HÜSEYİN DEDESOY-RÖPT.-REA HAQ
2.Bölüm/
Dursun Ali kucuk: Eski Dersim çoğrafyasını, esas alarak Dersim-Koçgiri Aleviliğini özel bir yere oturtmak mümkün mü?
H.Dedesoy: Tüm bu anlatılanları ve söylenenleri toparladığımıza bence evet ayrı bir yere oturta biliriz. Neye ve Kime göre ayrı bir yer?
Tabiki Müslüman inaçına göre,Yani islam inaçına göre tamamen ayrı bir yer taşkil eder. İslam inancına göre Dünyanın sahibi yanı yaradan tektir. Onun eşi ve benzeri yoktur. Rea Haq ınaçına göre ise bu yaratan bir çoktor. Bu yaradanın ve Wahirin kimler olduğunu, dolayısıyla eğer Dersim-Koçgiri inancı Rea Haq-Alevilik hakkında sağlıklı bir fikir edinmek istiyorsak dediğim gibi bunu da ancak yaşlı kuşakta sözlü olarak dinliyip öğrene biliriz.
Memleketteki Son Otuz-Kırk yılın yarattığı tahribatın izlerini ve sonuçlarını o yaşlı kuşakta daha net göre biliyoruz. İnsan dünyasında İnanç biçimi, günlük yaşamdaki ritüeller, gelenek dediğimiz yaşam tarzı ve alışkanlıklar her gün ve her an tekrarlanarak yaşatılan ve canlı tutulan şeylerdir. Bunların olanakları oratada kalkınca O toplumun inancıda yok olur, bilincide. Biraz düşünürsek Dersim-Kocgiri Insaninin son seksen yıldır neler yaşadığını ve nasil bir tahribata uğradığını rahatlikla gorebiliriz. Bu kadar acı ve yikimdan sonra hangi inanci, hangi gelenek ve hangi yaşam biçimi sağıiklı bir şekilde ayakta dura bilirki? Üstüne üstlük, Ortalikta bilir bilmez bir çok kişi bu konuda ideolojik ve günü birlik siyasi çıkarları gozeten teoriler icat ediyorken, bu nasil mümkün olabilirki?.
D.Ali Küçük: özellikle Bektaşilik ve Rea Haq aynımıdır, aynı değilse neden?
Bektaşiler Dersim’de olmamakla birlikte Bektaşi cem evlerinin açılması ne anlama geliyor?
Bektaşilik yoluyla bazıları dersimlileri Türkleştirmeye ve gerçek inançlarını revize etmeye çalışıyor? Sunni egemenliğini kabul etmeyen Dersim, Rea Haq dışında Bektaşileştirilmesini ve bu Alevilik adı altında Türkleşmeyi kabul etmesi yeni bir eritme değil mi?
H. Dedesoy: Bu farkın ve benzerliğin ne olduğunun tam anlaşılması için. Geçmişte Osmanlılın izlediği politikanın ne olduğunun bilinmesi gerekiyor. Dolayısıyla günümüzde de devam eden Dersim-Koçgiri Alaviliği ve Bektaşiliğe dayır izlennen Türk yada Müslüman Kürt çevrelerinin politikalarının bilinmesi için biraz tarihe uzanmak gerekir diye düşünüyom.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Anadolu kırsalında yaşayan Aleviler, iki dinsel merkeze sahipti. Birincisi Hacı Bektaş tekkesi, diğeri ise Dersim (bugünkü Tunceli) bölgesi idi. Geçmişi 14. yüzyıla kadar giden Hacı Bektaş tekkesinin, döğu bölgeleri harıç Anadolu Alevileri içın önemli bir yeri vardı. Bu merkezden kırsal bölgelerdeki Alevilerin büyük bölümü yerel ‘dedeler’ aracılığıyla yönetilmekteydi. Tekke’den buralara yapılan yıllık ziyaretlerle ilişkiler pekiştirilmekteydii Bektaşi tekkesinin sahip olduğu geniş taraftar ağını yaratmasında, onun Osmanlı merkeziyle olan ilişkileri belirleyici olmuştu. Kurulduğu geç Orta Çağ’dan, kısa bir dönem için kapatıldığı 1826 yılına kadar, bu ilişki yalnızca 16. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı – Safavi savaşları süresinde kırılma noktaşına gelmişti. Osmanlı’nın Şii Safavilerle yaşadığı sürtüşmelerin bedelini Anadolu’daki Aleviler ödedi. Osmanlılar, Safaviler’le işbirliği içinde olan Alevilere karşı sert tedbirlere başvurmuştu.
İmparatorluk açısından bakıldığında tekke, Anadolu’daki aykırı Türkmen aşiretlerini kontrol etmek için bir araçtı. Aşiretler açısından işe, kendileriyle aynı inançı taşıyan bu tekkeye bağlı olmak, merkezi başkıdan korunmak için bir kapi. Bu yüzden, tekke, aşırı aykırı düşüncelerin sızması ve İran tehdidine karşı ‘gözetim’ altında tutuldu. Her iki ihtimalin giderek ortadan kalktığı ve Alevilerin politik merkezlerden uzak, kırsal alanlara uzun süren geri çekilişleri, tekkenin aracı işlevini bir derece azalttı.
Bu yüzden önün 1826 yılında kapatılması, Alevi nüfusun şüpheli faaliyetleri yüzünden değil, kuruluşundan bu yana kendisine bağlanan Yeniçeri Ocakları’yla ilişkilerinden dolayı idi. 19. yüzyılın ilk yarısında yürürlüğe konulan reformların uzantısında bu birlikler ortadan kaldırıldığında, tekke de onlarla ruhani ilişkilerinden dolayı payını almıştı. Bektaşi tekkesinin etkili olmadığı doğu bölgelerindeki Aleviler için ise merkez, dağlarla çevrili Dersim bölgesiydi. Burada dini merkez bir tekke etrafında değil, kendilerini Ali soyuna bağlayan ve ‘Seyit’ unvanı taşıyan kutsal aileler çevresinde örgütlenmişti. Bölgedeki aşiretler için inançın ruhani merkezlerini bu aileler oluşturuyordu.
Bölgenin bir Kırmanç-Kurmanç beyliği olarak imparatorluktan aldığı özerklik, merkezi yönetimin uzun şüre bölgeye olan ilgisizliği ve aşiret sisteminin ayakta durması, yakın bir zamana kadar idarenin denetiminden uzak yaşamasını sağlamıştı. Bu da bölgede çalışma yapan seyitlerin faaliyetlerini sürdürmelerini kolaylaştırmıştı. Bu ailelerden en önemli olan Ağuçan, Derviş Cemal[1] Küreyş ve Baba Mansur Seyitleri aşiretleri karmaşık bir sistemle kendilerine bağlamışlardı. Aşiretlerle kurulan ruhani ilişki kalıtsal olarak kabul gördüğünden, kuşaklar ve bölgesel dağılımdan etkilenmemişti. Nitekim, Dersim yöresinden 17. yüzyıldan itibaren Sıvas, Malatya, Maraş, Muş, Erzincan ve Erzurum gibi illere dağılan aşiretler, ilişkinin akşaması değıl genişlemesini sağlamıştı.
Aşiretlerle birlikte onlar da göçlere katılmış, ya da Seyit ailelerinin üyeleri Dersim’den bu bölgelere yaptıkları yıllık ziyaretleri ilişkilerin sürmesini sağlamışlardı. Seyitler, Dersim aşiretleriyle birlikte çevre illere yayılmalarına rağmen, taraftarları araşına Kırmanç-Kurmanç aşiretlerin dışında başka etnik kimlikleri dahil edemediler. Onlar, zaman içerisinde bu aşiretlerin özelliklerini almadan da kendilerini kurtaramadılar. Seyit aileleri, tıpkı aşiretler gibi, iki düzeyde iç farklılık gösterirler:
Birincisi, onlar gibi kendi içlerinde ve aralarında ailesel bazda bölünmüş olmak; ikincisi, yine aşiretler gibi Zazaca ve Kurmancı olmak üzere iki dil konuşuyor olmak. Bu faktörler, onların çalışma alanlarını sınırlamakta ve kendi içlerinde bir merkezin çıkmasını engellemekteydi.
İmparatorluğun Balkanlar ve Orta-Doğu’da toprak kaybı, Anadolu’nun, dolayısıyla Alevilerin birçok yönden daha fazla dikkatleri çekmesine neden olan. Merkezi idarenin Alevilere artan müdahalesi beraberinde farklı tepkileri getirdi. Bektaşi tekkesinde bu süreç 1826’da, Dersimlilerde ise 1860’larda bölgenin son beyi Şah Hüseyin’in Dersim’den sürülmesiyle başladı.
D.Ali Küçük: Aleviler cephesinde somut ve ortak bir çözüm hala görünmüyor. Çözüm için çeşitli yaklaşımlar bulunuyor. Rea Haq veya Dersim Aleviliğinin çözüme yaklaşımı ve kendi çözümü nedir?
Alevilerle ortak neler yapabir, kendi özgün inanışı açısından neler yapmalıdır?
H.Dedesoy: Bence önce Dersim-Koçgiri insanının , yanı Rea Haq ınaçının sahiplerinin kendi aralarında bir birliğinin oluşması gerekiyor. Tıpkı Cumhuriyet öncesi yukarda belirttiğim tarihteki var olan durum gibi. Kenilerini Müslüman Kürt ve Türk inanç ve kimlik tarifinden ayırt etmeleri gerekiyor. Çünkü zaten tarihsel olarak bu ayrılık ve farklılık vardı ve halada devam ediyor. Farklı olmak diyerine düşman olmayı, yada onu yanlış görmeyi getirmiyor. Tam tersine dostluğun ve sağlıklı birliğin sağlanmasının yolu farkı ve farklılığı tanımaktan geçer. Türklerin uluslaşma adına Cumhuriyetten bu yanı kendilerinin dışındaki etnik azınlıklara ve inançsal farklılıklara aldıkları tutumun sonuçlarını görüyoruz. Bir ulus oluşturma adına o topraklarda Resmen tarihsel, kültürel ve toplumsal bir yıkım-felaket yaşattılar. Bugünde Türklerin bu kötü örneğini malesef Kürt ulusu yaratma adına diyerleri yapmaya çalışıyor. Şunu artık herkesin bilmesi gerektiğini düşünüyorum. İnkarla, yok saymakla, asimile etmekle. Katliamlarla Ne kendin var olursun nede diyerini yok edebilirsin. Dolayısıyla herkesin kendisinin dışındaki var olanıda Kabul edip onunla birlikte yaşamasını öğrenmesi gerekiyor. Geleceğin insanlığıda, inancıda, kültürüde ancak böyle kurtarılabilinir.
Böyle önemli ve güncel bir konuda banada yer ve zaman ayırdığınız için Sevgili Dursun Ali Küçük size ve Kürdistan Aktüel’e teşekür ederim. Dersim Xızırı hepimizi korusun.
Haq raziwo bira. Berxüdar olasın.
Saygılarımla.
Dursun Ali Küçük: Bende site adına size teşekkür ediyorum.


