ve mutlu insanlar toplumuydu. Üretim araçlarının morenleşmesi, esaret zincirinin modernleşmesinden başka bir yarar sağlamadı.
Sınıflı aşamaya geçerken, ilkel ama özgür insan toplumu olan o yapı tam zıddına, yani bir insan gurubunun diğerini esir aldığı, köleye çevirdiği bir aşamaya geldi.
Tabii ki, bu büyük zulümlerle gerçekleşti. Herhalde kimse gönüllü köleliği veya köle olmayı kabul etmemiştir.
Doğaldır ki katliamlara uğramış bir topluluk, tutunacak dal arar. Ünlü sözdür bilinir, 'denize düşen yılana sarılır'!
Her yeni gelen din, ideoloji, sistem umut oldu, ama gelen de hep gideni arattı.
Anımsayalım, İslam'ın helal ilan ettiği 'ganimet' için sallanan kılıç , İslam'ı yayma maskesi altında tüm Kuzey Afrika İspanya'ya dahil ele geçirdi.
Başkalarının emeklerinin ganimet adı altında helal edilmiş olması, talanla geçinen bir topluluk olan Osmanlılara İslamı hemen sevdirdi. Öyle ki, hemen gidip Araplardan hilafeti dahi alarak kendilerini İslam aleminin ruhani liderleri konumuna çıkardılar.
Doğal olarak ganimet avcılığı yapan iktidarların, dinlerin ortakçı toplumu benimsemeleri olanaklı değildi. Bun nedenle Aleviliği yer yüzünden silmek için ellerinden gelen her zulmü uyguladılar. Canlı canlı deri yüzmekten, kırk katırla çekerek parçalamaya kadar...
Hem İslam, hem Osmanlı baskısı yüzyıllarca sürdü.
Nihayet, biri çıkıyor (M Kemal Paşa) ve yüzlerce asırdır zulme uğramış insanlara, 'benimle olursanız dinlerin toplum üzerindeki baskılarına son vereceğim' diyor. Alevi neden bunu desteklemesin?
Ancak, şu gün kandırıldıkları bariz biçimde aleniyete çıkmışken, hala Kemalizme sevdalanmaları kabul edilecek şey değildir.
DAK-Son aylarda Kürt Açılımı ile birlikte Alevi Açılımı tartışılıyor. Devlet ve hükumet çalıştaylarla görüş aldığını söylüyor. Sanırım final niteliğindeki Alevi Çalıştayı bu ayın sonunda yapılacak. Bu çalıştaylar ve toplantılarla Alevilerin iradelerinin dikkate alındığına inanıyormusunuz? Aleviler ne kadar bunun içinde ve dışındadır?
HD-Adını ne koyarsanız koyun, bir defa demokratikleştirilmek isteniyorsa devlet, değiştirilmez denen yasalar başta gelmek üzere, antidemokratik bütün yasaların değiştirilmesi gerekir.
Anadili ayrı olan ve kendini başka ırktan sayan, başka bayraklarla kendini temsil etmek isteyen insanı Türk sayan, başka bayrakları yok sayan, Türkçe dışında dillerin varlığını inkar eden ve Türkçe dışında dillerin ana eğitimde kullanmasını men eden yasaların değiştirilmesinin teklif edilmesine dahi tahammül etmeyen bir yapı ne kadar demokratikleşebilir?
Zaten 'değiştirilmesi dahi teklif edilemez' demek demokratikleşmeyi reddetmek demektir.
Çünkü asırlardır diğer ırkları 'egemen' ırk içinde ve dinleri de İslam'ın Hanefi mezhebi içinde asimle etmek isteyen bu yapı, özünde değişmeyecek demektir.
AKP hükumeti de 'açılımda neler olamayacağını' sıralamakla ve Alevileri Diyanet içine çekme projesiyle, asimle tutumundan vazgeçilmediğini ortaya koymaktadır.
Alevi çalıştaylarından devlet dışı faaliyetleri olumlu bulurum. Zaten laik devlet, bir anlamda din karşısında taraf olmayan devlet demektir. Kendiliğinden devlete yanaşan din de, siyasal İslam gibi anlaşılmalıdır. Dinin devlet yönetimine bulaşması olarak algılanarak reddedilmelidir.
Devletin dini olmaz, devlet insan değildir, ibadet yapmaz! Bu nedenle bir dini tutmaz, yaygınlaştırmaya, egemen kılmaya çalışmaz ve bir dini finanse etmez, edemez.
Aleviliği egemen ırkın dini gibi gösterme çabalarının altında da sömürgecilik amacı yatar.
Bu nedenle Aleviliği 'Türk' ırk ile ve devlet ile ilişkilendirmek kastidir.
Devlet mahreçli Çalıştaylarda Aleviliğin iradesinin yansıtılamayacağı zaten aleniyete çıkmıştır. Demokratikleşme ve Alevi çalıştaylarının amacı, devletten soğumuş Kürd ve Alevilere özü değişmemiş devleti yeniden keşfettirmektir, sevdirmektir.
Hakiki bir Alevi bu ayak oyunlarına gelmez ve ret eder!
DAK- Kürt Açılımına MHP ve CHP ve benzerlerinden sert karşılık var. Alevi açılımını istemeseler de bu denli tepki göstermediler.
Ama dan Alevi söylemlerini yapmaları ne derece inandırıcı? Öymen'in Dersim soykırımı ile yoğun tepki toplayan tavırları devam ediyor mu?
HD-Bu sorunun bir bölümüne yukarıda yanıt verdim sanıyorum, ama tekrar olsun.
Somut Alevi taleplerini kapsamayan, ancak Aleviliği, devleti sevdirme amacıyla kullanılacak malzeme terekesine indirgeyen yaklaşım, açılım izlenimi vermekten uzaktır.
Dolayısıyla hiçbir inandırıcılığı olmuyor. Zaten bu girişime sıcak bakanlar, eskiden beri Kürd özgürlük hareketi karşısında devleti tutan kimselerle sınırlıdırlar.
Geniş Alevi kesimi inandırıcı bulmamaktadır.
Kürd açılımından Milli birlik projesine zıplama, açılımların bel kemiği olan sorunun, 'TC çatısı altında ve Türk kimliği gölgesinde birliği yeniden tesis' olduğu zaten açık açık ilan edildi.
Bu durum, Alevi Açılımının da bir araç olarak kullanılmak istendiğini gözler önüne seriyor.
Onur Öymen' gelince, O hep söylememesi gerekeni ağzından kaçırır.
Dersim katliamını itiraf etmesi de gayri ihtiyaridir, teşekküre değer bir şey değildir.
Ancak söyledikleri, dedelerinin katledildiğini unutup kendini 'en büyük Kemalist' sayanlara tokat olmuştur.
Öymen'e kızmalarının nedeni de 'niye itiraf ettin de bizi zorda bıraktın' demek gibi bir şeydir!
Çünkü, dikkat edildiyse tepki, sadece katliamı itiraf eden kişinin CHP den istifası talebiyle sınırlıdır. Bu da tepkinin katliam yapılmış olmasına karşı değil, itiraf edilmiş olamasına karşı olduğunu gösteriyor.
Katliama tepki göstermek isteselerdi bir tek Alevinin CHP de durmaması gerekirdi!
Onur Öymen tam CHP ye layık bir adamdır, neden istifa etsin ki? CHP Öymen'den daha masum mudur? Bu katliamı M Kemal'in CHP'si yapmamış mıydı? CHP nin Öymen'lerin partisi olduğuna daha ne gibi kanıtlar gerekir?
Şahsen ben, CHP den istifa etmesine karşıyım, çünkü tam oraya layık biridir.
Ha bu itiraf, katliama uğradıklarını bilmeden CHP ye, dolayısıyla Kemalizme çalışmış Dersim'lilerin-Alevilerin olayı öğrenmelerine vesile oldu.
Bu andan itibaren de eğer hasiyetliyseler, bu partiden istifa ederler! Ve bir daha asla kemalistlik etmezler!
DAK- Alevi açılımı Aleviler açısından olumlu bir hava yarattı ve fırsat sunuyor. Devletin ve hükumetin Alevi açılımı Alevi tanıma adı altında eritmenin farklı bir biçimi değil mi?
Açılıma karşı Alevilerin yaklaşımı ne olmalıdır?
HD-Açılımın bir umut yarattığı doğrudur, ancak 'Fırsat' yarattığı konusunda iyimser değilim.
Ne fırsatı?
Her gün insanların düşüncelerine, ırklarına, siyasal eğilimlerine göre hala fişlendiğine dair belgeler çıkıyor.
Alevilerin, solcuların, Kürdlerin, Çingenelerin devlet hiyerarşisinde görev almalarını engellemeyecekse bu fişlemelerin bir anlamı olur mu? Bu fişleme faaliyetleri, fırsat iddiasını çürütmekte değil midir? Eğer insanlar arasında ayırım yapılıyorsa, fırsattan söz etmek beyhude olmaz mı?
Açılım denen şey, farlı ırk ve inanışları devletin resmi görüşü içinde eritmeyi amaçlamaktan ibarettir.
İç İşleri Bakanından tutun Başbakana kadar, hatta Cumhurbaşkanı dahi açılımın amacını böyle tarif etti. Zaten bu nedenle adı 'Milil Birlik Projesi' olarak değiştirildi. Bu da açılımların, sorunları çözüme diye bir ufku haiz olmadığını ortaya koyuyor zaten.
Ancak ve belki eritme (asimilasyon) ifa edilirken, artık alışılmış sert uygulamalara değil de yumuşak metotlara baş vurulacaktır. Hepsi kadar, bundan ibarettir.
Ama, özellikle Kürdistan-TC çelişkisi söz konusu olduğunda, yukarıda sözünü ettiğim o değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddeleri durdukça, yumuşak uygulamalara geçilmesinin olanağı yoktur!
Eşitlik, özgürlük veya hak talebi bulunan bütün cemaatler, bunun taşıyıcısı olan akımlarla birliğe gitmeliler. Bunun dışında bir çözüm yöntemi yoktur.
Eşitlik ve özgürlüğün tarihsel savunucuları ezilenlerdir. Ezilenlerin ideolojisini yaratan ve taşıyon solculardır.
Burjuvazinin demokrasiyi sağladığı demagojiden ibarettir.
Bir defa burjuvazi. dünyadaki bütün savaşların sorumlusu ve sürdürücüsüdür.
Başka yazılarda izah etmiştim, çünkü savaş burjuvaziye ürettiği malları yeniden satmak için pazar açan en güçlü araçtır. Savaşla her şeyi tahrip et yeniden sat!
Bir de başkasından üstün olan, başkasından iyi yaşayan neden eşitlik talep etsin? Neden demokrasiyi savunsun ki?
Üstte olanın, altta kalana 'gel eşit olalım' demesi mantıksızdır!
Eşitliği, eşit olmayan altta kalan talep eder, ve bu talep mantıklıdır.
Üste olanın üstünlüğünü idame ettirme alışkanlığı, ne yazık ki sol örgütlere de bulaşıyor!
Üstte yaşayan parti lideri ve lider kadro, demokrasi isteyenleri neden hainlikle suçlayıp öldürmeye çalışıyorlar sanıyorsunuz! Tabi ki üstünlüklerini korumak için!
Kurtarıcı rolüyle PKK, ilkin TSK ile gizli ilişkileri, ikinci olarak da örgüt içindeki statülerini pekiştiren, sözünü ettiğim antidemokratik işleyişiyle umut vermekten oldukça uzaktır.
Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, basında yazılanlara göre, ABD yetkilileri tarafından, TC generallerine yaptıkları bir görüşmede 'PKK lider kadrosunu size teslim edelim' önerisi yapılmış. Generaller, AKP güçlenir gerekçesiyle reddetmişler.
ABD'nin bu teklifi yaptığına ve TC generallerinin reddettiğine kanıyım. Ama gerekçe gerçekçi görünmüyor. Bana göre asıl neden, teslim edilmesi söz konusu olan lider kadro, TSK elemanları olmalarındandır. Zaten, ABD bunu bildiği için lider kadroyu teslim etmeyi öneriyor. Çünkü TC generallerini dize getirmek için, 'biz her şeyi biliyoruz' mesajı veriyorlar.
Bunlar TSK kadroları değilseler, 40 000 Kürdün kanına mal olan bir savaş sonunda, hiç bir hak elde etmeden sözde barışa razı gelinmesi nasıl anlaşılır?
Dolayısıyla PKK önderliğindeki yapı güven vermekten oldukça uzaklaşmıştır. Bu güveni inşa etmeden, ne Alevi hareketi ne de Kürdistan Özgürlük hareketi başarı sağlayabilir.
Kısaca Aleviler, solcular ezilen-horlanan diğer azınlıklar özgürlük ve eşitlik istiyorlarsa Kürdlerle ittifak etmelidirler. Çünkü, özgürlük ve eşitliklerin taşıyıcısı Kürdistan Bağımsızlık hareketidir.
Zaten Kürdistan Özgürlük hareketi olmasaydı, bu açılım noktasına gelmek hayal bile edilemezdi!
Yine ancak, bu aşamada Kürdistan özgürlük hareketinin PKK hegemonyasından kurtulma diye bir sorunla yüz yüzsedir.
Yeniden yapılanmadan ve ulusal bir cephe önderliğine alınmadan da umut vermekten uzak duracağa benzer!
DEVAM EDECEK


