Anasayfa Röportaj HASAN DERE-RÖPORTAJ-ALEVİLİK

HASAN DERE-RÖPORTAJ-ALEVİLİK

alt2.Bölüm/
DAK-Aleviler her inanç gibi homojen değiller. Demokratik Alevi Hareketi Alevilerin yüzyıllardır biriken sorunlarının çözümü için ne yapmalıdır?
Alevilerin iradelerine dayanmayan bir açılım başarılı olur mu?



HD-Aleviler kendi inançlarını özgürce yaşamak için uğraş vermek zorundadırlar.
Bu uğraş sadece devlete karşı da olmamalıdır. Aleviliği kendi içinde eritmek isteyen her akıma karşı direnmek zorundadırlar.
Örneğin İslam'a iç edilmek isteniyor.
Alevi 'İslam içiyim' derse, diyanete bağlanmalarına karşı direnemez. Zaten direnmesi de gerekmez çünkü o dinin bir parçasıdır.
Bu durumda dinini (İslam'ı) öğrenmesinden daha doğal bir şey de olamaz. Dolayısıyla din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkması anlamını yitirir.
Müslüman olup Kuran kurslarına, imam hatip okullarına, camilere vb. karşı duramazsın çünkü!..

En iyisi Alevilerin kendi dinlerini iyi araştırmalıdırlar.
1300 yılı aşkın bir zaman süreci sonucu zulmü ve baskısıyla içlerine nüfuz etmiş İslami bir sızma bulunduğun görmeli ve temizlemeliler. Ve yitirdiklerini yeniden keşfetmeliler.

Mesela Pir adı neden kutsaldır, nedir bu pir, hangi dildir, neden Koca Sultan Abdal, Pir unvanını aldı?
Mesela Kürdçe'de Pir, yaşlı kadın demektir. Kürd Alevilerden bazıları, Allah kadındır derler. Şaka olsun diye Allah karımdır, anamdır diyenlere de rastlanır. Ama, bu da Allah'ın kadın olduğuna vurgu yapar.
Alevilikte bu gün 'dede' denen kurumun aslı 'Pirler ocağıdır', Pirler (kadınlar) doğurgandırlar. Bir tür yaratıcılıktır doğurganlık. O halde, Pirler ocağının Pir yetiştirme merkezi olması yadsınamaz!
Kürd Alevilerde bazı sülaleler kadın adıyla anılır. Kırklar meclisi de dahil, bazı toplantılara kadınlar girmeden başlanmaz.
Bütün bunları İslam'ın neresinde bulabilirsiniz?

Bugün büyük ölçüde tahribata uğratıldığı aleni olan dinlerini, özgün hale getirmek isteyen Alevilerin iradelerini başkalarının eline vermemeleri son derece önemlidir.
Dinlerin devlet dışı ve bağımsız kurumlar olmaları gerekir. Siyasetle uğraşarak suça bulaşmaları doğru değildir.
Ancak, haksıza karşı olmak dinin en temel ilkesidir.
Zaten Tanrı inancı korunma duyusuyla ortaya çıkmıştır. Korunmak isteyen, kendini zalimin zulmünden koruyacak bir Xwedê (sahip) arar.
Kendine koruyucu arayanın, korunmaya muhtaç olana değil de zulmedene yanaşması, dinini iğdiş etmesidir!
Alevinin, dili kimliği yasaklanmış, sadece bu uygulamanın bile aleni bir haksızlığa, zulme işaret ettiği ortadayken, Kürde sahip çıkmak yerine, Müslümanların yaptığı gibi, bu topluluğun dilini-kimliğini yasaklayanlara yanaşması, Aleviliğini bitirmekle eştir.

Alevinin geleceği ezilenlerle birlik olmaktan geçer!

DAK- Aleviler ve demokratik Alevi Hareketi nasıl bir örgütlenme ve mücadeleye gitmeli, mevcut mücadele düzeyi yeterli mi?

HD-Aleviliğin mevcut koşullarda çeşitli örgütlenmelere başlamıştır ve zaten örgütleri mevcuttur.
Hem yeterli değiller hem de bunlar içinde başkasına zulmeden devlet yapısına sıcak bakanlar var. onlar Alevi kuruluşu olarak görmemek lazımdır.
Dediğim gibi kendine sahip arayanların, haksızlığa uğramış mazlumlara sahip çıkmaları anlamlıdır.
Canların buna dikkat etmemelerinin düşkünlüğü neden olacağını bilmeleri gerekir.
Örgütlenme faaliyetleri hakkında çok fazla şey söyleyecek durumda değilim, çünkü herhangi bir örgütlenme faaliyeti içinde yer almış değlim.
Ama Alevilerin, Papalık kurumu gibi bir örgütlenme perspektifiyle hareket etmelerine, sistem içi (mevcut yasallık zemininde) kalındıkça izin verilmeyeceği düşüncesindeyim. TC devleti değil, emperyalist hegemonyanın izin vermeyeceğini düşünüyorum.

Ancak statükoyu zorlama göze alındığında, statüko dışı güçlerle ittifak etmek kaçınılmaz görünüyor!
Dolayısıyla mevcut mücadele düzeyini oldukça zayıf bulduğumu söyleyebilirim, ancak umut vericidir. Yükseleceğine inanıyorum.
Devlet çizgisi, zayıflatma etkisini arttırırken (aman bölünmeyelim sendromu), devlet dışı hat oldukça umut vericidir.
Zaten özgün Alevi araştırmacılar da bu safta yer alıyorlar.
Mehmet Bayrak, Ethem Xemgin, Haşim Kutlu gibi.

DAK-Devletin resmi dini oldukça, farlı din ve inançlar nasıl özgürleşir, özgürleşmesi için görüşlerinizi belirtimisiniz.

HD-TC devleti ne dinden ilişkisini kesmiştir, ne de halkçı olmuştur.
Eski anayasalara ''devletin dini İslam'dır'' ibaresi dahi konmuştu. 1928 de anayasadan çıkarıldı, ama uygulamadan çıkarılmadı.
Devlet İslam dinini öğretir, devlet cami yapar, devlet dini işleri yönetir. Devlet dini birleştirici bulur, imamları rahat yaşasınlar diye maaşa bağlar vs.
TC'nin laik söylemi çok vurguladığını ancak laik olmadığını rizgari.org'daki birkaç yazımda açıklamıştım.

Laik kelimesinin anlamı dinle ilişkisi olmayandır. Ancak o çağlarda din adamları aynı zamanda devlet yöneticileriydiler. Dinle ilişkisi olmayanların, aynı zamanda devlet yönetimiyle de ilgileri yoktu. Bu nedenle laik devlet yönetiminde, daha doğrusu devlet bürokrasisinde de görev almayan demekti ki, bunlar halka denk düşer. Yani laik hem dinle ilgisi hem devlet hiyerarşisiyle ilgisi olmayanlar diğer adıyla 'halk' demektir. Yani laik olan aynı zamanda halkçı olandır.
Günümüzde de bundan hareketle, devletin ile din ilişkisini ayırmak demektir!

TC'nin halka zulüm edilmediğini düşünenler 'iç isyanlar' diye yazarak google'a baksınlar.
Halk bu devlete niye isyan etmiş acaba?
Şimdilerde Kürdler ne diye isyan ediyorlar?
İdaresi altındaki halkın ana dilini yasaklayan kaç devlet var yer yüzünde? Bu ahali bu devletin halkı değil miydi? Halkın dilini yasaklamaktan büyük zulüm olur mu?
Değildir diye düşünenler, empati kurarak kendi dillerinin yasaklandığını düşünsünler!

Devlet bir dini yaygınlaştırıyorsa, bir dini besliyorsa, koruyorsa laik değildir.
Halka zulüm ediyorsa halkçı da değildir.
Bu anlamda TC iki anlamda da laik olmuyor, değildir!

İslamı yaygınlaştırılması çabaları sadece TC ile sınırlı değildir.
Araplar, Emeviler, Eyyubiler, Osmanlılar da İslam'ı yaygınlaştırmaya çalışıyorlardı.
Aleviliğe sızan İslami ögeleri, bu 1300 yıldan fazla süren yaygınlaştırma sürecinde ve zorla kabul ettirme faaliyetleri içinde anlamaya çalışmak gerekir.

Buradan hareketle Alevilerin, bir dinin tarafını tutan devletten adalet beklemeleri anlamsızdır.
Aleviler özgürleşmek istiyorlarsa ve ibadetlerini özgürce yapmak istiyorlarsa devlet dışı bir çizgide durmak zorundadırlar.
Bağımsız davranmak durumundadırlar.
Bu tutum, mazlumun hakkını savunmakla, mazlumla ittifak yapmakla çelişen bir durum değildir.
Dursun Ali Küçük: sayın Hasan Dere bize zamanınızı ayırıp Alevilik konusunda görüşlerinizi sunduğunuz için teşekkürler.
Hasan Dere: Bende teşekkür ederim.

28/01/10  

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile